almanca mir, ich, bahn kelimelerinin zamanla kaynaşması sonucu oluşan kız ismi. almancılardan türkiyeye yayıldığı sanılıyor.
autobahn: ana yol
mirichbahn: tali yol
benim yolum, bana yol, kuş uçmaz kervan geçmez bir ben geçerim bu yoldan amına koyim anlamındadır.
o değil de lambada titreyen alev üşüyor ya, nasıl bir ifadedir bu aga. sadece şapka çıkarmak yetmez, şapkadan tavşan da çıkar bu sözün önünde ve uzun kulaklarını saygıyla eğer.
Merhum Abdurrahim Karakoç'un süper ötesi şiiri. Bu şiiri yazdıran aşkın filmi yapılmalıdır. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla Abdurrahim Karakoç sarı saçlı bir güzeli sevmiş. Ama her nedense evlenememişler. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra 32 yaşında evlenmiş Abdurrahim Karakoç. Bu aşkın hikayesini bilen yakınlarından izin alarak, bir film yapılırsa çok iyi olur. Şiiri okudukça olmaz böyle şey diyorum. Aşk sen nelere kadirsin diyorum. Aşağıda bazı mısralardaki ifade gücüne tekrar hayran oldum.
Sarı saçlarına deli gönlümü,
Bağlamışlar çözülmüyor mihriban.
lambada titreyen alev üşüyor,
aşk kâğıda yazılmıyor mihriban.
her nesnenin bir bitimi var ama,
aşka hudut çizilmiyor mihriban
kar koysan köz olur aşkın külüne
bir kör düğüm baştan sona tamamı
çözemedim çözülmüyor mihriban
Abdurrahim Karakoç, Yunus Emre, Karacoğlan ve Dadaloğlu'nun yanında yerini almıştır bana göre. Hatta bu kadar güçlü ifadeleri ben hiç birinde görmedim.
abdurrahim karakoç tarafında yazılmış bir şiir. Kendisine allah'tan rahmet diliyorum.mekanı cennet olsun. en güzel mahzun kırmızıgül yorumudur.
fenerbahçe taraftarı da güzel söyler.
Öyle bir sevgidir ki tarif edilmez
FENERLi olmayan kimse bilemez
Seni bizden başka kimse sevemez
FENERiM her şeyim
#lambada titreyen alev üşüyor,
aşk kâğıda yazılmıyor mihriban.#
Abdurrahim karakoç' un şiiridir, musa eroğlu bestelemiştir, mahsun kırmızıgül' ün adam akıllı söyleyebildiği tek şarkıdır. genede en iyi musa eroğlu' nun kendine has yorumudur.
- alıntı -
mihriban şiirinin yazarı abdurrahim karakoç gençlik yıllarında delice aşık olur ve bir o kadar da sevilir... niyetleri evlenmektir ama kız tarafı bütün sürekli "hayır" demektedir bu işe... velhasıl bu sevdadan vazgeçilir...
aradan yıllar geçer... birgün abdurrahim karakoç'u bir arkadaşı ziyarete gelir.. ve karakoç'a, yolda, onun eski sevgilisi ile karşılaştığını, biraz sohbet ettiklerini, bayanın evlenmiş olduğunu söyler... arkadaşı yanındayken hislerini pek belli etmese de, o gittikten sonra abdurrahim karakoç oturur ve duygularını dizelere döker:
mihriban
sarı saçlarına deli gönlümü,
bağlamışlar çözülmüyor mihriban.
ayrılıktan zor belleme ölümü,
görmeyince sezilmiyor mihriban.
yar deyince kalem elden düşüyor,
gözlerim görmüyor aklım şaşıyor.
lambada titreyen alev üşüyor,
aşk kâğıda yazılmıyor mihriban.
