aylardır bıkmadan usanmadan tek bir laf söylemeden radyo da duman - yanıbaşımdan şarkısını çalan dost... daha çekeceği var benden çünkü daha aylarca dinleyeceğim o şarkıyı...
matrka adamsin
elektro şok ypamayi bilmezsin ama
lambadan eti cin cikartmayi gayet iyi bilirsin
afiyetle yersin sonra
nal cakmayi bilmezsin
koka koka içerken salsa yapamazsin
olin'in işin sirri oldugunu hem de iki kere rafine edildiğini bilmezsin
lambur lumbur yarim öküzü gövdeye indirirsin aninda
iyice düsündüm tasindim amigo sana
kongo'da cillop gibi elcilik ayarladim, haydin hayirli olsun
radyo programlarını sevdiğim ama tanıştıktan sonra kendisini programlarında bile daha çok sevdiğim kardeşim, sevdiğim yazar, sevdiğim dj, sevdiğim dostum...
bir insan ancak bu kadar pozitif olabilir heralde, bir insan gittiği her masayı anında bu kadar şenlendirebilir ancak, bir insan kendini bu kadar çok sevdirebilir ancak.
renkli kisilik. icinde farkli bir kipirti, bir guzellik oldugu her halinden belli. isil isil gozleri, her an gulen yuzu ile zirvemizin nese kaynagiydi. o piriltisini hic kaybetmemesi dilekleri ile...
gittiğim ilk zirvede, gözüme takılan ilk isimlerden biri olmuştur kendisi. sempatik tavırları, canayakın halleri ve dede beresi ile dikkatleri üstüne çekmiş yazar kişisi. güldü, güldürdü ve "dansetti". **
yok yok, şakacıktan takılmak falan değil... gözümün önünde, şapka mevzuunda, yine çok sevecen bir insanla saç saça, baş başa dövüşmüşlüğü vardır. "oha be prekazi" pozisyonuna düşürmüştür şahsımı.
şapka konusunda inanılmaz hassasmış. şapka konusunda olumsuz bir durum karşısında sevecen mod on, bir anda off olmakta ve güler yüzlü şirin insan durumundan çıkıp, inanılmaz bir canavara dönüşebilir dikkatli olunuz kuzucuklar.
hani ata demirer, "sessiz sakin adam, tribüne gidince canavar oluyor" diyor ya, ahanda şapka konusunda işte aynen öyle...
ama seviyoruz kendisini, kardeş kabul edip, bağrımıza basıyoruz.
melan derler ona,
şapka takar kafasına,
kar yağsa da odasına,
şapka takar kafasına,
klavyesi şapka gibi,
halleri gibi tiki,
öpsün seni miki,
youv youv sinyorita...
unutulmaya yüz tutmuş bir dilin nefercisi olan, her sabah sıcacık bir merhabayı esirgemeyen insan. nick altını okuduğumda meziyetleri karşısında şoka uğradığım. birgün hep beraber lazlar toplanıyor zirvesinde görüşeceğimiz, mıhlama'nın tereyağına aynı kaptan ekmek banacağım can. gelenlere kapıda birlikte Kai moxt it diyeceğim.
Didi mardi Megabre, didi mardi.
aynı zamanda sabahın bi körü uyanıp ya da sabahın bi körü uyuyup "nerdesin" şeklinde msj atan insan.sanki o saatte nette olmamak anormal bir şeymiş gibi.**
nad'a:sen niye gittin istanbula
MeLaNKoLiK:ailemi özledim
MeLaNKoLiK:bir de ev yemeklerini
nad'a:ha iyi
nad'a:bişi olmasın da
MeLaNKoLiK:yok bişi yahu
MeLaNKoLiK:sen niye çine gitmedin?
nad'a:özlemedim hem onları,hem yemeklerini
nad'a:ahaha
MeLaNKoLiK:uhauh
MeLaNKoLiK:gayet mantıklı tabi..
MeLaNKoLiK:özleyince de gitme ama
MeLaNKoLiK:sonra ben özlerim
nad'a:yazarım ben bunu
MeLaNKoLiK:*
beni pek sevmese de geveze dese de radyo vesilesiyle tanıdıgım nazik yazar. istek de almıştır kendisi. sözlüğe duyarlıdır ve küfürlü konuşanlara savaş açmıştır. destekliyoruz. sağolsun iyi ki melankolik ile tantana var. çok eğlendm sayesinde bu gece. *
dinleyicileri için yeri geldiğinde çalan, yeri geldiğinde söyleyen,* orta doğu ve balkanların en süper dj'i... gecenin geç saatlerinde yüzümüzü güldüren...