bu söz, Bu ülkenin gördüğü ve göreceği tek mavi gözlü devin, Mustafa Kemal Atatürk olduğunu unutan insanların elim yakıştırmasıdır nazım hikmet'e.
Şu anki dünya düzeninde elle tutulacak tek dayanağı kalmamış bir düşüncenin gerçekleşme hayallerinde yüzen insanların son kozlarından birisidir nazım hikmet.
Kendisi yaşında gençler taşla, sapanla, kazma kürekle vatan mücadelesine koşarken bu mavi gözlü dev!! kazım karabekir'e gideceğiz yalanıyla sovyetlerde okumaya gitmiştir. Bu yüzden dev'dir o çoklarının gözünde. Uzaktan gördüğü, duyduğu kahramanlığın destanını yazmakta çok zordu be kardeşim. işte bu yüzden vatansever...
Amerika şerefsizlerinin, Hirosima'ya attığı bombadan ve ya nükleer santrallerden dolayı ölen çocuklar ve kore'ye giden mehmetçikler yüzünden sadece amerika'ya verip veriştirirken, kucağında yattığı stalin'in döneminde öldürülen 4,5 milyon insandan, Kırımda yaşayan bir milyon türk'ü çoluk çocuk, yaşlı, genç demeden bir gecede trenlerle kazakistan çöllerine salan, Azerbaycan'ın 3 te birini sibiryaya süren stalin hakkında tek bir satır yazmadı, yalanmaktan başka. Bu yüzden insan...
Hayatı boyunca taraflı düşünerek şair olunabilir belki ama ne gerçek vatansever ne de insan olunmayağını bilmezler bazıları. Düşünceler beynin bir tarafını köretmişse insan vasfını yitirmiştir o anda.
Bu yüzden mavi gözlü dev'dir nazım. sırf bu yüzden.
sessizce başlayıp ," dört nala " bitiyor film.
o mavi gözlü bir devdi... nazım dı... insandı... her insan gibi zaafları vardı... kendisinin de söylediği gibi ; o hiç bir suç işlememişti. "aşk" tan başka!
film nazımın hayatını anlatacak dediklerinde insan ister istemez yüksek beklentiyle gidiyor filme. oyuncuların performansı çok iyi olsa da ortalama senaryoya sahip bir film olmuş. hastanede yatarken çekilen sahnede yetkin dikinciler inanılmaz derecede nazım hikmete benzemiş, neyse ki sonunu güzel yapmışlar.
filmi henüz göremedim, lakin nazım'ı oynayan yetkin beyin nazım'a olan benzerliği ile önemli bir noktaya temas ettiğini düşünüyorum. hollywoodda olan da bizde uzun zamandır görülemeyen bir durum bu, oyuncunun hayatını canlandırdığı kişiyi oynaması değil adeta o olması. vaktyile bunu the doors filmiyle gördük, val kilmer tıpkı jim morrison olmuştu. ve buna benzer şimdi saymaya gerek görmediğim örnek. bizde ise biyografik filmlerde bunu görmek pek olası değildi, "sinema canlandı!", "sinema coştuu!" diye bağıranlar haklı olsa gerek, mehmet ali erbil film yaptıkça ben umutlu olmasam da sinema gerçekten bir yerlere geliyor anlaşılan.
O mavi gözlü bir devdi,
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev,
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.
O mavi gözlü bir devdi,
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan ev...
nazım hikmet ran
beni hayal kırıklığına uğratan film. daha iyisini bekliyordum. sanki nazım'ın o günleri pek iyi yansıtılmamış ya da yansıtılmış da ben anlamadım bilmiyorum.
nazım ile hiçbir ilgisi olmayanların, ömrü boyunca nazım'ın düşündüklerini karalayanların artık yalancıktan nazım şiirleri okuduğu, "biz onu yok edemedik bari bizdenmişmiş gibi gösterelim" dediği dönemde yapılmasının son derece yerinde olduğu, hiç değilse tarihe not düşülmesi açısından olumlu karşılanabilecek bir film. özellikle yetkin dikinciler'in oyunculuğu tadire şayandır.
son sahnesi (hep bir ağızdan davet) tüyler ürperten filmdir. dikkatimi çeken bir nokta da, filmde bir cenazenin taşındığı zaman rastgelen ezanın türkçe olmasıdır. film, türkçe ezana da atıf yapmıştır.
