bir süredir yazılarını bir antitez olarak okumakta ısrar ettiğim yazarcık. kendisini "time-lapse photography" süzgecinde geçmişten günümüze yaşadığı derin çelişkileri, özellikle de son birkaç haftalık dönemde anayasa değiştirme turları gündemdeyken takındığı tutumlarından ötürü eleştirmek istiyorum. zat-ı naşahanelerinin bir süredir devam eden, bugünkü "Bahçeli'nin çözemediği çelişki" başlıklı yazısında iyice ayyuka çıkan; genelde, ulusalcı çizgiye kayan milliyetçi hareket partisi çizgisini eleştirme görünmlü fakat özelde, geçmişini ve bir ideolojiyi körü körüne, bağnazca yaftalama merkezli zihniyetine benzer üslupla karşılık vereceğim. dolayısıyla bu yazı kendisine karşı yazılmış bir polemiktir.
aslında bu ve benzeri liberal-muhafazakar-takiyeci akp kalemşörlerinde özellikle de cemaat gibi tek tip kişi profili oluşturan yapılanmalarda özgür düşünce aramak samanlıkta iğne aramakla eşdeğerdir, zor bulunur, bulunduğunda ise zaten derhal tasfiye edilir. kahramanımız da böyle birisi. kendisini siyasi ve sosyal konjonktürde konumlandırama sorunsalı yaşadığından olsa gerek, geçmişinde ülkücü olduğunu fakat, son demeçlerinden birinde "Türkeş'i hiçbir zaman sevmedim. Hiç Türkeşçi olmadım. Hatta ben MHP'li de olmadım." açıklamasını yapmış olması en azından bunları neden sırtını yasladığı bir iktidar döneminde ve yandaş bir yayın organında yapmış olduğu sorusunu akıllara getiriyor. eskilerin bir sözü vardır: kimin kayığına binersen onun düdüğünü çalacaksın.
bir insanın elbette değişen politik görüşleri olabilir, fakat değişen iktidar ve çıkarlar zincirinde, değişken ve kaypak olmak bir kişilik problemidir.
eğer bir insan geçmişinde ait olmak istemediği, kendisini rahatsız hissettiği bir yerde oranın hakim anlayışına gönülsüz şakşakçılık yaparak destek olmaya çalışıyorsa yanlış yapıyordur. bunu, kendisinin bir zamanlar yazarlık yaptığı "genç arkadaş" dergisi için söylüyorum, zira türköne'nin içinde yaşadığı camiayı tamamen birer araç olarak kullanıdığı kanısındayım. dün ülkücü yandaşlığı, bugün akp taraftarlığı, yarın sosyalizm. bu sonnuncunun emareleri yok değil, zira bir isim benzerliği yoksa kendisi "Hatırla Sevgili" ve "Bu Kalp Seni Unutur mu" dizilerine de senaryoda katkı sağlayan isimlerden birisi. bunu salt ideolojik bir söylemle değil, bu iki dizinin gerçeği yansıtmaktan öte, şövenist bir algı ile ülkücülere saldırdığını bildiğim için söylüyorum.
ekmeğe yağ sürmek anlayacağınız.
bir aranot: genç arkadaş dergisi yazarlığı döneminde sağ sol şeklinde kutuplaşmış bir ülkede yayın yapan bu derginin de diğer politik dergiler gibi salt kendi görüş ve doktrinlerini dikta etmek adına yayın yaptığını biliyorum. fakat bunlardan çok azı "para" karşısında fikirlerini satmıştır. biri de bu işte.
gelelim son dönemki yazılarına. bir süredir yorum sayfalarında chp ve mhp eleştirilerinden başka herhangi birşey göremeyeceğiniz bir gazetenin görev paylaşımında mhp tarafına düşmüş yazarcıktır kendisi. son birkaç hafta boyunca yazdıkları mhp'nin anayasa konusundaki tutumu, siyasi geçmişi, ulusalcı ve "darbeci zihniyete(!)" olan yakınlığı eksenlerinde dönüp duruyor. fasit daireler içinde debelenen yazarcığımız mhp'yi özellikle de devlet bahçeli'yi çelişki adı ile şu şekilde yargılıyor:
--spoiler--
MHP, Kürt sorununun en iri türevi. Kürt sorunu bugün siyasal bir sorun olmaktan çıkıp, toplumsal tortulara meydanı bırakırken, MHP bu toplumsallığı tekrar siyasallaştırmaya çalışıyor. Askerlerin meydandan çekilmesi, MHP'yi Kürt sorunu ekseninde devlet içindeki dengelerin doğal vârisi haline getirdi. MHP pek hayırlı olmayan bu mirası devralırken, farkında olmadan askerlerin iflas eden ideolojilerinin bakiyelerini de kullanıyor. Devlet, resmen zorunlu asimilasyon politikasından vazgeçti. AK Parti iktidarı gönüllü entegrasyon politikasını kurumsallaştırıyor. MHP ise, Kürt siyasî talepleri karşısında statükoyu sürdürerek ve dengeyi sağlayarak kendine anlam ve varlık sebebi kazandırmaya çalışıyor.
