üzüntü verebilmesi için aksi durumun hazzını yaşamayı zorunlu kılan durumdur. yani bir zamanlar mutlu olduysan ona şükür, yok ben hiç tatmadım diyorsan zaten bilmediğin şeyi canın çekmemeli. sonuç olarak mutsuzum çok şükür.
ahkamlar üzerine okumayı severim, fakat çok fazla ahkam kesmeyi sevmem. ancak size bir önerim var a dostlar. "mutluluk" üzerine düşünün. hayatınızın en mutlu anlarını... çocugunuzun oldugu anı, sınavı geçtiğiniz anı, hastalıktan kurtulma anı vs.. vs.. bu paradigmayı siz genişletin.
olaylar ve eylemler "o an" dan sonra yerini duygulara bırakır. mesela sevinç. sevinç mutluluk değildir, bir çoşku biçimidir. üzülmek gibi. üzülmekte bir mutsuzluk değildir. mutluluktan koptugumuz an, aslında mutsuzluk anı başlamış demektir. mutluluk ve mutsuzluk arasındaki terazinin anlamlandırabildiğiniz "duygularını" sakın unutmayın. abartarak soyluyorum ki 1 saatten fazla süren mutluluk olmasın. geri kalan zaman sizin duygularınızdır.
Sebebini bilmediğim bir korkuyla yaşıyorum. çocukken hayvanlardan korkardım; hatta bazen sandaletle kaldırımda yürürken karıncalar ayakkabımın içine girer korkusuyla parmak ucumda yürürdüm annem anlayamazdı ama kızardı. büyüdüm ve kendimden korkar oldum. Önce artık çocuk olmadığıma, sonra ben büyürken diğerlerinin ölüyor oluşuna üzüldüm. "Mutsuzluk ve Mutluluk" birbirinin tıpatıp aynısı. Ben hayatımın her anını "mutlu muyum? /kesin mutsuzumdur" ikilemiyle geçirmek istemiyorum. kendimden korkmasaydım eğer mutluluğumu ve mutsuzluğumu kabul eder mutlu(!) mesut yaşardım.
Mutluluğu kendimiz urettigimiz gibi Mutsuzluguda baska seylerden bilmek kotu olmasa gerek. bizi mutlu eden seyler 5 saniye iken Mutsuzluk kara leke gibi çöküyor yillardir.