milliyetçilik mümkün değildir. yani iyi veya kötüden ziyade mümkün değildir. şöyle izah edeyim:
örneğin diğer ideolojiler, liberalizm, sosyalizm, conservatizm, faşizm (milliyetçilikle alakası yoktur, siyaset biliminde bilinenden çok farklı bir konsepte oturur), anarşizm ve feminizmi savunan tüm dünya vatandaşları, bu ideolojiyi yaymayı amaçlayan bir örgütlenme içinde toplanabilirler. ama milliyetçiler toplanamaz. örneğin bir türk milliyetçisi ile bir uganda milliyetçisi bir örgütlenme içinde buluşamaz, aksine birbirlerinin örgütlenmelerini imhaya çalışırlar.
sonuç olarak dünya tamamen milliyetçiliğe yönelse bile bu çatışmaları ortadan kaldırmaz (diğer ideolojilerinin hiç değilse teorik olarak bu şansı vardır) ve hiç bitmeyen bir sidik yarışını, kan ve gözyaşını beraberinde getirir.
evet aklını kullanabilen insana en yakışmayan lanetli düşünce yapısı.insanları birbirine ötekileştirmek için hala emperyalizm tarafından kullanılan düşüncedir aynı zamanda.ve ezilen ulus milliyetçiliği hariç diğer her türlü milliyetçilik faşist düşünce yapısına kayar.çünkü kendini diğerinden ayırır.bu da ırkçılıktır.
milliyetçilik ile ilgili insanların unuttuğu nokta, ki bu milliyetçiliğin en önemli parçasıdır bence, milliyetçilik bir düşünce yapısı değildir. milliyetçilik bir duygudur, gerektiği zaman kanını akıtmaktır yaşadığın topraklar için, memleketinin taşını toprağını aşıkmış gibi sevmektir. ırkçılık ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Önce Atatürk ilkelerinin diziliş sırasına bakarak düşüncemizi açıklamaya çalışalım:
1 - Milliyetçilik, 2 - Halkçılık, 3 - Cumhuriyetçilik, 4 -Lâiklik, 5 - Devletçilik, 6 - inkılâpçılık. Milliyetçilik ya da Ulusçuluk kendilerini birleştiren dil, tarih veya kültür bağlarından bir üstyapı oluşturabilmiş sosyal birikimlerin adı olan millet veya ulus olarak tanımlanan bir topluluğun yaşama ve ilerleme ülküsünün toplumların ve insanlığın gelişmesini sağladığına inanan görüştür.
Milliyetçilik, ulus idealine bağlılığın, evrensel ilkelere bağlılık gibi ya da bireyin hak ve özgürlükleri gibi evrensel zenginliğin artmasına katkıda bulunan sosyal soyut yapılardandır.
milliyetçilik; çok geniş tutulmuş bir başlık. tanımı özünde mensubu olduğun milleti sevmek. lakin her milletin milliyetçilik anlayışı daha doğrusu millet anlayışı farklıdır. bunun da sebebi, her millet aynı şartlarla bir araya gelmez, aynı tarihi derinliği yaşamaz, aynı manevi değerlerLE besleNmez. bu sebepten neyin ve kimin milliyetçiliği olduğu belirtilirse o zaman tanımlar da ona göre yapılır. kısacası milliyetçilik fransız ihtilalinden günümüze tartışılan ve tek cevabı olmayan sosyolojik bir konu.
özellikle hitler vakasından sonra, 30-40 yıl önce avrupa'da ciddi tepkiler gören, savunucuları azalan, savunduğu partiler zayıflayan bir fikir sistemi iken, 21. yüzyılın başından bu güne 10 yılda ciddi anlamda tırmanışa geçmiş, zaferler kazanmaya başlamış, yok edilemeyecek kitle ideolojisi. dünyanın iyiye değil kötüye gittiği, kaynaklarının her geçen gün azaldığı günümüzde; enternasyonal zırvalıklardan, hümanizm gibi zavallıca içi boş kavramlardan daha geçerli bir ideolojidir, ve her geçen gün artacaktır, artıyor da. enternasyonallerin yandan yemiş manifestolarına dayanarak ortaya attığı komik iddialar ve şu ana kadar hayatındaki tek başarısı burada altı-yedi kelimelik cümleler yazmak olan veletler, milliyeçilerin nezdinde bir hiçtir. adam milliyetçiliği saçma buluyor- ki kendi görüşüdür, olabilir- sonra da çıkıyor hayatı boyunca hiç çalışmamış bir yahudinin bilimden zerre nasiplenmemiş fikirlerinin veletliğini yapıyor. olaya bak.
eninde sonunda faşizme evrilecek olan ideolojidir. tarihte sonradan faşizme ve onun sonuçlarından biri olan ırkçılığa dönüşmemiş hiç bir milliyetçilik akımı yoktur.
