hz muhammed'in yazdığı kitapmış. madem bir insan bu kadar zekice bir kitap yazabiliyor, hani çok zeki ateistler varmışya dünyada, onlar da yazsın bu şekil binlerce yıl ardından milyarlarca insan götürebilecek bir kitapta görelim.
"şüphesiz ki allak adaleti iyiliği yakın akrabaya bakmayı emreder, kötü işleri ve azgınlığı yasaklar, o tutup düşünesiniz diye size öğüt veriyor"
mealinde ayet ve buna benzer ayetler içermesine rağmen, hiç okumamışlar tarafından "kin vahşet ve düşmanlığı öven ve insanları bunları yapması için yüreklendiren bir kitap" olarak nitelendirilen kitap.
içinde tanrıdan beklenmeyecek biçimde kıskançlık, öfke ve çekememezlik duygularının yoğun olarak görüldüğü kutsal kitap. kafa karıştırır.
güzel, hoş ve mantıklı şeyler de yazar. fakat insana kin duygusu da aşılar. şartsız sevgiyi ve affetmeyi öğretmesi gerekirken, "kadını dövün" gibi ya da ötekileri dışlama tarzı fikirleri mevcuttur. (bkz: onlardan uzaklaşın)
hakkında nedense okuyanlardan çok okumayanların yorum yaptığı kutsal kitaptır.
okumayanlar,anlamayanlar ve sadece işine gelebilecek birkaç ayeti alıp kitabı karalamak için kullananlar var.yorum yapıyorsunuz en azından mantıklı yapın.birkaç ayeti okumakla veya okuduğunu sanmakla bir karara varılmaz.
Bir de şunu diyenler var ki mantıklarına hayranım:
"madem Allah yazdı niye basit bi kağıda yazdı?o kağıda herkes yazar.şöyle göklere ışıklı ışıklı yazsın da inanalım o zaman"
be akıllı kardeşim göklere ışıkla yazılsa inanmanın ne ayrıcalığı kalırdı?hiç mi mantık yok?
içerdiği tekil ve çoğul şahıs ifadelerini, çelişki ve anlam kayması olarak algılayanların, bir yerlerden hazır halde basılı olarak geldiğini sananların olduğu kitap. bazı ayetler direk allah sözü olarak, bir kısmı da cebrail'in hz. muhammed'e aktardığı sözlerden oluşur. şimdi mutlaka birileri çıkıp "madem öyle allah'ın çok mu işi varmış'ta cebrail'i göndermiş." diyeceklerdir. onu açıklarsın başka bir şey daha bulduklarını zannederek yeni bir şey söylerler. bu böyle sürer gider.
elimizde bir kitap var ve bu kitapta cihad var, insanları dine sokuşturmak için onlara savaş açılması emri var. bu emri uygularken kadınlara çocuklara ve erkeklere neler yapılacağı var. erkekleri öldürün kadınları seks köleniz yapın var. erkekleri de öldürürken çok kanlı olmasın aman güzellikle öldürün var.
hayır sanki islam dini kola ve pasta ısmarlanarak yayılmış gibi anlatmanın ne anlamı var.
her din böyle yayılıyor diyebilirsin; elbette öyle yayılıyor ama islam ve onun finansörü puştlar sadece hoşgörülü bir din olduğunu iddia ettikleri için ısrarla islamı söylüyoruz. adamın koskoca binasına uaçk çarptırıp binlerce insanı islam adına öldürenler varken hala daha hoşgörü diye atıp tutuyor olduğun için bundan bahsediyoruz.
adam orada duruyor. sen adamın dinini değiştirmek için durup dururken adama saldırıyorsun. kitabın öyle emrettiği için. ve kitaptakine göre de öldürüyorsun.
hay üzerinde otruyor da olsam iyi ki bir beynim var. var mı acaba islamın gerçekten insanları ikna ederek onlara kola pasta ikram ederek yayıldığını iddia edebilecek olan. durup dururken insanları kese kese yayılmadığını iddia edecek olan. sanırım yok. e yoksa nedir ki sorun? islam kanı seven bir dindir. kitabı da allahı da bunu yüceltir. varlığı bilinen 28nci, çok büyük kalabalıkları etkilemiş olan din; budur. bunu söylerken referans da o dinin kitabıdır.
ben beyinsiz ya da götbeyinli olunca islam pasta ve kolayla yayılmış mı oluyor onu anlamadım ki.
her gün vesaitliği ile milyonlarca insan defaatler ile tehdit edilmekte, hakarete uğramaktadır.
