sol frame'de baktım, bu başlığa 531 entry girilmiş. nasıl duygulandım, nasıl sevindim anlatamam. "sözlük ahalisi sanata değer veriyor, klasik eserlere saygısını sunuyor" dedim. meğer bu nickle bir yazar varmış.*
hani herkese yabancı olduğunuz kalabalık bir ortamda siz çevrenizdekilere gülümserken, herkesin başını çevirdiği, soğuk bakışlarıyla sizi süzdüğü anda sıcacık tebessümüyle sizi rahatlatarak üzerinizdeki gerginliğinizi alan, samimi duruşuyla bir anda gözünüze melek gibi görünen insanlar vardır.
heh ! moonlight sonata öyle bir yazar.
bir kaç gün evvel ruyamda bir konu hakkında sözlük üzerinden mesajlaşarak tartıştığım insan.
şimdi efendim konuyu hatırlamıyorum ama enteresan bir konu olduğu kesin, bilgisayarımı açıyor ve kendisine mesajımı gönderiyorum. ışık hızı ile cevap geliyor ve yazdıklarıma katıldığını bildiriyor kendisi.
sonra jet hızı ile bir yerde buluşup çaylı, sigaralı muhabbet başlıyor. sonra zall da bizi görüp neden bana da haber vermediniz triplerine giriyordu, bu ruya da böyle bitiyordu.
(bkz: sarhoştum hatırlamıyorum)
edit: ruyanın dışında iyi insandır ve mütevazidir, pek bi sempatiyle bakarım kendisine.
yüzyüze oturup lafın belini kırmışlığım yoktur kendisiyle ancak şundan eminim ki komplekssiz biridir.
böyle ortamlarda sanal kimliğini gerçek kimliğinin önüne koyan o kadar çok insan var ki insan üzülüyor. bu arkadaşımızın onlardan biri olmaması takdire şayan*.
zirveden önce beklentilerini karşılayamamaktan çok korkuyordum. tenimin tenine değdiğinde heyecandan düşüp bayılma ihtimalim aklıma geldikçe fenalaşıyor, 'yok ben yapamıycam' deyip zirve'den adımı silip silip duruyordum. ve o an gelip naçiz bedenim onunkine temas ettiğinde kalbimin nasıl çarptığını bildiğim hiçbir kelime ve kuracağım hiçbir cümle sizlere açıklayamaz.
zirve boyunca tüm o 'tatlı serseri'mtırak, hafif aşık, biraz düşünceli, çokça gaygısız imajı bir boşluğa attı beni. ikircikli gülüşlerinde kayboldum. sürmeli gözlerinde ve kilosu bir milyondan satılan hobi jöle sertliğindeki adonislerine dokundukça hayali uyarılmalara gark olup seri orgazmların birinden birine savruldum.
bu hayatta daha da ölsem sikimde bile olmaz. yakışıklı çılgın sedat, munlayt sonata'ya sizin huzurlarınızda evlenme teklif ediyorum. amsterdam'da hazır iş de var. (kenefirli ferhunde çöreği diye bir şey satacağız. kenefir ne bilmiyorum ama, ekşi'ye baktım böyle bişi yok diyo.)
neyse, dün geceki sevişmelerimiz daim olsun aşkım. (her şey çok güzeldi bu arada hınzır. çikolatalısından da al bi' dahakine. ;))))
aktif olarak beşyüz kişinin yazdığı kıçıkırık sözlüğümüzün dördüncü yılını coşkuyla kutlayan ama zahmet edip ölü sayısının beşyüzbinlerle ifade edildiği 12 ocak 2010 haiti depremi ile ilgili bir gelişme yazısını yayınlamayan. kutluyorum en moderatif yerlerini.
kıçıkırık bir taziye ile acıların hafifleyeceğini düşünen yazarların kulp taktığı moderatör.bu saldırının şerbetini biraz daha arttırıp, orada 500 bin kişi ölmüş sen sözlükte fink atıyorsun diye pekâla iade-i ziyarette bulunulabilir.
çaylak olduğumu da, yazar olduğumuda bana tatlı bir dille ileten muhteşem insan. sanki bana özel bir tavır içerisinde gibiydi.
ama öyle değil işte çok iyi biriyorum. çünkü kendimi kandırıyorum.