Cumhuriyet dönemi ve o dönemin şiiri gelir akıllara nazım hikmet denilince.
" yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim.
Yaşamak: seni sevmek gibi ciddi bir iştir."
enver altaylının ruzi nazar: cıa'nın türk casusu adlı kitabına biyografisi ile can veren ruzi nazar'ın, viyana'ya bir festival için gelen nazım ile arasında geçen kısa bir diyaloğun ana fikri şudur; nazım hikmet ran rusya'dan memnun değildir.
not: kitapta geçen tüm yazıyı yazamayacağım. ama son satırı sizinle paylaşayım.
'' ruzi, nazım hikmet'in söz ve tavırlarından onun sovyetler birliği'nde mutlu olmadığı sonucunu çıkarmıştı. 90'lı yılların başında sovyetler birliği dağıldıktan sonra ortaya çıkan bazı yeni belge ve bilgiler, ruzi'yi haklı çıkarır nitelikteydi. nazım'ın sovyetler birliği'ndeki hayatından memnun olmadığı açıktı. hatta azerbaycanlı bazı yakın dostları, onun türkiye'ye dönmek için bir yol aradığını dahi söylüyordu''.
bilgi ve belgeler kaynak olarak kitapta verilmiştir.
kitabı alıp okumanızı tavsiye ederim.
anlatmak isteğim; özü türk olup ithal rus ideolojilerini günümüzde bile hala savunabilen yurdum insanından rahatsız olmam. ki nazım bile rahatsızmış o zamanlar.
komünist ve solcuların öve öve göklere çıkardığı daha çok sağcı yada muhafazakar kesimlerce pek fazla sevildiğini düşünmediğim artık hayatta olmayan eski bir yazar.
kafiye, hece, aruz gibi şiir unsurlarını kullanmadığı için şair addedilemeyecek olan vasat yazar. komünizm edebiyatından parayı kırması da ayrı bir ironidir.
2 kelimeyi bile yan yana getiremeyenlerin gerçekten şiirden bir bok anlıyormuş gibi hakkında atıp tuttukları saygıdeğer adam gibi adam olan bir şairdir...
nazım hikmet e kafiye kullanmadı diyen mallar kafiyenin anlamını bilir mi ilginçtir eğer bilseydi öyle bir cümle kurmazdı bu da bir gerçektir!
Haziran 1959, Varşova
Ve işte ben. Dün sesini işittiğimde dünyanın en mutlu insanı oluverdim. Hep bizi, seni ve beni düşünüyorum. Döndüğümde Rusça’yı gramer kurallarıyla yazacak kadar iyi öğreneceğim mutlaka. Seni böylesine sevmek ve bunu layıkınca yazıya aktaramamak insanı çıldırtıyor. Sen bebeğim benim, anlıyor musun yazdıklarımı? Eğer hastalanmazsam ayın 15’inde yani pazartesi buradan ayrılıyorum. Pazartesi! işte böyle. Yaz bana, unutma. Ara sıra yani her dakika beni düşün. Öpüyorum seni, sevincim benim.
Hasretini, yokluğunu, sensizliği.
Bir güneş yanığı gibi.
Öyle acıyla duydum ki yüreğimin etinde.
Gitgide çoğalarak,
Gitgide derinden işleyerek...
Öyle dayanılmaz oldu ki bu.
Seni boğabilirdim senden kurtulmak için,
Çünkü seni o kadar seviyorum.
okuması insana tatlı bir mutluluk veren şiirlere sahip şair. her şairin sahip olduğu gibi iyi ve kötü şiirlere sahiptir.
bir adam bir tane dahi iyi şiir yazmışsa o şairdir.
siyasi tercihleri, mücadelesi sebebiyle yerin dibine gömmek veya bulutların üstüne çıkarmak şairliğine hakaret olur. aynı zamanda oldukça gereksiz komplekslerin ürünüdür bu çabalar.
"taştandı, tunçtandı, alçıdandı, kâattandı iki santimden yedi metreye kadar.
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan çizmeleri dibindeydik, şehrin bütün meydanlarında.
parklarda ağaçlarımızın üstündeydi; taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gölgesi,
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın
odalarımızda taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gözleri önündeydik.
yok oldu bir sabah!
yok oldu çizmesi meydanlardan,
gölgesi ağaçlarımızın üstünden,
çorbamızdan bıyığı,
odalarımızdan gözleri,
ve kalktı göğsümüzden baskısı binlerce taşın tuncun alçının ve kâadın
şivan perver'in ülkeye döndüğü. bunun, insan hakkı, özgürlük, demokrasi diye savunulduğu yerde, yarın ilk iş naaşının rusyadan istenip, istanbulda ya da bursada güzel manzarası olan bir yere gömülmesi gereken büyük üstad.
eğer ki böyle bir girişim yapılmaz, nazım'a birileri hala vatan haini derse, bu işte büyük kavaslık vardır !
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
ki içinde beni görebilesin
Fedakarlığımı anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
içimden bir şey :
belki diyor