işin sevimli boyutu kuran'da müslüman olmayan insanları tanımlarken seçilmiş hakaret içeren sıfatları, müslümanlara geri iade edip, 'nasıl oluyormuş?' dediğinizde, insanları tehdit etmeleri. şaka gibi lan resmen.
muhteşem bir sarmal, bu kitap hakkında sunduğunuz savları, yine inananları ispatlıyor.
kim ne görmek istiyorsa içinde onu barındıran kutsal kitaptır.
için de küfür görmek istiyorsanız size küfür gösterir, içnide allah kelamı görmek istiyorsanız onu gösterir, içinde güzellik görmek istiyorsanız güzellik gösterir.
bakan gözlere göre değişir yani . anlamak için beyinden ziyade biraz kalp lazım.
zamanın şartlarına göre yazılmasının ifade edilmesinden kasıt, insanların anlayabilmelerini sağlamaktır. yoksa cümlenin içeriği tabiki evrenseldir. orda bahsedilen atı, araba olarak anlayamıyorsan, sorun sende demektir.
adı geçen kitabı, bazı kısımlarını ya da belki tamamını baş meleklerden cebrail getirmiş ve muhammede vahiyetmiştir. şimdi bir bakalım;
allah cebraile kendi kutsal sözünü iletir ve ondan bunları gidip muhammede iletmesini ister. cebrail de çıkar yola muhammedin yanına gider. sözü iletir sonra yenileri için geri döner. buradan allahın ne kadar uzakta oturuyor olduğunu anlarız belki de.
kuran'daki mearic suresi 4. ayet :
Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
açıkça, benim anladığım, aslında çok da fazla anlamlara çekilebilecek bir durum da yok ya; cebrailin allahın yanına gidip gelmesi, allah zamanına göre bir gün oysa dünya zamanı ile 50.000 yıl çekiyor.
bu durumda kuranı 610 yılında inmeye başladığına göre, cebrail kendisine iletilen allah sözünü muhammede getirmek için yaklaşık olarak m.ö.49400 yılı gibi yola çıkmış olması lazım. o zaman bu durumda incil tevrat ve zeburu cebrailin getirmiş olması imkansız. çünkü o sırada yolculuk yapıyor. incili getirip geri dönüp sonra kuranı dinlese ve tekrar buraya gelse bu da 100.000 yıl yapıyor. yani incil ile kuran arasında bu kadar yıl olması lazım olurdu o zaman ki o kadar yok incil m.s100 gibi yazıldı derlendi desek 500 yıl falan o süre.
akla gelen en akıllıca çözüm, cebraili bundan yaklaşık 55bin yıl önce yollayıp, yollamadan önce de incil tevrat zebur vsyi ona söylemek. ve cebrailin de yaklaşık 5000 yıllık bir süreyi dünya da geçirmesi ve bu sürede de kendisine önceden söylenmiş olan tarihlerde ilgili kişileri bulup onlara zamanı geldiği için bunları aktarması. tabi bu durumda yanında getirdiği kitapların bir çoğu geçersiz olacaktır. yani cebinde en son versiyon da var yanlış olan ilk versiyon da. cebrail bunu biliyor ama sırayı bozmuyor. müthiş bir görev bilinci çok sarkastik.
hadi sadece kuranı ele alalım. şimdi ilk ayet geldi. sene 610. ne zaman yola çıktığını geçelim. şimdi ikinci sözü dinlemek için geri dönüp dinleyip dünyaya geri gelip muhammede yeniden söylemesi lazım. bu durumda ikinci ayetin 100.610 yılında gelmesi lazım.
ayrıca cebrailin bu gelip gidişlerindeki hızını da bilirsek allah katını da bilebiliriz. melekler nurdan yaratıldığına göre cebrailin hızı ışık hızı ya da ona yakın bir şey olmalı. bu durumda allah bizden 50.000 ışık yılı uzakta olması lazım. bu da bize çok yakın olduğunu gösterir. çünkü evren bundan çok çok daha büyük. bilinen en uzak yıldız 14 milyar ışık yılı uzaklıkta. bu bizim bilebildiğimiz büyük ihtimal bundan çok çok daha geniş evren.
tabi cebrailin navigasyonal problemleri de var. öncelikle evren sürekli genişliyor. islamcılar da "aha bu kuranda yazıyor" diyorlar. kaplumbağa ve tavşan hikayesine bakar isek, evren ışık hızı ile genişlediğine göre, cebrailin hedefine varması ışık hızı ile gitse bile imkansız. allahın katının da bu genişleme ile navigasyon olarak değişmesi gerçeği de var.
