bir insanın genelevdeki kadın ile kendi annesini bir tutmaması, bütün insanları konumuna göre değerlendirmesi olayı.
milliyetçiler insanları konumlarına göre değerlendirir ve buna göre yaklaşır; bazılarına göre ise bütün insanlar eşittir. örneğin parayla anal seks yapan abdulvahap ile babasını bir tutar. veya pavyondaki şule ile kız kardeşi arasında fark yoktur.
hop hop napıyosun ne alakası var demeyin; aile nasıl mikro toplumsa, toplumda makro ailedir. velhasıl kendi milletini başkalarıyla bir tutan hederönkler resmen psikoz elindedir. normal değildirler.
milliyetçi olmayanlar için sokak köpeği ile dobermanın, çayır kurdu ile bozkurdun farkı yoktur. veyahut çingenelerin sütçü beygiri ile safkan bir ingiliz atının arasında fark görmez milliyetçi olmayanlar. ne kadar salakça değil mi?
oysa dünya üzerindeki bütün canlılar ırk ırk, familya familya ayrılmış, hepsinin bir gen özelliği, zeka ve beceri seviyesi vardır. ama pigme ile çinli, türk ve kürt birdir bazılarına göre. çok yalın, çok saçmaca bir eşitlik saçmalığı güderler.
milliyetçilik; insanın özünde olan, binlerce yıl evvel toplumların beraberce hareketini sağlayan bir güdüdür. ve milliyetçi olmayan insanın; insanlık dışında değişik bir kategoride değerlendirilmesi gerekir. çünkü millet bilinci gelişmiş olan, örf adet gibi insani olarak geliştirilen kültürlerini, sınırlarını muhafaza derdindeki evrimini tamamlamış insanlara; iğrenç sürü psikolojileriyle köstek olmaktadırlar.
Türk milliyetçiliği olarak tanımlandığında faşistlik olan, ama atatürk milliyetçiliği olunca her zamanki gibi bir uluhiyet kazanan düşünce yapısı. atatürk'ün türk milliyetçiliğinden başka bir şey yapmadığı düşünülürse, atamızın isminin nasıl aptalca alet edildiği gözler önüne serilir.
dünyadaki en kolay kavram. tutunacak dalı olmayanların, nerde olduğunu bilmeyenlerin, sığındıkları bir türk içi boşaltılmış kavram. şimdi ülkü ocaklarında sürekli çay demleyip, okul çıkışı gurup halinde tek kişiye dalan insanlardan oluşuyor.
fransız ihtilaliyle ortaya çıkmış bi siyasi akımdır. devletlerin çekirdek şekilleriyle kalmasını öngören düşünce. genel anlamıyla çok uluslu emperyalizme karşı çıkmayı ifade eder. şekilleri vardır:
-liberal millyetçilik: woodrow wilson'un 1. dünya savaşı sırasında ortaya çıkardığı ilkerlerle(meşhur wilson ilkeleri) şekillenir. bireycilik akımının izleri görülür. her devlet birer birey olarak görülür. bu şekil milliyetçilikte millet kavramı daha çok vatandaş kavramıyla ilintilidir.
-muhafazakar milliyetçilik:ulusal değerleri öne çıkaran eski kahramanları ve tarihsel zaferleri gündemde tutarak ulus bağını kuvvetlendiren bir milliyetçiliktir.ulus organik bi yapıya sahiptir. özelci bir kültür anlayışı vardır. kendi kültürünü üstün sayar.
-yayılmacı milliyetçilik: günümüzde milliyetçilik denilince akla gelen türdür. yine kendi kültürünü özel sayan bir milliyetçilik türüdür. ancak kendi kültürünün herkesçe kabul edilmesi gibi bir histeriye sahiptir. aslen etnosentrik(ırkçılık) değildir. daha çok şovenist bir yapısı vardır. emperyalist işgaller kutlamalarla karşılanır.pan-milliyetçilikler bu milliyetçilik kavramıyla uyuşur
-antikolonyal milliyetçilik: daha çok 3. dünya ülkelerinin bağımsızlık anlayışını simgeler. ulusların kendi kaderini tayini ilkesiyle ilintilidir. milli bağımsızlık ilkesi savaşım sonrası sosyalist ekonomik gelişimle pekişir.
"bir insan topluluğunun millet sayılabilmesi için zengin bir hatıra mirasına, birlikte yaşamak hususunda ortak istekte samimi olmaya, sahip olunan mirasın korunmasını birlikte sürdürebilmek konusunda iradelerin ortak bulunmasına, gelecekte gerçekleştirilecek programın aynı olmasına, birlikte sevinmiş, birlikte aynı ümitleri beslemiş olmaya" ihtiyaç vardır, işte bu ana şartları taşıyan bir insan topluluğu millet sayılır."
