sikertir cinsten süpersonik bir kokuya sahiptir ki yeryuzundeki en guzel kokulardan biridir. hatta bunun parfumu de vardır, ama asıl guzelligi mandalinayı yedikçe insanın eline, üstüne başına sinmesidir. aslında özünde mandalina süper bir meyvedir, hem tadı guzeldir, hem de kabugunu ve icindeki fiyonklarını soyarken insan derin düşüncelere dalar.
kış gelir evlere çekilinir sevgili kişisiyle olur da soba (eski bi ev olması lazım tabi) basında mandalina yenecek olursa insan mandalinanın ne kadar özel bir meyve oldugunu anlar. ama bu durumda sevgiliye çok fazla mandalina yedirmemek gerekir cunku c vitamini vucudda depolanmaz, eger sevgili kişisi bundan bihaberse eline saglık kitabı verilir, "bak canım böyle böyle c vitamini vucudda depolanmaz, ama istersen 1 tane daha soyayım" denir. ayrıca çok özel bakınız, baktırınız,
kış'ı hatırlatan meyve. soyarken suyu fışkırır gözünüze gelir ve çok canınız yanar. ama o kokusu yokmu misler gibi. kabuklarını bile ziyan etmemek gerektiğini düşündüğüm için onları kurutup çayını yaparım genelde. *
severek yediğimiz bu turunç meyvesinin (citrus reticula) adının kökeni, çok uzaklara dayanıyor. sözcüğün ingilizce karşılığı olan "mandarin", aslında kuzey ve güneybatı çin'de konuşulan ve mançurya'da anadil kabul edilen bir lehçenin adıdır. meyvenin adının, mandarin askerlerinin üniformalarının renginden geldiği öne sürülüyor. sözcüğün esas kökeniyse, "papaz" anlamına gelen sanskritçe "mantrin" ve malay dilindeki "menteri" sözcüklerinden türemiş olan ve aynı anlama gelen portekizce'deki "mandarim" sözcüğüdür.
küçükken kabuğunu soyup işaret parmağını içine geçirmek sureti ile, büyük bir icat yapmışcasına 'aa aynı nasrettin hoca'ya benzedi!' naraları attıran ve 65 yaşına gelinse de, her mandalina soyuşunda hangi ortamda olursa olsun, bunu yapmaktan kendini alıkoyamayanların da bulunduğu, yedikçe yenilesi gelen meyve.
benim en çok sevdiğim meyvedir ama şimdilerde küçükken yediğim mandalinaların o hoş kokusu yok herşeye hile katılıyor artık ve mandalinada bu durumdan nasibini alanlardan.