Küçük yerleşim merkezleridir, şehirlerden ziyade köylerin tarihi cezbeder beni, ne zaman kurulmuş? Neden kurulmuş? Neden dağın başına gitmişlerde bu küçük köyü kayaların arasına kondurmuşlar? insanların birbirini tanıdığı, herkesin bir aile olduğu yerlerdir köyler.
Yeni neslin köy kavramı artık yok. Ailelerin çoğu merkezlerde ve baba ocaklarında hiç bir aile büyüğü yok. Bu sebeple de köye gitme kavramı zamanla kayboluyor. Eskiden şarkılarda söylediğimiz gerçek oluyor.
uzakta olsa ne yapar eder, gidersin.
çocukluğunun tatillerini geçirmişindir. bir salıncak, derede yüzmek dünyanın en zevkli eğlencesi gelmiştir. dersin ki gideyim de o anları bir daha yaşar gibi olayım.
ama uzay zaman işin içine girince gitmek imkansız olur. uzay yani mekan yani köy değişmiştir. beton olmuş beton hala da olmaya devam ediyor.
sevilmeyen, stres kaynağı, boş beleş insanlardan arındığı takdirde havasının temizliği ve insandan az nasiplenmiş olması sebebiyle huzur dolu mekanlardır.
yerel yönetim birimi olarak düzenlenişi ilk olarak 1864 vilayet nizamnamesi ile olmuştur.
ilgili madde: ülke illere, iller livalara, livalar kazalar, kazalar köylere ayrılır.
kaçmak isteriz ya bazen, bavul bile almadan meçhul bir yere gitmek isteriz. kimse görmesin, kimse bilmesin isteriz. artık canımız yanmasın isteriz, huzurlu bir şekilde son bulsun ... isteriz işte, ama ben biraz sık isterim bunları. meçhulum köyümdür. başımı okşayan anne gibi, kucağını açmış bana bakar rüyalarımda. köy evimizde gezinir dururum, tepelerden gelen rüzgar tülü havalandırır. arı geçer kulağımın arkasından, rahatsızlık hoşnutluğa dönüşür. gözlerim usul usul dans eden sineklere takılır. saatin tik takları yankılanır büyük tahta evde. dönerim kendi etrafımda, yüzümde bir gülümseme. dedemin takunyaları yarı yolda çıkar ayağımdan. koşmaya başlarım büyük ağaçtaki salıncağa. ismi önemli mi? salıncak ağacım o benim. yanımda getirdiğim yastığı sıkıştırınca iplerin arasına, başlar sessiz sedasız salınma. başım bir yana düşmüş, ciğerlerimde bayram. beynimde şen şakrak kuşlar, artık yavaştan ötmeye başlamış cırcır böcekleri...
saat 11, ne bileyim aslında 11 gibi yani. ufağım saatle falan ne işim olur.
bembeyaz kireçli duvarları olan kerpiç evde uyanmışım. havada oksijen değil de başka birşey var sanki, yiftincecik.
at kendini avluya sapsarı güneş, sıcak mis gibi. 1 dakika sonra, ne misi ya yandım kavurmaya başladı, anında ensemi. bir nota bile ses yok, o kadar sessiz.
arada tavuk gıdaklar sadece. belli belirsiz, kaç içeri, kaçmak mı, girmek mi, ondan belli belli belirsiz.
oda serincecik uzan yatağa, bak tavana. 2-3 sinek, bulmuşlar serin yeri, tekdüze vızzzzzz sesiyle dönüp duruyorlar. odanın köşesinde yere dökülmüş 4-5 teneke buğday var. yanlarındada orta boy karpuz ve kavunlar. zıpla buğdayların üstüne otur. serincecik.
akşam serini çıkınca meydanda kurulacak oyunları düşün.
zaman, gel sana olmayan servetimin yarısını vereyim. sen de bana o günlerden birini yaşat.
olmaz demek, o servete, o anın güneşinin bir saniyesini bile alamam ha, hakkaten çok pahalıcısın sende. ben bi dolaşıp geleyim o zaman.
sadece tatillerimi geçirdiğim cennetti. tabi bu duygumda çoçuk olmamın ve insan, olay, nesne ve canlıların sadece iyi taraflarını farkedebilmemin rolü büyüktü.