(bkz: kader)ikilemesi ile izlenilmesi gereken güzel bir filmdir. haluk bilginer aşmış bitirmiştir. bir de otelci abi şu 5.boyut dizisinde oyanayan amcamı hala aklımda döner durur.
kader film de cigaralık muhabettinde bekir'in ; o bagırdıkça ben kara murat o bagırdıkça ben kara murat. nasıl bir cümledir ki bu yarabbim.
gerçekçi bir film. ben izlediğim filmlerde hep bir karakter seçerim kendime. bazen yaşlı bir kadın olur, bazen sorunlu bir genç, bazen bir hayalet. bu filmi izlerken de kendime haluk bilginer'in karakterini seçmiştim. film boyunca bekir'in acılarını yaşadım hiç bir filmde bir karakteri bu kadar benimsememiştim. teşekkürler zeki ağabey. ( ağabey falan deyim de muhabbetim var sanılsın bari.)
izlediğim, beni ve sinema anlayışını en derinden etkileyen filmlerden biridir.
sırf haluk bilginlerin şu yaklaşık 7 dakikalık konuşma sahnesi için bile izlenebilir. zaten o 7 dk kendi basına başka bir filmdir adı kader olan. masumiyet kader de izlendiğinde tam anlamıyla anlaşılan özümsenebilen bir film.
gökyüzünün zifirisi vurmuş içimize puslu bir gündüz,
ne öğlenin cıvıltısı kalmış gözlerimizde, ne de güneş tenimizde ısıtacak.
titriyoruz, üşümüşüz. yeşilim bile renk değiştirmiş koyulaşmış, güzellikleri örtmüş karanlık ve yine akşam olmuş habersizce.
alışılagelmişin dışına çıkılmış, yıllara yenik düşmüş çaresiz,
uyumuşuz belki de masumca...
o masumiyet yüzümüzde mi, uykuda mı? bunu çözmeye çalışıyorum şimdi ben masumsuz.
filmi izlediğimde sonundan hiçbir şey anlamamıştım ama yorumları okuyunca anladım zagor ile yusuf'un hapis arkadaşı olduğunu ama sonra filmde hangi sahneyle anlatmak istemişler acaba dediğim film. anlayan yazarların kısacık açıklamasını istediğim filmdir.
oğlum bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin, isyan etmenin faydası yok. kaderin böyle yol belli. eğ başını usul usul yürü şimdi. o gün bugündür usul usul yürüyorum.
--spoiler--
esrar, alkol ve yabancı bedenlerle kirlenmiş vücutlarına, sidik kokan otellerde, kan ve ter kokan pavyonlarda geçen ömürlerine inat, saf aşklarının ardından usul usul gidenlerin hikayesi.
80'lerde çekilmiş muhsin bey'i, düttürü dünya'yı izleyince aldığım hazza benzer haz aldığım 90'ların başyapıtı. hatta türk sinemasının belki de geldiği en üst nokta. zirve ve dönüm noktası. reha erdem'in de beş vakit'i vardır daha kendi halinde bir başyapıt olarak. 2000'lere dair. gene de masumiyet ayrı alemdir efendim. çok yönlülüğü kadar zeki demirkubuz'un külliyatı içinde yapmak istediğini en iyi yaptığı anlatmak istediği hikayeyi derinlikli ve toplumsal realitelerle akla kazıdığı, yansıttığı filmidir masumiyet.
film içinde film anlatma geleneği göze batmaktadır ilk olarak. bunu demirkubuz'un toplumunu hayli iyi resimlemesine yormak mümkün. iyi bir gözlem yetisi var. herkes, tepkisiz eski türk filmlerini izliyor. ceylan 'ın son işi üç maymun'da akp'nin seçim zaferini tv de noktalayan kadına gidiyorum. tepkisizlikte kendi içinde bir tepki aslında. tepkisiz tepki ancak bu kadar manidar ifadelenir yani.
yaşanılanların insan hayatında ağır travmalar yaratabileceğini görüyoruz. küçük kızın gelişimi içinde böyle. kocasıyla sevmeden evlendirilen kadının kocasını aldatıp yusuf tarafından dilsiz bırakılmasında da gördüğümüz halet-i ruhiye aslında derin yaşanmışlıkların, insanı hayatının sürüp giden karelerinde yalnız bırakmadığının tezahürü. tek taraflı değil. mevzuya sebep iki taraf içinden geçerli bir olgu bu.
ciddi bir hapishanede yatışın ardından yaşama tekrar tutunmakla tutunmamanın arasında ilgi çekici bir materyal sunulmuş. onca zaman sonra kolay olmuyor, hayata tutunmak. zaman belki de burda tek yardımcı. hele bir de işin ağır geçmişle yüzleşme boyutu tekrardan gidilip görününce, üstelik tutunacak dal yoksa ben çıkmak istemiyorum dışarıya bile dilden dökülebilir. çıkıpta yaşanılanlar ufak kızı bağrına basmaya umutsuz bir aşka yelken açmaya dahi gidebiliyor. şu uzun zaman sonra içerden çıkma psikolojisini donuk insanı inanılmaz oynayan güven kıraç başarılı yansıtmış.
demirkubuz külliyatında en iddialı oyunculukların söz konusu olduğu film açık ara budur! bir de bizden aşina olduğumuz hikaye vurucu olunca, ortaya tadından yenmez bir eser çıkabiliyor işte. diğer filmler de serdar orçin, başak köklükaya, ufuk bayraktar'ı görmüştük. iyi denebilecek oyunculuklar, masumiyette yerini aşmış oyunculuklara bırakıyor. güven kıraç, haluk bilginer ve derya alabora filmin manidar hikayesini daha büyütüyorlar. film vites büyütüyor üstatların elinde.
eşkıya'yla, her şey çok güzel olacak'la 90'larda gişe de yapan türk sinemasının kabuk değişiminin en iyi meyvesi bu filmdir!emeği geçenlere teşekkürü borç bilirim bu başyapıta dair. 10 üzerinden 10! yıldızlı pekiyi.:)
edit:de sica'nın bisiklet hırsızları 'na çektiğim muameleyi puan kırmayarak aynen masumiyet'e de uyguladım. demirkubuz'a teşekkür mahiyetinde!
günahsız, suçsuz olma durumu; temizlik, saflık.
