hüseyin baybaşin' in. demirelden habersiz tuvalete gitmez dediği. altın kaçakçılığı ile voleyi vurmuş, vurduğu volelerle partiler kurmuş, vakıflar açmış, açtıkça açmış açtıkça açmış bir şahsiyettir.
vatan sevgisi bu olsa gerek kişisi. 84 yaşında yaşıtları otururken o davasının peşinde. o türkiye'nin hak ettiği yerlere gelmesinin peşinde. eli öpülecek ulu önder. allah uzun,sağlıklı, huzurlu ömürler versin.
seni devrelerinle birlikte özlemiştik be hocam. isterdik ki bi elinden tansu çiller diğer elinden mesut yılmaz tutsun, muhteşem üçlü olarak sahnelere geri döneceğini muştulasın. sonra bu üçlü tayyip erdoğanı karşısına da aldı mı seyreyle cümbüşü.
ama cami şovlarından, abdest alma aşamasında elini ayağını yıkayan korumalarından, elini öpen müritlerinden esirgemezsen ona da kabulüz. oh be sonunda siyasete renk geldi deriz en azından. vallahi sıkılmıştık zira kılıçdaroğlu-erdoğan çekişmesinden. seninle dünyamız aydınlandı hocam. hoş gelişler ola!
edit: zannımca kendisinin geri dönüşüyle ilgili hicvetmem nahoş karşılanmış. takdir meselesi diyecek bir şey yok.
sahalara yeniden dönüşüyle takımını şahlandıracağını düşündürdüğüm insan.
tanrım düşünsenize necmettin erbakan gibi henüz 84 yaşında gencecik bi delüganlı önderliğindeki saadet partisini. ilk seçimde kendime başına iktidara gelmezse ben bu bıyıkları keserim..
allah ıslah etsin , bu ne uslanmazlık , arlanmazlık dediğim kişi.
partiyi çocuklarına bırakmadan ölmek istemiyor heralde.
adam gibi ülkede sadece soytarı olabilecek bir kişinin bu ülkede bazı kişilerce baş tacı edilmesi insanı kendi memleketinden soğutuyor.
siyasete asansörle geri dönmüş olandır. git evinde yat, dinlen dede diyesi geliyor insanın. ama monotonlaşan akp-chp atışmalarına renk katabilme ihtimali de var.
akıl yoksunu insan bu zamandan sonra ne olacağını umut ediyor ki? iktidara gelmeyi mi? ona bi hareket yapardım ama şu an iki elimde klavyenin tuşlarına basmak ile meşgul.
asansörlü sistem ile konuşma yapacağı sahneye yükselmiş kişidir.
onun yükselişini isa'nın göğe yükselişi gibi algılayan partililer çıldırırcasına mücahit erbakan çığlıkları atmışlardır.
gelin görün ki erbakan hoca'nın kendine bakacak hali kalmamıştır.
*''hakkında bu kadar entry girilince öldü sandığım'' diyecektim ama yine parti başkanı olmuş şahıs. parti başkanı olmak için bir koşul değil belki ama tek başına yürüyemiyor bile. hayret edilecek bir hadise, pes.
tekrar başkanlığa aday olduğunu gördüğümde yok artık şakadır rüyadır inanma diye nekadar telkin etsemde gerçektir efendim. amca, pardon dede demeliyim, bırak artık yahu nedir bu direniş bak biz genciz umudumuz var herşeye rağmen. senin başbakan olma hayalin bile yetiyor yaşama sevincimizi yok etmeye...siyasetle ilgin evden tv uzaklığından olsun hani onada gerek yok ama okadar olsun.
edit: evet pişman oldum başlığa yazdığım entry'in yukarıdaki haline... vefat etmeseydi farkına varabilirmiydim? hayır... hakkındaki yukarıda yazdığım fikirleri geçelim... yine bir ders edindim... insan ölen birisinin arkasından (tabi sağlıklı bir bireyse eğer) hakkında kötü birşey söylemeye dili, gönlü varmaz ölümdür çünki...kısaca allah rahmet eylesin yakınlarına ve sevdiklerine sabırlar versin dileklerim.... dersime gelirsek herkez birilerini eleştirirken ölçüsünü ayarlamak noktasında sanırım bunu kullanabilir ölümü yani... sonradan üzülmemek adına...
kayıp trilyon ve belgelerde sahtecilik gibi suçlardan sicili olan, siyasete asansör ile dönüş yapmış sp'nin yeni başkanı. bu adamı ne zaman görsem cem uzan ve zamanında aynı erbakan gibi onu da çılgınca alkışlayan insalar gelir aklıma. din dayanaklı cahillikten az da olsa modern hayata dini ile beraber geçiş yapan, kültür düzeyinde ilerlemeye uğrayan belli bir kısmın aksine, hala dini dayanaklı "aptal" bir güruh mevcut türkiyede. dün erbakan bana bunu açık örnekleri ile gösterdi. hayırlı olsun.
20 agustos 2008 tarihinde "kayıp trilyon" davasından aldıgı ceza cumhurbaşkanı abdullah gül tarafından affedilmişti.(abdullah gül kayıp trilyon davası sanıkları içerisinde yer alıyor)
"savunan adam" diyor sevenleri kendisine. neyi savunduğunu ben bilmiyorum; 28 şubat'ta gördük, kendisini bile savunamıyordu; savunduğu bütün mevzileri de kolayca terketti. ama korkarım ki, sevenleri onu da tersyüz eder; "28 şubat'ta hoca şöyle kahramandı, paşaya böyle kafa attı" gibisinden efsaneler öğretirler yeni nesillere. ve erbakan, 28 şubat'ta çizdirdiği karizmasını böylece kurtarır.
ama ne olursa olsun, tayyip'in arkasında ciddi bir tehdit meydana getirmeye başladığı da açıktır. şu haliyle bile kitleleri heyecanlandırabiliyor. siyasette kartlar yeniden karılıyor..