"az zamanda çok ve büyük işler yaptık. bu işlerin en büyüğü, temeli, türk kahramanlığı ve yüksek türk kültürü olan türkiye cumhuriyeti'dir. .... asla şüphem yoktur ki, türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. .... ne mutlu türk'üm diyene!"
"benim yagane üstünlüğüm türk oluşumdandır!"
türk milliyetçiliğin (atatürk milliyetçiliğinin) ne olduğu ulu önderin ağzından böyle anlam bulur....
ne olursa olsun faşizmin ve ırkçılığın birkaç adım ötesidir. "atatürk milliyetçiliği" ya da "hitler milliyetçiliği" diye bir ayrımı da yoktur ayrıca. bunun adı milliyetçilik. idealde mükemmel olarak "benim insanım, benim milletim ve sistemim" diye ele almaya çalış: insan biyomekanik değildir, sonunda eline alırsın. ne kadar ilkelsen, o kadar milliyetçisindir.
kötüleme butonu aşağıda, durma lütfen bas. ancak haklı olduğumu sen de biliyorsun.
tıpkı sigara gibidir. vücudunuz bi kere alıştı mı bırakmak zordur, ama sizi öldürür, öldürmese de zehirler ve bu zehirin kötü etkilerini birçok zaman yaşarsınız. gene de bırakamazsınız ama, bağımlılık yapar bu illet. sigara markası gibi markaları vardır bir de. atatürk'ün milliyetçiliği, adolf'un nazizmi, mussolini'nin faşizmi gibi. işte bu yüzden tıpkı sigara gibi yokedilmesi, insanlığın bu zehirden arındırılması gerekir.
dikkatli ele alınmadığı zaman oldukça tehlike yaratabilinecek bir kavramdır(nazizm). fakat başka ırklara kültürlerede sahip çıkılınca ve saygı duyulunca her insanda olması gerekecek olan bir akımdır.
sana kaynaklarını sunan millete karşı duyulan bağlılık ve sadakattir. ancak kendini başka milletlerden üstün görüp, kendi milletinin çıkarları için başka milletlerin haklarını yeme durumu söz konusu olduğu zaman insanı ve milleti çirkinleştiren kavram.
garip bir görüştür.
insanlar sevgiden ve mutlu olma amacından bahsederler. milliyetçilikte bencil olmayan bir mutluluk var mı? milliyetçi bir görüşte herkes mutlu olabilir mi? mutluluğun bencil olması sizi ilgilendirmiyorsa, sevgi nerede kaldı? milliyetçiliği eşitlikçi değerlerle bağdaştırmaya çalışıp bütün milletin mutlu olmasını istemek de bencilliktir.** bencillik kişisel veya toplumsal olabilir, farkı yoktur. bertrand russell milliyetçiliği şöyle anlatıyor: sıradan bir kişi ingiltere kralı olduğunu, herkesten üstün olduğunu iddia ederse onun saçmaladığını düşünürüz. böyle bir insanla konuşmanın tehlikeli olduğunu her insan bilir. fakat bir insan sadece kendini değil belli bir grubu üstün gösterirse birden birçok taraftar toplar. milliyetçilik de budur.**
okulunda solcu bir kıza aşık olup yüz bulamayanların, "benim acilen milliyetçilere bok atıp devrimnaz'ı etkilemem lazım... işe sözlükten başlamalıyım" diyen kantin solcularının bıkmadan usanmadan faşizm ile bir tutmakta ısrar ettikleri kavram.
arada bir hatırlatmakta fayda olan, daha önce de başka başlıklarda devrimnaz'ı etkilemek için milliyetçilere bok atan, birazdan da bu yazıyı eksileyecek arkadaşlar için atatürk'ün milliyetçilik tanımı:
"Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız."
mustafa kemal atatürk, Nutuk 15-20 Ekim 1927
ırkçılığa kapı aralaması, sistematik olarak öteki yaratmaya ve yok etmeye meyilli olması nedeniyle, en az pkk terörü kadar tehlikeli olan modern zamanların tehlikeli ideolojisi.
kan dökülen yerde aranması gereken ilk olay yeri kanıtı. arayın kesin bulacaksınız, yeter ki armaya inanın. almanya'da türkleri yakıyorlar. burada kürtlerden, ermenilerden haz etmiyorlar. ama o canım milliyetçim türkleri yakan almanlara küfürün en babasını savurabilirken, burada ermeniyi, kürdü ayırana, onlara küfür edip, zarar verene ötüken ruhuyla selam vermekten geri kalmıyor. alman seni beni kürt olarak görüyor, sen de kürdü ikinci sınıf görüyorsun. peki ne farkın var naziden, libya'yı katleden italya'dan, cezayir kasabı fransa'dan.