--spoiler--
Öğrenmişti:insan masumiyetini bazen bir başkasının günahıyla kaybeder.
--spoiler--
murathan mungan ın kadından kentler kitabında geçer bu söz, yaralayıcı ve gerçektir. yitirmemek de mümkündür, içimize yaklaşıp, anlamaya çabalarsak eğer, kendimizden başlayarak hayatı. gitmesini istemiyorsak gerçekten, hep kalacaktır bizimle masumiyet.
her yıl türk sineması altın çağını yaşıyor diyorlar. tuhaf olan bunu her yıl söylemeleri. her yıl tyürk sinemasında ilerleme kaydediliyorsa, 1997 yapımı bu film neden hala türk filmleri içinde en iyilerde yer alıyor? evet, bu film bana göre türk sinemasının en iyilerinden diyebileceğim bir filmdir ve alanındaki başarısını dolduracak bir film henüz çekilmedi. belki, zeki demirkubuz'un son filmi kıskanmak'ı henüz izlemediğim için böyle konuşuyorum. bilmiyorum aslında ama, bu filmden daha iyisini izlemek için de can atıyorum.
oyuncu kadrosunun ne denli iyi olduğundan bahsedilmiş benden önce. zaten öyle iyi ve başarılı bir oyunculuk var ki, bu konuda eleştirenin alnını bile karışlamak lazım. senaryo da demirkubuz'a ait. izlerken şu düşünce vardı zihnimde, oyuncular canlandırdığı karakteri ne kadar iyi yansıtsalar da, mutlaka bi noktada açık vereceklerdir. olmadı.
demirkubuz film geleneğidir açık kapılar ve bu filmin ilk sahnesi de kapıya olan takıntı sahnesi. demirkubuz açık ve bir türlü kapanması başarılamayan kapıları gözümüze sokarak bir mesaj vermeye çalışıyor. bunu yönetmenin başlığı altında irdelemek daha doğru ama söylemeden geçemeyeceğim, o açık kapılar izleyeni her an bir şeyler olacak hissi ile doldurup filme dikkat kesilmeyi de sağlıyor. tabi bunu sağlayan biraz da oyuncudur ve bu film için oyunculuğun tartışılacak film olmadığını söylemiştim.
pek söz edilmez ama demirkubuz filmlerinin açık ve eski kapılar takıntılığının haricinde bir de televizyona bağımlılık dikkat çekici. televizyonun karşısında kıpırdamadan eski türk filmlerini izleyen karakterlerin neden hiç kıpırdamadığını ve izlediği film ile ilgisini mimiklerinden belli etmediğini merak ediyorum. düşünsenize, film izliyorsunuz saatlerce ve gözlerinizde boş bir ifade, hiçbir düşünce ve his belirtisi yok. bu ve diğer demirkubuz filmlerimde beni etkileyen diğer bir konudur. bu filmde özellikle küçük kızın (çilem) ağır ve dilsiz olmasına rağmen televizyon bağımlılığını, değerlendirirken sadece çocuğu ön plana almak yetersiz olur. annesinin yaşantısı, büyüdüğü ortam ve ilgisizlik, çocuğun gelişiminde olumsuz etkilerdir bu filmde bunu şiddetli oalrak hissedersiniz. zaten hep televizyon bağımlıları hayattan kopmuş insanlar değil midir? işte filmdeki televizyon bağımlılığı bir yerde bunu anlatıyor.
fim konusunun devamı -aslında başı- olarak 2006 yılında gösterime giren kader filmi ile masumiyet biraz daha kuvvetleniyor. kader, her ne kadar en iyi film dalında altın portakal ödülü almış olsa da, masumiyeti kadar iyi oyunculuk göremediğim film. (bunu o başlıkta ele alacağım)lakin, konu olarak masumiyet ile bağlantısı beni etkilemeye yetti diyebilirim. halen iki filmi de izlememiş olanların, önce kader'i mi yoksa masumiyet'i mi izlemesi gerektiğini bilemiyorum. buna siz karar verin, ama ikisini de mutlaka izleyin. özellikle masumiyet, konusu, verdiği mesajlar ve hislerle zihninizi ele geçirecek bir film.
"
-sevdim abla ne kötülük var bunda? suç mu bu abla?
-suç tabi lan suç.. bekir niye kıydı lan canına? ... parmak kadar çocuk neyin çilesini çekiyor lan... orda artık adamları düzüyorlar lan..orospu sadece ben miyim lan.. ceza derler olum buna ceza.. hakim kime kalem kırar düşündün mü hiç? kim gözünü kırpmadan sıkar kafasına? "
hemen hemen böyle bir diyalog geçer işte filmde. öyle de bi film yani. aşk, sadakat, namus, suç ve ceza kavramlarını iyi işlenmiş. bir de "hemen kaybolun burdan ankarayı terkedin" diyen dayı ezel'in dayısıyla kapışır yani o derece.