MHP'nin omurgası
MHP'nin geleneksel çelişkisi, bugünün de açmazı. MHP tabanının yarısı Orta Anadolu mayası ile biçimlenmiş geleneksel muhafazakâr-milliyetçilerden, geri kalan yarısı da batı şehirlerindeki şehirli-seküler ve modern-ulusalcılardan meydana geliyor. Bu iki farklı ideoloji sahibinin, aynı partinin çatısı altında yan yana bulunmasının tek sebebi Kürt sorununun süregelen tortuları. Devlet Bahçeli, ipin ucunda bir cambaz, cambazın elinde uzun bir sopa ve sopanın ucunda üst üste küpleri dengede tutmaya çalışır gibi, zor bir işi başarmaya çalışıyor.
--spoiler--
bu yazıda gerçekten ilgimi çeken bazı ayrıntılar var. ilki "MHP, Kürt sorununun en iri türevi" ikincisi de "Devlet, resmen zorunlu asimilasyon politikasından vazgeçti" cümleleri. siyasi bir partiyi, hele ki kürt açılımına baştan beri karşı olan bir partiyi, kürt sorununu siyasallaştırmakla suçlamak hakikaten komik bir durum. bizzat devlet bahçeli kürt açılımının siyasal emelleri olduğunu dile getirmiş, açılımın uzantıları olan taş atan çocuklar, etkin pişmanlık yasaları ve malum habur kapısı hadisesini pkk'ya meşruiyet kazandırma projesi olarak görmüş ve açılımın toplumsa değil, siyasi boyutu olduğunu söyleyerek baştan karşı çıkmıştır. şu halde mhp'yi bu şekilde suçlayıp, akp'yi amerika menşeli ve bir taşla iki kuş vurma* projesi olan açılıma gönüllü entegratör payesi vermek bağnazlıktan başka bir şey değildir. mhp'nin 70'li yıllardaki, soğuk savaş döneminde yaşadığı, bence "talihsiz" geçmişini en başta bahçeli yargılıyor. bahçeli bu sebeple ülkücüleri sokak gücü olmaktan öteye taşıyıp, mhp siyaset ve liderlik okullarında eğitim görmelerini istedi.
diğer mevzu olan devletin zorunlu asimilasyon konusuna girmek bile istemiyorum. soyadı içinde "türk" geçenlerden korkmak gerekirmiş..
bir de şu noktaya gelmek istiyorum. arkadaş o kadar yazıp çiziyorsun da mhp'nin anayasa değiştirme tasarısına tepkisinin kökenini hiç sorguladın mı? sorgulamadıysan ben söyleyeyim:
behçeli uzun zamandır birşeyler söylüyor. akp bu anayasa değiştirme çabaları ile muhtemel bir iktidar değişimi olması halinde yerini sağlamlaştırmaya çalışıyor. bu zihniyetin hamisi olan ve dillerinden düşürmedikleri adnan menderes vakasının yaşanacağından değil ama yüce divan'a gidip hesap vereceklerinden korkuyorlar. bence fazla korkmasın, zira eğer gerçekten inanıyorlarsa aslı hesap öteki tarafta, mahkeme-i kübra'da.
dolayısıyla akp'nin sivil iktidar tasavvurlarının temelini yine siyasi hesaplaşmalarda aramak gerekir. yoksa demokrasi teraneleri falan hikaye.
hazır başlamışım bari devam edeyim. mümtazer türköne bundan 5 sene önce Nevruzda türk bayrağı yakılması üzerine, millet bayrağı kapıp sokağa dökülünce "Bu gidişle Türkiye'yi Kürtler değil, Türkçüler bölecek" diye yazmış bir kişidir.
nasıl ama? sizce de şartlar müsait olduğunda bdp çatısında bulunabilir değil mi?
canım ülkemin kurtuluş reçetesinin, türk silahlı kuvvetlerinin lağvedilmesinden geçtiğini sanan rütben prof, aslen ilkokul 2 terk kişisi. hiçbir utanma, sıkılma ve kızarma emaresi göstermeksizin bu fikrini savunup, muhtelif çevrelerde bu şayiasına yandaş bulabiliyor ya; bu daha çok acıtıyor insanın canını. kendisi mastürbatif hayaliyle yaşamaya ve çevresindeki ulemayla bu fantezisini paylaşmaya devam etsin. ama bilsin ki tsk'nın varoluş amacı hem dış hem de iç tehditlere karşı bu vatanı savunmaktır. bak iç diyorum.
peşin edit: kendisine aslında en güzel cevabı yıllar evvel üstad mutlu çelik vermiştir zaten. *
ümit kocasakal ile birlikte boş konuşanların başına yazılması gereken isim. an itibariyle habertürk'te kim daha fazla bağırırsa o haklı yarışına girmişlerdir. bağırmayın yav insan gibi konuşun.
sözde askerler adlı, sloganının albeniliği fazla bir kitabını büyük bir istekle aldığım fakat hakkında yazılan yorumları okuyunca pişman olasımın geldiği bir yazar.
ait olduğu düşünce iktidar olduktan sonra türkiye ye birden bire ışınlanmış, ne olduğu tam olarak anlaşılamayan, fikirlerinde oldukça tutarsız, hitabet yeteneği oldukça zayıf olan...
ne yapıyorum ben yahu? neden bu içi boş insanlar hakkında yazı yazıp reklamlarını yapıyorum? reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığı güdüyor bu insanlar.
her üniversite öğrencisine "yaa bu adam bile prof olmuş, bizim neyimiz eksik" dedirterek akademik kariyer anlamında şevk veren kişi.bunun bir de mehmet altan olanı var.zaten ikisi bir araya geldi mi evlere şenlik.