türkiye'nin türkiye olduğu, insanlarımızın cumhuriyet ile kurtuluş savaşı ile gurur duyduğu zamanlarda devlet tiyatrocuları ile çekilmiş hani derler ya türkiye'deki en iyi diziler nelerdir diye tam da onun karşılığı olan bir devasa yapım.
dizi de bazı şeyler çarpıtılıp ön plana çıkarılmış olsa da verdiği o zamanlardaki maddi ve manevi imkansızlıklar mükemmel anlatılmıştır.
atatürk'ü canlandıran rutkay aziz resmen bir messi edası ile süper bir iş ortaya çıkarmıştır. o diziyi izledikten sonra aziz rutkay gelip ben atatürk'üm dese ve cumhuriyeti yeniden kuracağım dese gerçekten yeni bir kurtuluş savaşı başlatabilecek bir karizmaya sahiptir.
belki atamızın karizması belki aziz rutkay'ın inanılmaz oyunculuğudur ama orada en dibinden en yüksek mertebeli askerlerine kadar çektiğimiz sıkıntılar mükemmel anlatılmıştır.
şimdilerde pek beğenilmese de zamanında bir milletin yeniden varoluşunu ortaya koyan bir yapımdır.
buradan belki haddim olmayarak emeği bulunan herkese saygılarımı ve sevgilerimi iletip cumhuriyet sayesinde seçme ve seçilme hakkı elde edip geldikleri yerde cumhuriyeti kötüleyenlere de selamlarımı gönderiyorum.
ilk kısımda şanlı kurtuluş savaşımızın cumhuriyet kurulmadan önce olan kısmı anlatılıyor. gerek cephelerdeki sıkıntılar gerek bir milleti mandalığa veya köleliğe zorlayan insanlar ile mücadeleler daha ağırlıklı.
son bölümde büyük taarruz ile beraber kurtuluş kısmı bitmektedir. bundan sonra cumhuriyet kısmı başlayıp saltanatın kaldırılması ile başlayan devrimler ve inkılaplar anlatılmıştır.
şimdiki nesiller bilmez. bizim zamanımızda evet bize zorla halk oyunu öğretilir, zorla şiir öğretilir çıkartılıp milli bayramlarda okuturlardı. ama zorla yaptığımız o olayları çıkıp o gün şanlı türk bayrağı altına göğsümüzü gere gere okuduğumuzda mutlu olurduk.
herkes mutluydu o günlerde. çünkü bizim varoluş savaşımız sonucunda kutladığımız bir bayramdı. şimdikiler sevmezler bu bayramı. çünkü kendileri zamanında cumhuriyet kurulur iken manda olmayı tercih ediyorlardı. hala değişmemiş mandalığı kabul ediyorlar.
söyleyecek hiç bir söz yok ,yazılacak hiç bir sözcük henüz anlatmaya yetmez ve asla yetmecek onun sevgisi içimizden hiç eksilmedi ve eksilmeyecek. belki bu link bi nebze hissettirebilir;
Türkiye'deki en özgün devrimci örgütlerden biriydi. feministler, troçkistler, sistemle uyuşamayan, ruhu serseri, rind tipler bu hareketten çıkmıştır hep. bugün ise bir anlamı kalmadı o ayrı.
"biz lut'a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (allah'ın emrinden çıkan kimseler) idiler. onu rahmetimizin içine soktuk. çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi."
enbiya suresi 73-74. ayetler.
eskiden her milli bayramda trt'de gösterilen dizi. Hala bazı sahnelerde gözüm yaşartmayı başartmış yapıt. internetten izlenebilir. aşağıdada ilk bölümünün linki, iyi seyirler...
istanbul'un en kozmopolitik semtlerinden biri. ermenisi, yahudisi ,çekik gözlü asyalısı; nijeryalısı, rusu, gürcüsü, yozgatlı hasan efendisi; travestisi, gayi ,tam straight erkeğinin hep beraber yaşadığı, evlerin birbirine yapışık şekilde sırlandığı eski semt.
