herkesin bir kenti vardı, sokaklarında özgürce bisiklet sürdüğü, sevdiği kızın sokağını kabe'ymişcesine tavaf ettiği, ilk kez traş olduğu, ilk kez sopa yediği okul önünde, ilk isyan ettiği, yenice çıkan sakallarından gözyaşlarının akmasına izin verdiği.. benim hiç bıçak yaram olmadı, sakarlıktan kendimi kestiğim zamanları kayda geçmeyeceksek eğer. malum solaklık bir yerde azıcık sakarlık demek...
hah ne diyordum, herkesin bir kenti vardı. ben de bir zamanlar kotyora diye anılan onbinler ordusunun konaklamasına mütevellit adına ordu denmiş olan karadenizin kıyısındaki o küçük şehirde doğdum. bakmayın doğdum dediğime, görmedim ben doğduğumu. kayıtlarda geçtiği gibi konuşuyorum. küçük bir şehirdi ve ben en fiyakalı yerinde geçirdim çocukluğumu, şehri kuş bakışı gören, adına boztepe dedikleri bir tepe... akşam olunca şehrin ışıkları yanardı, sanırsınız binlerce ateşböceği bir yakıp bir söndürüyor ışıklarını... ve alabildiğine hoyrat bir deniz döverdi kıyıları. çocukluğu kir pas içinde geçince insanın, sonradan şehirli olmak zor geliyor. gözleri hep dağları seyiriyor...
ordu deyince insanların aklına boztepe'den sonra şehir merkezindeki en önemli cadde olan fidangör caddesi gelir. bi' nevi mecburiyet caddesidir gençlerin. sonrada sahil, burda önemli bir bilgi vermeli, ordu sahili karadenizdeki en güzel ve en iyi planlanmış sahildir. karadeniz pek sevmez sahilde kayaların üstünte oturup melankoli yapanları. tecrübe ile sabittir ki hep tepeden tırnağa ıslanırsınız. siz siz olun fazla yaklaşmayın. ne yapacağı pek kestirilebilir bir deniz değildir kendisi. biliyorum bu cümleleri yazarken bileniyor bana. islayacak bi dahaki görüşümde. oysa ben uzaklardan izliyorum onu yıllardır... neyse konu dağılacak. ben genel özelliklerini anlatayım biraz ordunun.
fındık üretiminde birinci yada ikinci olduğu tartışması asla bitmeyecektir giresunla. birbirine en yakın iki ilidir türkiyenin bu ara ordu ve giresun. şimdilerde kivi ekimi başlamıştır boşbakanın isteği ve fındığa kota getirme çabaları ile. perşembede çay yetiştirilebilecek bir mikro iklim vardır. aynı zamanda trunçgiller de yetiştirilebilir. türkiyenin en lezzetli mısırları da bizim oralarda yetişir. bilelim değil mi ? o kadar mısır araklayıp yol kenarlarında pişirdik çocukluğumuzda. fatsalılar kabul etmeseler de ordulu olduklarını, fatsa ve ünye en gelişmiş iki ilçesidir. e eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, fatsanın ünü, orduyu geride bırakmıştır.
türkülerini hepiniz seversiniz mutlak. hekimoğlu vardır eşkiyanın hasıdır. sonra yukarı akıtılma çabasındaki dereleri ordunun. newton sanırım salak mısınız kardeşim derdi duysa. şükür duymadı. boztepeye çıkmalı der başka bir türkü..
televizyonda bir programda izledim.kent merkezinde yayın yapıyorlardı,dikkatimi çekti mikrofon kime uzandıysa meslekleri öğretmen,öğrenci,devlet memuru,üniversitede öğretim görevlisi.kibar,güleryüzlü insanlardı ordulular.
kıyı şeridi güzel fakat,kıyısından hemen itibaren dağların başlayıp bi türlü bitmediği merkeze 55 km olmasına rağmen 3 saat süren ve telefon hattı bulunmayan köyünde öğretmenlik yaptığım şehre benzer bi yer.