Sinemaya giderken acaba neler göreceğim diye gitmiştim ben onun bilmediğim şeylerini öğrenmek istiyordum ama olmadı. Yine de onun vatan hainliğinin devam ettiği bir ülkede bile bu filmi yapmak onu tanımayanlara onu anlatmak yürek isteyen bir işti ve o kadro bunu başardı sırf bunun için bile takdiri hak eden film. sonunda davet'in okunması ve 'nazım hikmet Vatan Hainliğine devam ediyor hala ' yazısıyla bitmesi ise bu filmin en güzel yönüdür.
-hacı bence mavi gözlü devi izleyin.
+ya kardeş salla ya!! biz şutırı izliycez.
-tamam da süper film olum..
+ya kanka ben öyle devli mevli çocuk filmlerini sevmiyorum..
-hönk..
+aslan kral iyiydi ama.
-dşakfdşkafl
insan mavi gözlü dev'in filminin dev gibi olmasını bekliyor ama değildir.en azından bu ve bunun gibi filmlerin çekilmesi olumlu bir adımdır.tabi bu filmlerin gişe yapması yapımcıların ilgisini çekmeye başlamış ve kapitalizm toplum değerleri üzerinden para kazanmaya çalışmaktadır.
ha bir de filmi izlemeye gelen sahte aydınlarımız vardır.bulmaca sayfalarından sadece ismini ve soyismini bildiklerini şairin "o çok büyük bir yazardıı,çok yazık çoook..nazım hikmet nazım hikmet!" diyerek izlerler filmi,filmin sonunda ağlayanlar hatta ayakta alkışlamaya kalkanlar vardır,komik ve cansıkıcı bir durumdur.
mükemmel bir türk filmi... hem nazım hikmet'in hapiste geçen hayatını, aşklarını çok güzel anlatmış hem de filmdeki oyuncular rollerini çok iyi yapmışlar. gerçekten özellikle nazım hikmet'in şiirlerini, kendisini seven biri bu filmi çok severek izleyecektir.
ayrıca filmde raşit kemali ismiyle orhan kemal'e de yer verilmiştir.
bir biket ilhan filmi. NAZIM HIKMET'IN bursa hapishanesinde gecen gunlerini anlatiyor, piraye aski cercevesinde. film icin secilen mekan hapishane olunca, sınırlanmı$lık kacinilmaz elbette. bu sınırlanmı$lıktan siyah beyaz gecmi$e donu$ sahneleri ile kurtulmaya cali$mi$ yonetmen.
nazim'in bursa hapishanesinde, hapishane muduru tarafindan ozel muameleye tabi tutulmasi oylesine abartilmi$ ki filmde, mevzunun gectigi yer bana mapushane degil de, celik palas oteli gibi geldi! tamam, anladik nazim'a ayricalik tanimi$ mudur ama bunu niye bu kadar gozumuze sokumu$lar ki? nazim ve diger butun karekterlerin odadan odaya istedikleri gibi girip ciktiklari, nazim'in yalniz kaldigi odasindaki tahta yatak ve yemegini bile kendi pi$irdigi kucuk tupuyle rahatsiz eden bu rahatlik, bence fena siritiyordu.
senaryo sekiz kez yazildi dedi filmin sonunda sorulari cevaplarken biket ilhan, bence bu da yirtilip, yenisi yazilmaliymi$. nazimi bursa hapishanesine hapsedip, hayatinda muhim yeri olmu$ uc kadinla anlatmaya kalkmak, onun komunist yanina hic vurgu yapmadan fena halde eksik olmu$ elbette.
