Leman Sam'ın "Kıyamam Sana" şarkısını dinlemeyeniniz yoktur sanırım. Bu şarkıyı bir aşk şarkısı sanıyorsunuz değil mi? Hayır değil. Söz yazarı Karaköy Genelevi'nde çalışan meçhul bir kadın. Bir gün beklemediği anda hamile olduğunu öğrenir. Bulunduğu ortamı ve şartları düşününce bebeğinden vazgeçmekten başka çaresi yoktur. Evlatlık vermeye karar verir ve bu sözleri yavrusuyla beraber olduğu o son gece yazar. Çaresiz bir annenin kaleme aldığı Leman Sam'ın bestelediği bu şarkının sözleri şöyle;
Bir gün anlayacaksın ,
neden sessizce gittiğimi ..
Senden vazgeçmek uğruna ,
nasıl bir savaş verdiğimi..
Mevsim kış olur hani ,
bir yudum güneş bulamazsın ,
sonsuz uçurumlardaki
çiçeklere dokunamazsın.
Her sabah bir sayfa daha,
eksilip gidiyor ömrümden..
Gönlümün yıkıntılarında ,
can çekişiyor umutlarım.
Ellerimde acı var, ellerini tutamam,
kıyamam, kıyamam sana..
Yollarımda ayaz var, yaklaşma yollarıma,
kıyamam, kıyamam sana.
Karanlık gecelere ortak edemem seni,
Kıyamam,
kıyamam sana...
Not: bu yazı alıntıdır, Facebookta "usta şairler antolojisi" adlı sayfada okudum ve şarkının sözü çok başka bir duygu verdi dinlerken, paylaşmak istedim.
Kıyamam sana şarkısını her dinlediğimde gözlerim dolar boğazım düğümlenir.
Bilmiyorum ne kadar doğru genelevde çalışıp hamile kalan bir kadının evladını evlatlık vermesi sonucunda bu şarkı yazılmış. Keşke bütün anneler evlatlarını kendileri büyütebilse.
Kıyamam sözü kıymaktan gelir, kıyma da bu fiilin türemesidir. Nasıl bir veganlık bu veganlık? Bence veganlar sözcüklerini de hayvanlarla ilgili olmayan konulardan seçip şarkı söylesinler.
Ülkücü katil Haluk Kırcı, cezaevinden çıktıktan sonra Abdullah Çatlı'nın kardeşi Zeki Çatlı'yla tıbbi malzeme işi yapan bir şirket kurdular. Herifler Türk milliyetçisi ama şirketin adı Promesse. Şirketin usülsüz ihaleler alarak haksız kazanç sağlaması ve orantısız zenginleşmesi üzerine, Yılmaz Erdoğan'ın Sağlık Bakanlığı'nda müfettiş olan amcası Namık Erdoğan yolsuzluğun üzerine gitti. Dürüst bir bürokrattı. Konunun peşini bırakması için çok ciddi tehditler almasına rağmen dosyayı kapatmadı ve büyük yolsuzluklar tespit etti. Mehmet Ağar'ın kendisiyle görüşme teklifini ise reddetti. (Yine Mehmet Ağar)
9 Mayıs 1994'te Ankara'da kaçırıldı. 12 Mayıs'ta Kırıkkale'de cesedi bulundu. Cesedinin, kardeşinin doktor olarak çalıştığı hastanenin morguna kaldırılması ise acı bir tesadüftü. Milliyetçi geçinen katiller devleti soymuş, yaşasaydı belki de "bölücülükle" suçlanacak Namık Erdoğan ise devletin zarara uğratılmaması için canını vermişti.
Kayıp Kentin Yakışıklısı şiirini Yılmaz Erdoğan, amcası Namık Erdoğan'a yazmıştır.
Kaçırıldığında da
Kaybolduğunda da
Ve cesetken de
Yakışıklıydı...
Amcamdı..."
Ancak amcası için bu şiiri yazan yeğen Yılmaz, yıllar sonra bir AKP mitinginde Mehmet Ağar'la aynı sahnede yer aldı. Bu utanç Yılmaz'a ömür boyu yeter.
Konunun dışına çıkmak olacak ama Namık Erdoğan'ın Hakkari'de başından geçen nişanlılık hikayesinin ise tanıdık bir kraliçesi vardır ; Leman Sam. Babasının memuriyeti sebebiyle Hakkari'ye giden Sam, burada Namık Erdoğan'la nişanlanmış, eğitimlerini devam ettirmek için bu nişanlılık evliliğe dönüşememiştir.
Yıllar sonra Namık Erdoğan'ı anlatan Leman Sam, kitap yazsam çok gözyaşı dökülür diyerek Erdoğan'a özlemini dile getirir.
Namık Erdoğan cinayetinde görüldüğü üzere, Türk sağının vatan, millet nutuklarının hepsi koca bir yalan. Varsa yoksa ; yolsuzluk, rant ve talan.