önce naz sonra söz ve sonra hile
sevilen seveni düşürür dile
seneler asırlar değişse bile
eski töre bozulmuyor mihriban
tabiplerde ilaç yoktur yarama,
aşk deyince ötesini arama.
her nesnenin bir bitimi var ama.
aşka hudut çizilmiyor mihriban
boşa bağlanmamış bülbül gülüne
kar koysan köz olur aşkın külüne
şaştım kara bahtım tahammülüme
taşa çalsam ezilmiyor mihriban
tarife sığmıyor aşkın anlamı
ancak çeken bilir bu derdi gamı
bir kör düğüm baştan sona tamamı
çözemedim çözülmüyor mihriban
abdurrahim karakoç
bir süre sonra şiir bir dergide yayınlanır... karakoç'un şiirlerini severek okuyan bu bayan da o dergiyi almış ve okumuştur... içinden karakoç'a bir mektup yazmak geçer ve şu satırları yazar:
"şiirinde sanki bana sesleniyor gibiydin... benim seni unuttuğumu sanma.. ben de hala seni sevmekteyim ve bu aşk bitmeyecek... sen bende esen eski kavak yelisin ve seni unutmam mümkün değil..."
bu mektubu alıp okuyan abdurrahim karakoç cevaben ikinci şiirini yazar..
unutursun mihribanım
unutmak kolay mı? deme
unutursun mihribanım.
oğlun kızın olsun hele
unutursun mihribanım.
zaman erir kelep kelep
meyve dalında kalmaz hep
unutturur bir çok sebep
unutursun mihribanım.
yıllar sinene yaslanır
hatıraların paslanır
bu deli gönlün uslanır
unutursun mihribanım.
süt emerdin gündüz gece
unuttun ya, büyüyünce...
ve işte tıpkı öylece
unutursun mihribanım.
gün geçer azalır sevgi
değişir her şeyin rengi
bugün değil, yarın belki
unutursun mihribanım.
düzen böyle bu gemide
eskiler yiter yenide
beni değil, sen, seni de
unutursun mihribanım.
her kelimesiyle insanın içine işleyen yürekleri dağlayan türkü. nasıl güzeldir o sözler. aşk, kağıda yazılmıyor mihriban. daha nasıl anlatılabilirdi bilemiyorum.
neden bilmiyorum ama sanırım yıllarca mahsun'dan dinlediğimiz için, başka bir yorumcudan dinlediğimiz zaman tat vermeyen türkü. şahsen benim için öyle. mahsun'u çok sevmem ama yinede sadece ondan dinlediğimde tat alıyorum.
ayrıca;
yavuz bingöl'ü severim ama bu şarkıyı veya türküyü ondan dinlediğim zaman zevk almam.
ilkokul yıllarımdan tanırım kendisini. bir de ikizi vardı, adı tuğba. 5. sınıftan sonra ayrıldık. gerçi 5 sene boyunca hiç aynı kümenin bir üyesi olmadık. ben hep birinci kümedeydim o ya sonuncu ya da sondan birinci.
beş sene aynı havayı teneffüs ettik, ama karşılıklı iki kelam etmemişizdir belki de. ayrı dünyaların insanıydık.
ben matematik seviyordum, onun kafası hiç bir şeye basmıyordu.
beş sene sonra ben kariyerime devam ettim, o okulu bıraktı. sonra aradan birkaç yıl geçti, annem selamını getirdi.
o kariyerine başka bir mecrada devam etme kararı almış. nişanlanmış. hem de 15 yaşında. belki şu anda üç çocuk annesidir, bilemiyorum.
aradan yıllar yıllar geçti. bazen soruyorum kendi kendime acaba mihriban'ın dünyası mı daha eğlenceli ve anlamlı yoksa benimki mi diye.
kendimi bir çemberin etrafını dolanırken kendi etrafında da içe sirküler hareketler yapıyormuşum gibi hissediyorum.
sürekli daha içe ilerliyorum. ilerdikçe ne zor bir girdaba düştüğümü anlıyorum.
ezcümle hayat kısa, anlamlandırmak için uzun uğraşlar vermek yerine evlenip çoluğa çocuğa karışmak erkenden belki de daha mantıklıdır.
mihriban o günden sonra bir daha selam göndermedi hiç. belki de dördüncü çocuğunu doğururken öldü.
tabiata olan borcunu ödedi ve gitti...