şehir merkezinde toplu taşıma araçları olarak ford transit'ler kullanılıyor. havalandırması, kliması zartu zurtu olmadığı için yolculuk etmek çiledir resmen. bir de ömrümde ilk kez gördüğüm bir olay var bu minibüsçülerdeü ki onu da şu şekilde dile getireyim;
adamlar ayakta yolcu almıyor asla, durakta fazla yolcu kaldıysa telsizle bir arkadaki araca bilgi veriyorlar. "migros önünde bir bayan el kaldırdı tamam." gibi sözleri oldukça fazla kere duyuyorsunuz. *
artvin ile birlikte karadenizin yegane sol görüşlü ilidir. candır, insanları ne rizeliler ne trabzonlular gibi değildir. her köyü öğretmen, avukat, doktor ve mühendis çıkartır. eğitim seviyesi en yüksek 3 4 türkiye ilinden biridir ordu. insanı tipik karadeniz insanı gibi silah kullanmasada yinede çok asabidir. renkleri mor beyaz olmakla birlikte boztepe den orduya bakmak bir karadenizlinin boynunun borcudur.
türkiye'nin 52. şehri, doğu karadeniz'li olarak beni en çok gururlandıran şehir. kıydırmadılar ya denizlerine, nefise akçelik tüneli gibi tek yüz akı ayağıyla yer aldılar ya karadeniz sahil yolu projesi garabetinde, helal olsun. adı geçen türkiye'nin en büyük tüneli olup, ismini vefat eden kadın mühendisinden almaktadır, o isim verme sürecinde yaşanan kepazelikler kötünün lehine sonuçlanmadı ya, bu da ayrıca takdir edilesi.
Her taşın altından çıkan. Bir ilimizin adı ne yazık ki Ordu´dur.
Oysa ordu, Ordu ile yan yana gelemeyecek kadar manzarası kötü bir şeydir. Mesela içinde, Veli küçük gibi adamlar vardır.
samsun ile giresun ortasında kalan yer her tarafı güzel fatsa ünye prşembe gülyalı sahil gelişmekte olan illerin başında tabiki sanayi olarak değil turizm eğitim sağlık gibi konularda gelişiyor birde hava alanı yapıldığı zaman işte budur diyeceğiniz kent ama samsun ve trabzon ordunun gelişmesini istemiyor gibiler nedense...
oksijen diyarı mis kokulu memleketimdir.
karadeniz'in izmir'idir. modernliği ve süse düşkün insanları ile göz doldurur.
açlıktan nefesi kokarken gider markalı ürünlere acımasızca parasını sıçarlar. o yüzden bu küçük ilde ne marka ararsanız bulabilirsiniz, hepsini kalkındırırlar.
hatta bir işletmeciye sorulmuş, "neden bunun fiyatı bu kadar pahalı?" cevap: "buranın milleti çok para verdi mi içi rahatlıyo, ben şimdi bunu 20tl'ya satsam ömrü billah elimde patlar, ama 120tl'ye bak nasıl çatır çatır gidiyo."
gerçekten çok açıklayıcı.
Doğu Karadeniz Bölgesinin kapısı konumundaki Ordu ili, doğal güzellikleri, bitki örtüsü, mavi ile yeşilin kucaklaştığı kıyıları, koy ve kumsalları, kıyı şeridinden hemen başlayan dağları, yükseltilerindeki uçsuz bucaksız ve birbirinden güzel yaylaları ile turizmde geleceği parlak bir şehirdir.
Şehrin nüfusu 2008 sayımına göre 136.000'dir.Aynı zamanda Ordu, Karadeniz Bölgesi'nin Samsun ve Trabzon'dan sonra 3. en büyük ilidir.
ayrıca, eski adı yunanca cotyora(kotyora) olan şehirdir.
ilginçtir, askerliğini tcg yavuz fırkateyninde yapmış ben, kartadenizde ilk gidilecek yer olan ordu için çok da umutlu değildim. karadenizin tutucu taraflarıyla ilgili bir makale yazmıyacağım elbette ma ordu yu da öyle zannetmekteydim. gemiden saat 16:00 çıktık çarşıya saat dokuz a kadar vaktimiz vardı ve ben sahil boyunca barlar ve meyhanelerle dolu bir kent beklemiyordum. seni tanıdığım iyi oldu ordu, gerçi ikinci durak rize de gerçeklerle yüzleştim ama ordu bir başkaymış bunu anladım.