zamanında lisedeyken unutamadığım bir anıya konu olmuş üstad. hoşlandıgım tiki mi tiki bi kız vardı. tüm cesaretimi toplayıp açılmaya karar verdim. son sınıftaydık bir daha görüşeyecektik. ona neşet ertaş konser bileti aldım. çıkışta yakaladım. verdim biletleri benimle üstadı dinlemeye gelir misin diye sordum. bilete baktı uzunca yavaşça gözlerini kaldırdı bana dogru o an zaman durmuştu. off inanamıyorum daha önce böyle romantik bi şey görmedim dedi boynuma sar.. şaka lan şaka. mal mısın sen allah aşkına defol git. dedi. ahaha.
''usta'' kelimesini sonuna kadar hak eden şahısdır. yaşasaydı eğer, bir sarılmak isterdim. dertleşmek isterdim. herkes sanatçı olabilir belki. ama bu kadar mütevazi, sevilen, sayılan, bu toprakları, bu kadar güzel anlatan bir insan, daha gelmez herhalde. dertlerimizi bu kadar sahiplendiğin için minnettarız üstadım.
neşe dert aşk, bozkırın tezenesi, halkın sanatçısı canınız ne demek isterse işte o. ölümünden bir kaç yıl öncesine kadar iç Anadolu insanından başka kimsenin kıymetini bilmediği yüce ozan. ağlatırken de güldürürken de başka türlü düşündürtür insana, başka türlü hissettirir, onun hissettirdiği duyguyu bir başkası size veremez. Kadir kıymet bilmek bize göre değil biz ölüme beş kala yada öldükten sonra kadir kıymet bilir gibi yapan insanlarız.
“Onca yoksulluk varken” tertemiz aşklar yaşandıysa… Açgözlü, muhteris, kibirli maymunlara pabuç bırakmayan birkaç iyi adam çıktıysa… Duygusal, dinî, siyasi her türlü ilişkide ajitasyonun, manipülasyonun, dalga dubaranın gırla gittiği bir çağda; hiç kimseyi şahit tutmadan, gizlice, pırlanta gibi bir damla gözyaşı döküldüyse…