duygu ama elle tutulabilir, gözle görülebilirmiş, yeni öğrendim.
canından çok sevdiğin, ama nasıl sevmek, bir insan; yıllardır nasıl mutsuz olduğunu, nasıl acı çektiğini, nasıl yaşadıklarını içine attığını, sen dışarıda gülüp eğlenirken o canından çok sevdiğin insanın sıkışmış göğüs boşluğuyla nasıl hiç istemediği bir hayata sıkışıp kaldığını hüngür hüngür ağlayarak anlattığı bir gece, mutsuzluk neymiş diye sormadan eline veriyorlar o'nu senin, mutsuzluk buymuş diyorsun. ama nasıl bir ağrı göğsünde...
nasıl, ne zaman olduğunu anlamadan gelir oturur insanın böğrüne karabasan gibi.
sesini çıkartmazsın, yardım isteyemezsin.
çığlıkların havada kaybolur.
yapılacak en iyi şey beklemek olur çoğu zaman.
elbet o sessiz çığlığı duyacak biri çıkar.
tutar çıkarır bu kötü rüyadan.
rüya değil mi bu?
daha az mı acı verir rüya olduğunu düşünmek?
öyle olsun, bunlar hep rüya olsun.
uyanayım nefes nefese.
"oh çok şükür rüyaymış" diyeyim.
lütfen öyle olsun.
her insanın, hakkında destanlar yazabileceği bir kavram.
hani yüzsüz bir misafir çat kapı gelir ve ne zaman gideceğini kendisinden başka kimse bilmez ya.. işte onun gibi. neden geldiğini, nereden geldiğini bilemezsiniz. bazen sağ gösterip sol da vurur hani. mutlu gibi görünürsünüz, aslında hiçbir sorun gözükmemektedir şöyle bir bakınca. ama işte içinizde hep aynı his, hep o misafir... gitmez, git deseniz de gitmez. kendinizi 'her şey yolunda' diye sıkı sıkı tembih etseniz de gitmez.
bazen bir şarkının içine saklanır, dinlediğinizde ortaya çıkar, bazen bir kitabın bir cümlesinde, bazen beş saniyelik bir film karesinde... otobüste giderken gözünüze takılıveren bi afişte, yabancı bir yüzde, bi bakışta...
insanın hayatında bir kere karşılaşabileceği türde güzel şeylerden vazgeçmek zorunda olmasıdır. içindeki parçayı koparır kenara koyar yoluna devam edersin. bir de kendine tembihlersin , "yüzün gülsün hep ve biri sorarsa iyiyim de! "
Mutsuzluk, mutluluğun varlığının teminatidir. Çünkü biz insanlar uzun süreli mutluluklardan sıkılırız, doğamız gereği... iste o mutluluğun sikiciligindan kaçtığımız bir limandir aslında mutsuzluk. icindeyken dipsiz bir kuyu gibidir, insanın bilmediği derinlikleri keşfetmesini saglar, sonra kardesi mutluluk geldiginde bir anda unutulur aslında ne kadar da kısa bir süre önce yerin en dibindeydik. Mutsuzluk ve mutluluk atmosfer ve dünya gibidir. Mutsuzluk sakin, sessiz, uzun süreli, çabuk unutulan; mutluluk ise yüksekte, erisilmesi daha güç olan, dunyayı diğer gezegenlerden ayiran... insan eğer mutsuzluğunu severse bir kez, anlar ki mutluluk aslında sadece mutsuzluğun uçucu ve daha az yogun olanıdır, ancak mutsuzluğun vaad ettiklerinin yanında mutluluk boş bir kovadir.
mutsuzluk;
bir bayramı daha annesiz geçirmeye çalışmaktır.
millete laf vermemek için güçlü durmaya gülmeye çalışıp fakat,her sessiz kimsesiz yerde ağlamaktır.
sonra gözyaşlarını silip makyajını tazeliyip dimdik ayakkta durabilmeye çalışmaktır.
o çok sevdiğin şekerlerden yerken heycanlanmamaktır usta..
çünkü dişlerin çürüyecek !
karnın ağrıyacak! diye kızan bir anne yoktur artık.
yatak odasından yeni kıyafetlerini giyip çıkan nasıl olmuş bu bana yakışmamış dimi diye yakınan bir güzellik abidesi olmamasıdır.
adamı yakar
adamı yıkar bayramlar.
aslında mutsuzluk bayramlarda mezarına gidip ellerini tutamayıp soğuk taşı öpüp alnını yasladığın,gözünden toprağa yaş damlattığın,toprağa elini sürüp
bayramın mübarek olsun anne demektir.
hayatta insanı en çok bu duygu yorar, insanın omzundaki en ağır ve en zor yükü mutsuzluğudur. çünkü sen aşarsın bir yenisi çıkar karşına her seferinde farklı bir biçimde.
mutlu oldugun bir anda bunu paylaşacak kimsenin olmamasıdır. bu mutsuzluk mutlu oldugun seyi silip süpürür, agzına bile sıçar. ne demiştik heh mutsuzluk işte.