senaristi benim gibi 1985 doğumlu burak aksak tır. senarist benim gibi istanbul da doğmuş ve büyümüş. o yüzdendir galiba kendimden çok şey bulduğum dizidir. mecnun da bir yönümü, ismail abi de bir yönümü, erdal bakkal da başka bir yönümü buluyorum. sanki beni ve şimdiye kadar ki hayatımı anlatıyor. izlerken bazen o kadar küçük ayrıntı görüyorum ki beni alıp götürüyor. çocukluğuma gidiyorum, sokakta top oynarken terliği yırtılan o yaramaz çocuğa dönüyorum. yeri geliyor kamil gibi elektrik tesisat borularından ok yapıp atıyorum, yeri geliyor mecnun gibi lise ceketini giyiyorum veya anneanne yatağında yatıyorum. yeri geliyor ismail abi gibi beyaz gemide ki çocuk misali babamı bekliyorum. yeri geliyor kaan gibi kola kutusunu ezip maç yapıyorum ve okul ayakkabılarının ön tarafını yırtıyorum. yeri geliyor hırsız yavuz gibi bir imkansızı seviyorum ve onun için yine onu üzüyorum. yeri geliyor erdal bakkal gibi lunapark görünce kendimden geçiyorum. yeri geliyor ismail abinin şekerpare nin gitmesine ağlar gibi ağlıyor, erdal abinin pis pis gülmesi gibi gülüyorum.
gidenler bizden hep bir parça götürürler,
o parçanın yerinde de derin izler kalır..
herkesin bir yara izi vardır,
insanlardan gizlemeye çalıştığı,
saklamak için çok uğraştığı bir yara izi..
herkesin bir yara izi vardır,
kimseye dokundurtmayacak kadar güzel olan,
baktıkça nefes alabiliyor olmanın kıymetini anlamanı sağlayacak bir yara izi..
bu izlerle yaşamaya alışırsın,
bir sabah belki gün doğarken baktığında dışarı,
yaşamayı yeniden sevebilirsin,
ve birgün elbet birileri o yara izlerine dokunur,
acın da biraz olsun hafiflemeye başlar..
sümüğüm dondu yemin ediyom, napıoz biz sabahın köründe burda yaa..
hangi bölümü bilmem ama, dün izlediğim bir bölümünde, zamanda ileri geri gitmelerde, 26 şubat a gelindiğinde, hayal alemindeki takvimin sağ üst köşesindeki kız, arkasındaki yapay küçük havuza atlıyor. ne olduğunu çözmeye çalışırken mecnun dediği beni yıkmıştır.
en sevdiğim ikinci karakter olan arda'nın gitmesiyle sarsıldığım ama erdal bakkalı görünce kendime geldiğim güzel dizi. erdal bak çay erdal bakkalda içilir, erdal bakkal.
35.bölüm de bitti. akşamki 32. bölüm başlayana kadar kendimi dışarı atıp depresyondan çıkmayı mı denesem, yoksa pepee izleyip depresyonun dibine mi vursam bilemedim. neyse işte, akşam yine aynı kanal, aynı saatinde.
31. bölümün sonunda okunan o güzel şiirin altında çalan müzik ismail yeka'nın birkaç yıl önce oynadığı korkusuzlar adlı dizinin müziğimiş. ismail'in olduğunu görünce az da olsa saygım artmıştır.