ilk cdsi oldukça sıkıcı olan filmdir. adamın manyaklıklarını izlersiniz, soykırım bunun neresinde dersiniz? ikinci cd.de konu oturmaya başlar. fena film değildir, gideri vardır. duygulandırır mı evet; ama bana göre soykırımı anlatmada piyanist kadar başarılı değildir. bir de tam aksi düşünceyi anlatan çöküş ü izlemelisiniz. bundan sonra iyi gider.
hayatın bütün kötü yönlerini göstererek yaşamanın ne kadar değerli olduğunu anlatan süper film. izlerken göz yaşlarınızla yıkandığınızı sanırsınız, arınırsınız.
"neden daha önce izlemedim?" dedirten sayılı filmlerdendir. filmin italyanca izlenmesi şiddetle tavsiye edilir!
--spoiler--
Buongiorno, principessa!
--spoiler--
defalarca izlediğim arşivlik fimlerden biri.
aynı konuyu işleyen birçok film olmasına rağmen savaşın açtığı yaraları farklı bir bakış açısıyla ele alması yönüyle benzerlerinden ayrılıyor. Barışçıl ve hümanist bir üslubu var. dünyanın en acı olaylarından biri olan soykırımı mizah sanatıyla harmanlayarak film boyu ağlak ağlak hayata küfretmek yerine izleyicinin umuda göz kırpmasına yardımcı oluyor. öyle ki etkisinden uzunca bir süre kurtulamıyorsunuz.
Sen bir köle değilsin, hizmet büyük bir sanattır. Tanrı en büyük hizmetkardır, insanlra hizmet verir ama insanların kölesi değildir!
*filmin senaryosu, yönetmenliği ve başrolü Roberto Benigni'ye ait. yüce insan!
insanı paralel bir evrene götüren filmdir. hayat her ne kadar sizi yok etmeye uğraşsa da yaşam için herşeyi yapmaya değerdir. bir babanın çocuğunu avutmasıdır.
ilk kez sekiz yaşımdayken izlediğim film. ilk kez izlediğimde de ağlamıştım, 3. 4.kez izleyişlerimde de. bir şey değişmiyor. o kadar iyi, o kadar masum, o kadar güzel çekilmiş bir film ki her izlediğimde aynı duyguları hissediyorum.
filmden anlayan bir insan değilimdir.sinemaya gitmeyen filmlerin televizyonda gösterilmeini bekleyenlerdenimdir ama bu filme kötü diyenin alnını karışlarım..
her şeyiyle mükemmeli hakeden bir film. ilk yarısı oldukça eğlenceli geçiyor filmin, guido'nun şaklabanlıkları ikinci yarıda kendini hüzüne bırakıyor ve bir babanın evladı için verdiği mücadeleyi anlatıyor. izleyen herkesin gözünü mutlaka doldurmuş bir filmdir la vita e bella. finalinde ne olursa olsun 'hayat yine de güzeldir' dedirtir izleyene.
Masum insanların acımasızca katledildiği , insanlık tarihine bir kara leke olarak düşen olay üzerine onlarca film yapılmış olsa bile, en dokunaklısı bu filmdir.Mutlaka izlenmesi gereken bir baş yapıttır.
ahh aziz maria, bana anahtarımı ver cümlesini barındıran sahnesiyle içime sıcacık dolmuş olan, yedi cüceler yemeği yedikten sonra eve gelen pamuk prenses ne yemiştir sorusuna artıkları cevabının verildiği sahneyi muhtemelen orijinal dilinde çok geyik olduğu halde çevirisi kusturucu olduğu için anlayamadığım, aynı kadroyla ve aynı tarzla çekilen kar ve kaplan filminin ablası, bir nevi polyanna filmi. herşeye rağmen life is beatifull.
roberto benigni 'nin başrolü oynayıp yönetmenlik yaptığı filmidir. nazi döneminde italya 'yı ele alır . çocuğu ile beraber toplama kampına giden bir babanın çocuğuna hiç bir şey hissetirmemeye çalışması ve bunu başarmasını konu alan bir filmdir. çocuk oyuncu'nun şirinliği,mimikleri oyuncuların yetenekleri ve senaryonun güzelliğiyle dikkat çeken , hüzün veren , gülümseten güzel bir sinema yapıtıdır. filmin finali insanı tuhaf bir şekilde duygulandırır, gülümsemek ve ağlamak arasında kalır insan...