Türk milletinin genetiğinde bulunan, iliklerine kadar işlenmiş bir duygudur. genel itibariyle birçok güruh tarafından farklı yorumlansada bu gerçeği gözardı edemediklerinden kaynaklanmaktadır. şayet görmezden gelseydiler bu kadar ciddi bir tehlike olarak görmez ve ülkem tez zamanda yabancı güçler eline fiilen geçmiş olurdu. örnek olarak kendimce bakınız metal fırtına adlı kitap insanımızın sinir uçlarını yoklamak adına yazılmış saçma salak bir kitaptır. fakat tamamen milliyetçilik adına tepki ölçmek içindir. bunun gibi bir çok örnek gösterilebilir. şehitlerimiz için yürüyüşler, evlere dükkanlara bayrak asmak vs. vs. sonuç olarak milliyetçilik denilen kavram aslında bir çok güruh için çok ciddi bir tehlikedir ve bu tehlike umarım türkiyede hep var olur.
#2351160 nolu girdimde de belirttiğim gibi milliyetçilik, kapitalist bir toplumun en basite indirgenmiş halinden yegane ideolojisidir. kimi geç uluslaşmalarda bu süreç içinde din bir ideoloji olarak kullanılmıştır, ulusçuluk için zaruri bir neticenin sonucudur dini ideoloji. #2351160 nolu girmiş olduğum girdide tanımlamak istediğim milliyetçilik sosyalist ve biricik bilimsel bakış açısını temsil etmektedir- indirgemeci tutumları dikkate almazsak-
hareket noktası üretim ilişkisinin kendisi olan bir ideolojinin kendisi, günümüz şartlarında ayakları yere basan bir anti-emperyalizme sahip olması beklenemez. türkiye'nin öznel şartları içerisinde, türkiye kapitalizminin uluslarası sermayeye bağımlı konumlanışı zorunlu bir sistem boşluğuna itiyor bizleri. sermayeyi dışlayamayacak olan milliyetçilik, zorunlu ve belirlenmeci bir şekilde emperyalizmin kendisine yedekleniyor.
türkiye'nin kapitalistleşme sürecinde, dış sermayedarların güçlü konumlanışı, türkiye'deki dinamikleri şekillendirmiştir. halkçı damarın minumum düzeyde kalışı, milliyetçiliği bir şekilde faşizme kadar ilerletebiliyor. elbette bu ilerleme türkiye'nin kendi öznel koşulları ile sınırlı değil. kimi emperyalist ülkelerdeki, yönetimsel boşluklar milliyetçiliğin kendisi faşizmin uzantısı, eklentisi haline geliyor.
günümüzde uluslarası sermayenin globalleşme adı altında hızlı emperyalist saldırısı, ulus-devletlerin( bunu kapitalist devletler hiyerarşisinde piramidin altını oluşturan kesimler/devletler olarak değerlendirmek zorunlu) tasfiyesi aslında aşağı tabaka ülkelere emperyalist saldırısı vardır. bu kimi ülkelerde milliyetçilik ideolojisini anti-emperyalist konumlanışa mahal veriyor. bu bir hayalden mevcuttur, uluslarası konjonktörün zorunlu neticesidir. bu tepki halkçı-yurtsever karakterden uzaklaştıkça kendini faşizm olarak adlandıracak, ulusal sermayenin uluslarası sermayenin gücüne bağımlılığından ötürü başarısızlığa uğraycaktır.
gelişmiş kapitalist ülkelerin içine düştükleri askeri-ekonomik krizler derinleştikçe egemen sınıflar gittikçe gericileşen, yaşama alanlara müdahale eden, dinci gericiliği körükleyebilir kendi ülkelerinde. şüphesiz bu kapitalist üretim sisteminin sonunu hazırlayabilecek savaşların yegane tetikleyicisidir.
bu değerlendirmelerin sonucunda ülkemizde anti emperyalist(aslında anti-amerikanca ya da anti-abci, ama asla ikisi birden değil) hareketin milliyetçi bir karakter kazanması yalnızca günümüzde geçerlidir ve ancak "bir adım ileri iki adım geri" mantığıyla ilerleyebilecek siyasi yapıya sahiptir, en azından şimdilik bu böyle ilerlemektedir. halkçı- yurtsever safların büyümesi yegane bilimsel çözümdür.