sanıldığının aksine, ülkeyi sevme değil, durağan bir ideolojidir. faşizmin az solunda yol alır, fakat eninde sonunda faşizme evrimini tamamlar. dünyada yanında ırkçılığı getirmemiş hiçbir milliyetçi hareket yoktur. devletin insanları kullanması için dinle beraber kullandığı en büyük silahtır. baya basite indirgersek, villada oturanların gecekonduda oturanları ölüme göndermek için kullandıkları araçtır diyebiliriz. bir de insanlara devletin toplumdan önce geleceği gibi saçma sapan, gerici bir düşünce empoze eder. bunu da eğitim ve medyayla sağlar. ilkokuldan beri kemalizm ile ilgili dersleri almanızın sebebi ne zannediyorsunuz? tabi ki amaç boyun eğen koyunlar yetiştirmektir. medyanın nasıl kullanıldığını da anlatmama gerek yok sanırım.
millet sevicilik.
milletiniz ölü ise ölü sevici olarak lanse edilip, sapkın olarak nitelenebilirsiniz.
milliyetçilerin tu kaka çağını getiren zihniyet, milletleri bir kaşık suda katleden zihniyettir.
çok yaşa türk milleti.
milliyetçilik ülkemizin en önemli hastalığıdır ve genelde vatanseverlikle karıştırılmaktadır.insanın nasıl bir pisliğin içinde yaşadığını anlamasını engeller. genelde dünyadan bihaber, insan ilişkileri zayıf ve tekil olarak kendini aşağı gören insanlar tarafından benimsenmektedir.
--spoiler--
milliyetçilik kendini teşhir masasında görebilmektir. doğruyu ve yanlışı görüp hastalığı tedavi etmek için neşterle irinli bölgeyi temizlemektir.
--spoiler--
cümle tam olarak bu değildi ancak aklımda kalan şekli budur. yani birilerinin zannettiği gibi pislikleri gizlemez aksine pislikleri tespit eder ve düzeltmeye çalışır. onun mücadelesini verir milliyetçi. ha hala ırkçılıkla karıştıranlar yok mudur? vardır elbet lakin ne yapalım. onlar daha çok beyinlerinde başka milletin özlemini çektiklerinden bizim milliyetçiliğimiz gözlerinde ırkçılıktır. yorulduk biz bunlardan. behice boran'ın miraslarından. anlamak istemeyen beyinlerden.
başka milletleri tanımamak veya saygıdeğer bulmamak anlamına gelmez.
elbette başka milletlere de saygı gösterilir ve başka milletler de ciddiye alınır, herkesin insan olduğu bilinir çünkü.
yoksa neden bugüne kadar bu derece vergiye bağlanmış milletler oldu ki, hem bizim tarihimizde hem de diğer bazı güçlü devletlerin tarihinde?
bakınız ne dedim: "diğer bazı güçlü devletler".
demek ki birkaç güçlü devlet olmuş tarihte, ve hâlâ var, gelecekte de olacak.
"güçlü" varsa o zaman "güçsüz" de var demektir. bu da; tabiatın şu meşhur orman kanunlarının, maalesef ki istesek de istemesek de yaşanacağını gösteriyor.
yanlış mı?
peki böyle bir gerçeklik varken ve ayrıca devletler yüzyıllar içinde "güçlü" iken "güçsüz" konumuna gelebiliyorlarken, acaba niçin "kendi ailesini korumak ve güvence altına almak" gibi normal bir davranış olan korumacı hareket millete uygulandığında çoğumuz tarafından tu-kaka ediliyor?
mevzu sadece "kendini korumak" gibi, "kendi ailesini korumak" gibi, "kendi işyerini/işletmesini korumak" gibi; "kendi milletini korumak"tır. başka bir şey değildir.
millet kelimesine takılanlara ise kelimeyi bugünkü türkçeye çevirmelerini tavsiye eder; hatta kendim çeviririm, zahmet olmasın:
bizler de her ülkenin kendi vatandaşları gibi; kendi yaşadığımız ülkenin sınırları içerisinde bulunurken; bu ülkenin gerçekliklerini birebir yaşayan ve hatta istesek de istemesek de diğer ülkelere karşı temsil eden bir topluluğuz. halkız. toplumuz. birliğiz. bu durum; içimizdeki "etnik köken" varlığını ezemez ve yok edemez. etnik köken başka, bir ülkenin vatandaşı (ve dolayısıyla o ülkenin toplumu/halkı/milleti) olmak başkadır.
bu durumda; türkiye isimli ailenin bireylerinin korunmasına ve güvence altına alınmasına dair görüşlerin "milliyetçilik" kelimesiyle ifade edilmesi ve savunulmasında bu derece korkunç ne var ki? atatürk bilmiyor muydu benim bu anlattıklarımı?
"En değersiz gurur, milli gururdur. Bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir çünkü insan neden milyonlarca insanla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyarbilirki başka türlü? Dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. Ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar."