zenci insanların bedenlerine çikolata sürdükleri için siyah olduklarını zannederdim. bu nedenle her seferinde 'ne kadar şanslılar canları çektikçe parmaklarını emiyorlardır.' diye düşünürdüm.
gerçeği öğreneli epey olmasına rağmen hala canımı çikolata çektirmeyi başarıyorlar...
insanları iyi kalpli sanıyordum, sanrımıın geçmesi uzun sürmedi ilk kazığı en yakınlarımdan yememle karanlıkla aramızdaki bağ güçlendi ölmeyecek kadar güçlendi. karanlık, evet siyah; asilliğin rengi insanı asilleştiren soytarıların şaklabanlıkları işte beni ben yapan karanlığın hayatımda ki yerinin açıklaması, maruz kaldığım yanlışlar, ayrılıklar, ölümler, kimsesizlik, açlık, sefalet, varlık içinde yokluk hepsi bu kadar.
kimsenin öldüğünü bilmezdim. daha doğrusu ölünebildiğini bilmezdim. ölme kavramım yoktu basitçe. insanları kendim gibi sanırdım. hatta tüm kızlar benim gibi sanırdım. düşünce olarak. ama değilmiş. bu da ondokuz yaşımdan sonra öğrendiğim bir şey oldu. sonra gelsin ''sen fakesin sen şöyle trollsün böyle bilmem nesin...'' ohh evlere şenlik !! bazen diyorum da internetsiz de mutluydum ben ya. daha mutluydum belki de. ne ise buranın konusu değil.s
Küçükken özellikle belgesel programlarında ünvanlar beni çok etkilerdi. Mesela tarihle ilgili bir program adamın adının önünde Dr, yar.doç.dr., prof.Dr. gibi ünvanlar olunca ne kadar zeki insanlar hem doktor (gerçek gerçek onların doktor olduğunu) hem de başka alanlarda bilgi sahibi olduğunu düşünürdüm.
pırasaları taze soğanın hormonlusu sanardım. hatta hormon işini de abarttılar yuh artık gibi de bir yorum yapmıştım. bi ara hormonlu sebze meyve acayip artmıştı pazarlarda filan, o döneme denk geliyor.