istanbulun içinden deniz geçer ya, işte bu semtin üzerinden de e 5 geçer.
sabahın köründe bile zor yürünecek derece kalabalık ve kaotik olan bu semt aslında tam bir açık hava tımarhanesidir. ne insanların birbirine tahamülü vardır ne de saygısı.
ammavelakin, istanbulun en ücra köşesine bile ulaşmanızı sağlayacak bir aktarma merkezidir.
istanbul'un merkezidir bana göre. aktarım ve ulaşım merkezidir. istanbul'un en gürültülü semtidir aynı zamanda kafayı yedirtir. o üstten geçen yolu yerin altına alıp orayı kocaman meydan vs gibi bir şey yapsalar 10 numara olur.
en güzel yerinde ermeni mezarlığı ve taşıt yolu,durakları olan uyuz semt. bilgisayar satıcıların olduğu taraf hem bayır hem karmaşa, ali samiyen tarafının olduğu yerler ofis tarzı yerler olduğu için anlamsız. cevahirin ötesi zaten şişli oluyor. profilo avm çok ters tarafta kalıyor. cevahir haricinde oturup gezilecek hiçbir yer yok. sağa sola koşturan insan trafiği sadece ulaşımı kullanmakta. yani istanbula gelen biri mecidiyeköyü gezecem diye ümitlenmesin ulaşımının kolay olması haricinde bir cacık yoktur.
metrodaki bağyan "meciidiiyeköy" olarak telaffuz ediyor burasını. şüpheye düştüm. hayır varsa öyle bir durum: biz de bilelim. doğrusunu söyleyelim. koskoca dördüncü levent e dört levent demenin prensip olarak karşısında durduğum şu günlerde.. başka bir semtin hakkını yemek istemem.
aynı bağyanla şu "istanbul teknikıl yunivörsiti" mevzuunu da tartışmak istiyorum.. yani istanbul teknik üniversitesi demek yetmez mi? birbirine çok benzemiyor mu? arada birkaç harf fark var.. neden yani?
bak midıl izt teknikıl yünivörsiti olsa bişey demem, o ayrı.
an itibariyle pazarına çıkıp zor döndüğüm semt. o ne kalabalık arkadaş. kıtlık mı var anlamadım. ipini koparan pazara gelmiş. giydim eşofman takımlarımı misler gibi. dedim çıkayım biraz meyve sebze alayım. hem spor olur az yürüyüş babında. ne mümkün efendim. koca koca teyzeler e omuz koymaktan bi hal oldum lan. lakin nerden baksan 20 lira kardayım. manavdan alsam bu kadar nevali yi, fena girecekti. sigara ve bira paramız çıktı.
istanbul'un kalabalık semtlerinden biri. bugün öğlen saatlerinde emniyet müdürlüğünün karşısında (meydan viyadük altına) şüpheli çantayı büyük bir gürültüyle patlatan bomba imha ekiplerine sesleniyorum: çok korktum lan. insan megafonla falan etrafı haberdar eder. Tansiyon, kalp hastası var, telefonla konuşanı, sözlüğe entry gireni var.
buranın trafiğinde sıkışıp kalan bir türk, pi sayısının tüm basamaklarını hesaplayabilmiş trafiğin açılmasını beklerken. ben meydandaki halk ekmekçi abinin yalancısıyım. bilemiyorum.
ya yeter. lütfen. mümkünse köprü hariç trafiğe kapatılsın. insan çok eyvallah, ama insandan çok araba var lan burada. dakikada camın önünden 150 tane araba geçiyor. saydım amk.
istanbul un yüzde 85lik kısmı sanırım sabah saatlerinde burada bulunuyorlar. neden bu kadar kalabalıktır hala anlamış değilim. okula gitmeye çalışana dert merkezidir.
metro ve metrobüs girişleri, salı pazarından hallice olan muhit. metrobüs girişindeki partalcı dayıda kredi kartı bile geçiyor.* bir de ne insan sirkülasyonu vardır öyle, sakin bir kasabadan gezmeye gelen birisi belki de ömrünce göreceği insanı bir günde görür.
Sırf yolda çevirip birşeyler satmak isteyen insanlar yüzünden gitmek istemediğim semt. Burda yürüyorsanız kulağınıza kulaklık takıp dış dünyadan bağlantınızı kesmelisiniz yoksa rahat yürüyemezsiniz.
Bölgede ilk iskan hareketi Osmanlı padişahı Abdülmecit'in döneminde (hükümdarlığı 1839-1861) muhacirlere bugünkü Mecidiyeköy'de toprak verilmesiyle ve buraya iskan edilmeleriyle başladı. Mecidiyeköy'ün adı da Abdülmecit'ten gelmektedir. Bölgenin bu ilk iskanı sırasında, çevresinin dutluklarla dolu olduğu ve buraya özellikle dut yemek için gelindiği bilinmektedir. Dutluklar 1930'lara, hatta yer yer 1950'lerin sonlarına kadar varlıklarını sürdürmüştür. 1950'lere kadar bu bölge (Mecidiyeköy, Esentepe, Zincirlikuyu, Levent) Mecidiköy'deki küçük bir köy yerleşimi dışında bomboş kırlardan ibaretti. 1930'larda Büyükdere Caddesi'nin güneydoğu tarafında eski iETT garajı ve daha kuzeyde, likör fabrikasından (2012 yılında yıkıldı) başka kayda değer bina yoktu.
Yine 20. yüzyıl'ın ilk yarısına kadar, Mecidiyeköy ve çevresindeki Fulya, Esentepe gibi mahallelerin bulunduğu sırtlar ve yamaçlar çiçek, özellikle de karanfil tarlalarıyla ünlüydü. istanbul'un Avrupa yakasında, hafif ve serin rüzgara ve kırmızı toprağa ihtiyaç duyan karanfil yetiştirmeye en elverişli olan yöresi, Mecidiyeköy çevresiydi.
bütün ilçeler aynı hızla şerefsizleşiyordu.. birinciliği mecidiyeköy e verdiler. mecidiyeköy itiraz edecek, bağıracak oldu ağzından klakson sesi çıktı. ağlayacak oldu gözlerinden tozlar süzüldü. bunun üzerine demirden, gri ceketini alarak çekti gitti. hayranları olan tüm anketörler de peşinden teselli etmek için koştular..