belki de dünyanın en zor şeyini başarabilen insandır. çünkü isyan edebilmek ve anlatabilmenin rahatlığı yerine içinde patlayanlarla yaşayıp kaybolup gitmekle meşguldür.
sadece çok şeyler görmüş ve geçirmiş kemale ermiş insanlarda görülen ''sukunet'' duygusuna sahip olduklarından ''ne kadar mutlu'' yanılgısına düşürebilirler insanı. bir erdem olmakla beraber kişinin kendine zarar verme durumudur aslında. son yıllarda hayat felsefem olarak oluşturduğum bu durum biliyorum ki bana ilerde aşağıda verdiğim bkz'la geri dönecektir.
Gereksiz bir çaba içerisinde olan insandır. Gizlemek için harcayacağı eforun yarısını bir şeyleri düzeltmek için harcasa boktan hayatı daha iyi olacaktır. bu insanlar kendilerine acırlar ve acizledir. hiç bir şey yapmadan bir şeylerin düzelmesini beklerler, eğer bir mucize olmazsa hayatları boktan bir şekilde devam eder ve son bulur.
mutsuzluk, çevreye büyük miktarda negatif enerji yayan, bununla da kalmayıp bulaşıcı etki yaratan bir durumdur ki ahlaki değer yargıları da maalesef, mutsuz bir insanın yanında mutlu görünmeyi ayıplayan bir tavır takındığından; böyle bir insanın bulunduğu ortam, bulunulmaktan hiç de haz edilmeyen bir matem evine dönüverir.
kişinin yüzündeki mutsuzluk ifadesi, özellikle yakın çevresindeki insanları, önceleri ilgilenme ve bu olumsuz durumu gidermek için çareler aramaya fakat iş uzadıkça sıkıntıya ve bulunulan ortamdan uzaklaşmaya iter. mutsuz insan; konuşma, sıkıntılarını paylaşarak rahatlama gibi en önemli ihtiyaçlarından mahrum kalır. içine düştüğü yalnızlık hissi onu büsbütün hırpalar.
pekiyi! ne yapmalıdır? her ne kadar yeşilçam filmlerinin repliklerini çağrıştırsa da yapılması gereken şudur;
- yüreği kan ağlasa da güleryüzlü olma becerisini gösterebilmelidir. aksi halde en ihtiyaç duyulan anda, yalnızlık kaçınılmaz olur.