rivayete göre; bir gün tanrılar mutluluğu nasıl saklasalar da insanlık ona erişemese, bulamasa diye tartışıyorlarmış...
dağların tepesi, denizin dibi, güneşe veya aya... derken, insanın merakı ile tüm buralara ulaşıp mutluluğun bulunacağı konusunda hemfikir olmuşlar ve bu arayışlarına çözüm bulamazken, içlerinden bir tanrı:
''insanın içine saklayalım, oraya bakmayı akıl edemezler'' demiş.
Bize yeni moda blue jeani, şu saati veya bu arabayı almakla vaad edilen mutluluk, bir süre sonra yeni bir ürün tarafından yok ediliyor ve sadece yeni ürünü almakla yeniden mutlu olacağımız söyleniyor.
Tüketim toplumu, arzuları uyandırma, tatmin etme ve sonra yeniden uyandırmadan oluşan döngüsel bir süreci izler. Bu durum nihai huzura giden bir çabadan ziyade, bir tür bağımlılıktır.
mutluluk 8 yaşında bir çocoğun bedava yazılı gazoz kapağını bakkal amcasına götürürken hissettiği duygunun günümüz tercümesidir. (bkz: şiir gibim oldu lan)
Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. insan hayatı, bir tür hata olmalı.
(bkz: Arthur Schopenhauer)