nazim'a cok benzemi$ dogru yetkin dikinciler ama beni nazim olduguna inandiramadi. hep kameraya oynayan tiyatro oyuncusu gibiydi. fazla kasmi$ kendini. hakli belki, cok zor bir i$ yaptigi ama olmami$ bu haliyle.
kiyafetler kimin eseriyse nazim kiyafetleri icin hakkaten tebrik etmek lazim kendisini. kafamin icindeki nazim hikmet fotograflarinda ne varsa nazim'in ustunde, onlari cok guzel kopya etmi$ ama filmin diger karekterlerinin kiyafetlerinde sorun vardi. piraye ve cocuklari ve munevver ve annesi nazim'in, tamam $ik kadinlardi buyuk ihtimal de cok goz alan, cok goze batan bir $iklik filmdeki. hapishanedeki mahkumlarin kiyafetleriyse tam bir abarti. 1940'larin sonu, 1950'lerde memlekette ne cok beyaz gomlek giyen mahkum varmi$ diye bakmaktan dikkatim dagildi. nazim'in kendi odasinda komur utusuyle utuledigi beyaz gomlegi, nasil da gunumuz kolay utulenir turlerinden! o yillarda pamuklu beyaz gomlekler, komur utuleriyle nasil acilmaya cali$ilirmi$, nasil kolalanirmi$ bilmeyen bir gencin i$leri olmali. tiril tiril utulu beyaz gomlegi nazim'in ve mahkumlarin. hapisde o yillarda belli ki, beyaz ya da acik renkli gomlek giymek modaymi$! kovadan sicak su dokerek yikanilan, takunya giyilen yillarda gomlekler, kasketler, yelekler pek bir piril piril nedense!
nazim'in insan yonune vurgu yapmak, onun ince $air ruhunu bize gostermek icin gosterilen gayret de gozume batti. hapisteki tav$an yetmemi$, bir de kanarya katmi$lar hikayeye ki, benim gibi mesaji asla anlamayacak gerizekalilara kolaylik olsun! niye bu kadar kaba bu filmleri yazanlar? ya da seyirciyi mi cok kaba saba saniyorlar? luzumsuz olmu$ tav$an da, kanarya da. ya da ic bayan oranda fazla katilmi$lar hikayeye. oyle ince bir ayrinti koyarsiniz ki, seyircinin ici erir $airin ruhundaki o derinligi gordugunde. eee, zor elbette oyle incelikler bulup, onlari i$lemek, ver $ablon tav$ani, oldu gitti degil i$te...
munevver fena halde harcanmi$. hikayeye yamama duruyor varligi.
piraye bir evde iki cocuguyla kalmi$ eyvallah da, filmde ikide birde o iki cocukla dertle$mesi, cocuklarin ustunden derin mesajlar iceren $iirler falan okumasi bence cig kacmi$. bir masada iki satir mektup yazarken aklindan gecebilecek $eyleri, cocuklari esir almi$, bir koltuga oturtmu$ da onlara anlatiyormu$ gibi cekmi$ler.
final sahnesi ise evlere $enlik olmu$. zirtdadanak biten, biterken de bir sakiz reklami vardi yillar evvel, falimdi galiba, ordaki gibi mahkumlar nazim'in $iirini soyluyorlardi yukariya bakarak. kendimi m.o. 200'de pergamon'da hissettim sayelerinde! sahnede yunan tragedyasi!
nazim'i anlatmak kolay degil! bana anlatamadi bu film. kivircik saclarini, geni$ alnini, kollari kisa ceketini gordum, lakin ruhunu, aklini goremedim...
unutmu$um ilave;
filmin bir muzigi yoktu! muziginin olmamasinin eksikligi cok hissediliyordu ba$indan sonuna kadar. bir de guzelim nazim $iirlerinin ya ayari az kacmi$, ya da $iir secimleri cok iyi degildi.
yazdiklarimi okudum gene ilave;
evet zor begenirim!