eskiden izlemek ayrıcalıkken şimdi tam tersi ayrıcalık gibi görünen dizi. meyve veren ağaç durumu bence biraz... bu diziyi izleyip de bırakmak diye bir şey (bana göre) pek mümkün değil. beşinci sezon başlasın, gene tüm dünya izleyecek, bunu herkes biliyor...
son sezona kadar aklımı alan ama son sezonda artık merakla bekleme hissini kaybett,ren dizidir.
ne olursa olsundur. Skimde değil. Halbuki halbuki eskiden öyle midir?
her saniyemi ulan lost başlasa çok merak ediyorum bilmem ne diye geçirirdim.
bir kaç tespitim bir kaç teorim bile vardı. ama son sezonda harbi keyfi kaçtı.
Bence tarih boyu en önemli yapım olma şansını kaçırdılar. Gerisinden bi bok olmaz.
ilk başlarda izleyene zevk veren, son sezonunda insanı paranoyaklaştıran dizi. mükemmeli yakaladıktan sonra işi cıvıtmaya başlamış bir yapımcının elinden çıkan dizi.
hastalığın verdiği halsizlikle içinde barındırdığı replikleri sayıklamama neden olmuş dizidir.
3. sezonunu bitirp 4. sezonu merak etmememin delilik olduğu söylense ve bunu ilk başlarda ben de kabullenmesemde rüyalarımdan zar zor karakteri desmond'u atabildiğim dizidir.
efsane bir bağlayıcılık taşıdığı, olağanüstü kurgu öğelerine sahip olduğu gibi övgülerin sinematografi bakımından şah iken şahbaz olmuş muhitimce yapılmasıyla izlemeye başladığım dizi. evet, gayet de sarmaktadır. kurguda yer yer açıklar bulunmasına rağmen tiksinmeyerek izlemekteyim. açıklandığı üzere: (bkz: lost/#3808129)
diğerleri ise ilk bölüm falsosu, uçağın yakıt deposu olan kanadının yanında motor patlıyor,patlama sadece motorda gerçekleşiyor, kanat sapasağlam kalıyor üstelik uçaktan bir çok eşya parça pinçik olmadan çıkarılıyor, locke uçağa bir bavul içinde john rambo türevlerinin 50sine yetecek kadar bıçak sokuyor, aynı adamın 2 sezonda çorapları aceynen yıkanmış gibi bembeyaz. hadi onu geçtim kargo bölümündeki it nasıl sağ kaldı. ikinci sezonun başındayım henüz, bakalım neler çıkacak daha.
sürükleyiciliğin bir dizi için vazgeçilmez pazarlama yöntemi olduğunu varsayarsak lost'un bağımlılık yapması gayet doğal bir özelliğidir. büyük bütçenin kasaya dönmesi babında. diğer bir şeyse diziyi izleyen herkesin, birisi bir yere giderken, gittikçe artan bir tutkuyla "ben de seninle geliyorum" deme isteğinin artmasına yol açması maydonozlaşma sürecine katkıda bulunmasıdır.
uçaklarının bir adaya düşmesi sonucu orada mahsur kalan insanların uzun süreli mücadelesini anlatan bu dizide uçağın adaya düşmesinin üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen kadın oyuncularında ne bir bıyık ne kaş ne bacak kılı çıkmıştır yapay sarışın oldukları açık olanlarda dip boya falan da gelmemiştir yoksa adada gizli bir güzellik salonu mu vardır? haliyle kadın izleyicilere pek inandırıcı gelmeyen bir dizidir. bide bu açıdan bak olaya
çekildiği adanın altında yatır olan dizidir. evet evet, başka açıklaması yok bence. john lockeın felçi ayaklarını düzeltmiş, roseun kanserini yok etmiş, kısır olan jine çocuk vermiş, sawyerın tek dileği olan gerçek tom sawyerı bulmasını sağlamış, herkesin dileklerini gerçek yapmıştır.
adanın yatırı da tabiiki jacobtır. önümüzdeki iki sezonda adaya bir türk gelmesi halinde, adanın bu özelliklerini öğrenir öğrenmez yapacağı ilk iş jacobın kulebisine tabelayı asmaktır. "jacob baba türbesi"
yine fazla izlediğim bi günün gecesi uyumaktayım. rüyamda adadaydım böyle hep ordaymış gibi kimse beni yadırgamıyo falan..
jack le tartıştık ne artist oldun lan amma götün kalktı senin falan dedim herife, sonra bunların hepsi birlik olup beni dövmeye kalktı bütün ada. ama benim yanımda da bikaç kişi var locke bir de sayid var. ama karşı taraf bütün ada 40 küsür kişi malum.
biz çektik silahları kıyım yapıyoruz sonra mermiler bitti, locke'ın bıçaklarıyla alayını kestik. *
sonra kadınlar sağ kalmış iki üç tane kate falan* bunları da haşladım. niye göt baş açık tahrik ediyonuz lan diye, hayır zaten adadayız aq. herhangi bi olayda çığlıklarını kim duyacak? allah'tan iyi niyetliyim ki rüya bu yönde devam etmedi..
sawyer da yaşıyo, ama ibne. sayid'e yavşıyodu resmen. **
sonra adanın içinden iki üç tane dinazor kutup ayısı falan geldi bunları yedi ben kaçtım. tam beni de yicekti ibne, rüya bitti.
