pamuklara sarılıp saklanması, el üstünde tutulması, idmanlarda ikili mücadelelerde kendisine yavaş girilmesi ve emre belözoğlu'ndan uzak tutulması gereken futbolcu.
zira kendisinden başka forvetimiz yok gün itibariyle.
vakti zamanında rahmetli babası çalışmak için gittiği italya'nın milano kentinde bir mankene aşık olmuş, memlekete geri döndüğünde evlenmiş lakin italya'daki aşkını unutamadığından doğan çocuğuna "milan" imini vermiştir.
aldığı parayı hak eden ender oyunculardan biri. attığı her gol, yaptığı her asist acıtır. bir daha sakatlanmamasını diliyorum çünkü kendisine her zaman ihtiyacımız var.
bi göz atıyım dedim. amniskm ne göreyim zeki bir beştaş taraftarı ugur+nobre+para=baros demiş. ulan ugurla nobreyi bonservissiz versen alacak takım yok. bu teklifle gelseler adnan polat:
Sen ne diyon yarram der anca.
robinho yu alamadınız galatasarayın futbolcularına mı yavşıyonuz. ayrıca robinho yerine babayı alacağınızı da günler öncesinde söyleyip en kötü 14. entry olmuştum. (#9134914)
aslandır aslan. lyiv'de yenilgiye kahrolan, savaşan, onuruyla mücadele eden az sayıdaki galatasaraylıdan biriydi. attığımız gol'de sevinen 3 (sadece üç) oyuncudan biri olmasından da belliydi bu. allahtan önceden 2 yıllık sözleşme yapmışız da keita'dan sonra bu adamı da kaybetmedik . malum saha'daki gamsızları gördükten sonra buradan ayrılmayı düşünebilirdi.
kendisini beğenmeyen kişilerden biri olarak beğenmeye başladığım futbolcudur ancak bu beğeninin sebebi baros taki herhangi bir değişiklikten ileri gelmemektedir.
baros yine aynı baros ve bana göre avrupa da başarıya oynayan bir takımda büyük maçlarda dökülmeye devam edecek ve ilerde top tutabilecek, atılan topları alabilecek bir futbolcu değil.
ancak galatasaray o kadar kötü bir takım haline geldi ki barış ın, mustafa sarp ın yanında değil baros, sabri bile inci gibi parlamaya başladı.
genelde yediği sarı kartların boşa olduğunu düşündüğüm futbolcu, fakat bugün hakeme kafa tamasını beklediğim atmadığı için kendisine kızdığım kişidir. oyundan atıldıktan sonra * de atabilir.
ne kadar çok paraya ne kadar ünlü bir futbolcu aldığınız önemli değildir.. hatta bunu bir hata olarak görmekteyim. o kadar ki nice umutlarla alınan ve sonunda hüsran ile sonuçlanan onlarca transfer gördük.
işin acı tarafı transferlere giden paraların biz taraftarların parası olması. çünkü tüm kulüplerde olduğu gibi, kulüplerin en büyük gelir kaynağı-kimi kulüplerde tek gelir kaynağı- biz taraftarlarız. bu noktada paraların nereye ve kime gittiği çok büyük önem taşıyor. üstelik yer yer yapılan o kadar harcamalara karşın büyük ayaklar, riskli tedavi süreçlerinden geçiriliyorlar. büyük sakatlıklar ve büyük sorunlar doğurulmuş oluyor.
günümüz şartlarında büyük transferler büyük paralar ve daha birçok faaliyet bir sürü kulüp tarafından yapılmakta. ama galatasaray adına sürekli hüsran sürekli hüsran..
son 2-3 sene içinde en azından transfer adına heyecanlar katıldı. ne yazıkkki bunu yerli transferler adına diyemeyeceğim.
neill...
kewell...
baros...
türkiye'ye geldiklerinde çok büyük olaylar yaratmasını bekledim. taraftarlardan ses çıkmadı. medya sıradan ikinci lig oyuncuları gibi duyurdu. onun yerine saçma sapan transferleri öne çıkardı. halen daha bu üçlünün kıymetini bilememekteler.
bunun yanında bundan 10 sene evvel uefa kupasını kaldırmış kadroyu da basit oyunculardan oluşan bir takım olarak yorumluyor medya..
hagi, popescu, taffarel için de aynı tepkisizliği vermekteler. geçmişleri unutuluyor. niye? çünkü artistik imajları yerine kendi toplarını adam gibi oynadıkları için.
büyük futbolcular maç çevirenlerdir. 4-0 yenerken 5. golü atan değildirler. zordan tüm takımı üstelenenlerdir. düşük rakiplere karşı, çöküşe giren takımın yükünü sırtlananlardır. ve bunu yaparlarken de sakatlıklar onları yıldırmaz.
işte baros böyle bir adam.
geldiği günden beri baros'un yeri ne zaman doğru olursa maçı kazanacağımızdan hiç şüphem olmamıştır. aynı şekilde neill ve kewell için de böyle. ama siz bu adamlara ikinci sınıf muamelesi yaparsanız ve sırf para verdik diye rakiplerinizden transfer ettiğiniz yerli oyuncularımızı oynatmaya kalkarsanız biz nasıl güvenebiliriz ki sonuca?
belirsizlik...
belirli olan tek şey aslanın üç yabancı süvarisi..