Mevlana’nın Konya’da medresede verdiği dersler de farsçaydı.
O bu dersleri, sokaktan gelen kişilere, abuk subuk platformlarda hayasızca edepsizce tanımadan şahsiyetlere saldıranlara değil, farsça bilen, felsefede, tasavvufta ve islami bilimlerde yetenekleri olan elit bir topluluğa veriyordu.
Zaten bir kişi farsça bilse de, o bilimlerde behresi yoksa o dersleri anlıyamazdı.
Onları anlıyabilmek için temel gerekti. Bu derslerin farsça verildiğini, bunlardan bir kısmını oluşturan farsça “fıh-i mafıh” adlı eserinden de anlıyoruz.