ismet inönü ve kurmayları savunmayı değerlendirmektedir. yaver düşmanın * şehri yakamadan izmite girildiği haberini verir. bu haberin çoşkusu ile kutup soğukluğu ile ün salmış ismet inönü kahve içmeyi teklif eder. fakat maalesef kahve bitmiştir. çok da sorun değildir, zira yokluk alışagelmiş bir durumdur. bunun üzerine çay ister. askerlerin boynu bükülür. cevabı, o da mı bittidir. eğer ki bunu seyirciye yönelik bir acıma metası olduğunu düşünüyorsanız, sahnenin başında duvardaki yarığı bulunuz.
zira metafor değil, gerçeğin ta kendisidir o çatlak.
edit: ulan yazdığımdan utandım, koca dizideki tek şahane sahne bu mu diye. bir iki dakika sonra rum çetesini basan fatma çetesinin lafını nereye koyayım ki şimdi. orda da enteresan diyalog bkz:
hee palikaryalar balta döner sap döner gün gelir hesap döner. sizin de iki yıllık zulmün hesabını verma döneminiz geldi...
... bıyık yiğit olmaya yetmiyor değil mi!!.
edit 2: işbu entryde hiç bir millet, ırk veyahut toplum düşman olarak görülmemektedir. tıpkı usta nazım hikmetin dediği gibi, ingiliz'in hepsi değil domuzu.
" kurtuluş dedim. ' ankara'da bir mahalle. ' fazlası değil. belki bir de bob marley' in en iyi şarkısı. daha fazla düşünmeye gerek yok. adı her yerde, kendisi yok! kurtulmaya gelmiyoruz dünyaya. daha da saplanmak içi buradayız. dibine kadar. onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce. " *
altı bölümlük bu diziyi izlediğinizde, bu ülkenin ne kadar zor kurtarıldığını, çekilen çileleri, yapılan kahramanlıkları yüreğinizde hisseder, bu ülkenin düşmanı olanlara karşı daha bir bilenirsiniz.
vatan sevgisinin ne demek olduğunu, bundan yüce bir duygunun insan kalbinde bulunamayacağını öğrenirsiniz.
dar sokakları yüksek binalar yüzünden güneş almamasına rağmen, eski binaları nedeniyle hala sevimli denebilecek semt. 100 metrede bir otopark bulunan bu semtte arabanızı veriyorsunuz otoparkçıya ama o gidip bir binanın önüne çakebiliyor aracınızı; hem de paranızı alıyor yine. otoparkçılıktan çok park edecek yer bulma servisi gibi. Her yerde pastaneler, yufkacılar, bilmemneler var ki her gün yemek istersiniz vallahi, obez olursunuz haberiniz olsun. Her hafta bu mahalleye birileri taşındığı veya birileri buradan taşındığı için bazı sokaklar "yük ve eşya taşır"lar tarafından saatlerce trafiğe kapatılır lakin hiçbir zaman bu bir kavga, tartışma veya gerginlik nedeni olmaz. arkaya takılan araçların saatlerce korna çalmadan beklediğine şahit oldum. Sokaklar yük ve eşya taşırlar olmadığı zamanlarda seyyar satıcılar ve overlokçulara aittir. megafonlarla akşama kadar çığıra çığıra gezerler. bu muhitin insanları çok sık görülemeyecek kadar naziktir, kibardır; gürültü yaptıklarını düşündüklerinde özür dilerler kapınızı çalıp, ev sahibiniz sürekli evle ilgili bir sıkıntınız var mı diye sorar.
kısacası, "yük ve eşya taşır" kamyonu kurtuluş'taki yeni evinize yanaştığında mutlu olmanız gerekir. O kamyon ikinci kez yanaştığında ise ne kadar sakin ve güzel bir muhiti geride bırakıyor olduğunuzu aklınızdan atın; çünkü insan bunu düşüne düşüne uyuyamıyor.
Kurtuluş savaşını konu alan dev yapıt.altı cd den ouşur.Türk ordularının izmir'e girdiği bölüm muhteşemdir,göz doldurur.En etkilendiğim sahne ise ingiliz subayına selam vermeyen türk subayı ile bahriye nazırı arasında geçen konuşmadır.o an çalan müzik ise insanı daha çok etkiler.