--spoiler--
yahu her seyi anladim da, bu kate denen catlak 4. sezonun son bölümünde neden desmond ve penny ile gemide kalmadi, o'nu anlamadim! sen polis tarafindan aranan bir katilsin, herkes ucak düstü bütün yolcular öldü diye biliyor. neden desmond ile ayni gemide kalip kimligini degistirmiyorsun arkadas? bundan daha iyi sans gecer mi insanin eline?? gerci mahkemede kurtuldu, ama yinede...
--spoiler--
--spoiler--
ada aslında kaybolmadı. nasıl oryantasyonu anlatan abi tavşanı zamanda gezdirdi; öyle de benjamin adayı birkaç dakikalığına zamanın ötesine yolladı. ada eski yerinde yani... *
--spoiler--
"en nihayetinde bir dizidir." diyebilseydim keşke. ama değildir ulan!
bundan sonrası komple kompela spoiler içerir, kalp hastalığı olan okumasın ayrıca.
--spoiler--
yahu bir kere jj abrams mıdır nedir her ne haltsa çok zalim bir adam orası kesin. 4 sezon geçti, şimdi bu 4 sezonu tekrar tekrar oturup izlemediğimiz sürece bazı şeyleri farketmemizin imkanı yok! ben şimdi 2. sezonun ufak bir karesinde ortaya çıkan bulmacayı 4. sezonda açıkladığında bu bulmacanın ortaya çıkışını nasıl hatırlayabilirim?! tamam hafızamız çok kötü değil de, robot da değiliz ki anasını satayım. aklımda kalan tek geyik black smoke olayı, ki zaten onu da unutmak mümkün değil kocaman bulut nası unutalım?
halbuki başlarda her şey ne kadar güzeldi, 30-40 gerzek bir adaya düşmüş tamam zaten sonunda kurtulurlar mutlu mesut yaşarlar hatta dizinin adı found olur diye teorilerimiz vardı. noldu? hepsi çöpe.
yok ada zaman dilimleri arasında bulunan bir varlıkmış da, yok ada cennetin yeryüzündeki versiyonuymuş da, yok adaya gelenlerin hastalıkları tedavi oluyormuş da, yok görevini bitirmeyenler ölmüyormuş da.
şimdi diziye gerçekçi gözle bakıyordum açıkçası ben başlarda, sonuçta tropikal bir adada kutup ayısı bulunmasının bile mantıklı bir açıklaması bulunabilir öyle ya da böyle. ama şimdi dirilen ölüler, ölmeyen elemanlar, adayı taşımalar falan derken bilimkurgu'nun resmen kucağına düştük.
dizinin temel elemanlarından jack ve kate'e ölümüne gıcığım. jack saf malın teki, sawyer'a defalarca vermiş bir kadına evlenme teklif edilir mi be? bir gün bir yerden sawyer tekrar karşısına çıkıverse(ki kesin olacak bu) tekrar sawyer'a vermeyeceğinden nası emin olabilirsin? kate bambaşka bir hikaye. güzelim sonuçta hayatta mükemmel erkek yoktur, ya jack gibi daha ağırbaşlı, hayatında başarılı ve nispeten daha duygusal elemanlar vardır, ya da sawyer gibi yırtıcı, çapkın ve dolandırıcı tipler vardır. seçicen birini, ne o öyle ikisine de ayrı caka satmalar?
dizide şu ana kadar beni adamakıllı mutlu eden tek olay desmond-penny ikilisinin buluşması oldu, her ne kadar penny gibi kadını dünya üzerinde bulmak imkansız olsa da.(hangi kadın bir erkek için okyanusun her santimini taramaya çalışır? yok öyle bir dünya.) ama abrams baba bu konuyu da rahat bırakmadı benjamin'e "penny'i öldürecem ulan" dedirterek. tek mutlu anımız da böylece çöpe gitmiş oldu.
ve tabii eklemesek olmaz,
desmond ilahtır.
sawyer candır.
benjamin şizofrendir.
charles widmore da o.cde mischa barton'ın babasını canlandıran adamdır.
--spoiler--
fanlarının ilginç teoriler yaratmasına sebebiyet veren kafa karıştırıcı güzel dizi. öyle ki senaristlerinin bile böyle şeyler düşündüklerini sanmıyorum.