e bunlara bir de, muhammedin bir gece allah katına yaptığı davetli ziyareti de yazalım. bir gece de gidip döndüğüne göre, demek ki toplam yolculuk 8-10 saat sürmüş olmalı. 8 saat desek. 50bin yılda * 365 ten 18.250.000 gün var. bunu da 24 ile çarpar isek *24 bu da 438.000.000 saat yapıyor. gidiş dönüş 8 saat ise gidişi 4 saat desek. 24 saatin altıda birinden hareketle; 73.000.000 çıkar. hesap kafanızı karıştırmış olabilir sevgili kitap kurtları. basitçe, allah katına 4 saatte gitmek için allahın kitabında verdiği rakamlardan hesaplar isek, muhammed o gece cebrailden 73milyon kat daha hızlı seyahat etmiştir. bunu ben demiyorum kuranda yazıyor. allah diyor. peki madem bu hızlara ulaşabiliyor insan eti -burakla gitti pegasus ile diyebilirsiniz de üzerinde ki o hızla gider sonuçta. aniden duran araçta öne savrulmak olayı-, cennetin kilinin çocuğu; o zaman allahın nuruna neden bu hız verilmemiş. uğraştırılmış, bu kadar yavaş kalmış.
o değil tüm insanların iyiliği ve doğruluğunda var olan sapmayı önleyip, insanlara güzel ahlakı iletmek için bir proje yapmışsın ama bu projen hız yüzünden 50bin yıl geç ulaşıyor çünkü, bir muhammed hızına çıkarmadığın bir habercin var ve bu arada milyonlarca insan ölüyor, öldürülüyor açı çekiyor. muhammedin tören kıtasını selamlaması milyonlarca kulunun hayatlarından daha önemli ise zaten ortada bir sorun vardır.
burada bahsedilen herşey allahın sözlerinden derive edilerek hesaplanmıştır. hesaplar da çok basit hesaplardır herkes yapabilir.
girdiği entryleri, uludağ sözlük serverlarına, görevli insanların yaya olarak götürdüğünü sanan yazarların bulunduğunu kanıtlayan kitaptır. "sen yazdığın entryleri elden mi teslim ediyorsun." dedirtirler insana.
her saçma insanın tüm cehaleti ile nasıl savunacağını bilmediği savunurken kendinden geçtiği kitap.
uludagsozluk serverları ile aramızdaki iletişim bakır kablo üzerinden yapılmaktadır. bu iletişim birden çok kural ile tertip edilir ve buna tcp/ip denir. tcp/ip kodlamasındaki sorunlardan dolayı ve bakır kablo kullandığımız için de aslen her zaman istisnasız verili olan hızın 1/8 i kadar data transfer eder. (yani 1mbit internet ile sn de 1024kbs değil laboratuar şartlarında 128kbs ile download yaparsınız) bu data ise bir pakede gömülür. pakette başka veriler de vardır nereye gidecek kime gidecek nasıl gidecek gidince ne olacak vs gibi. paket boyutu belli olduğundan bu diğer şeyler ne kadar çok ise o kadar az veri/bilgi gider. o bilgi ışık hızında değildir. olsa bilr harddisk yazma ve okuma hızı bundan çok çok daha az olduğundan ışık hızında bilgi transferine gerek yoktur gereksiz maliyettir.
uludagsozluk serverı ile aramızdaki handshake sonrasında oluşan transferin konu ile alakasızlığını anlamamış olsam da sanki muhammed önündeki panelden okuyormuş gibi atmaya ne gerek var muhammede getiren cebrail diyen de sensin sonuçta.
uludagsozluk serverlarına bilginin nasıl gönderildiğini de ccna sertifikalı birine bilmiyor demek de apayrı bir islamcı yüzeyselliği oluyor bu durumda. uludagsözlük serverı adamın götüne girer ondan sonra.
bu sozlukte bir yazar var ki; kendini cok zeki ve cok bilgili saniyor. inanmadigi fakat bazilarinin ugrunda canini verebilecegi degerlere kufretmeyi kendine borc biliyor.
evet herkes kendine gore tanim yapiyor, kendi gorusunu bildiriyor ama benim anlamak istedigim sey su ki, inanmamakta ozgur olan bu insan neden savasiyor bu kadar.. neden bu kadar yazmayi gerekli goruyor. islamda savas hukukunu bilmeden veya islami bir butun olarak dusunemeyen ve bunu zaten yapmak istemeyen bireylerin islama, kurana, kutsallarimiza kufretmekle islamin zarara ugrayip ugramadigini dusunememesi ne aci..
birileri burda ayetleri kendine gore yorumlayinca, o ayetlere inananlarin inanmaktan vazgectigi mi zannediliyor bu sozlukte?
ama insan gormek istedigini gorur ne desek bos... ben su an yurt disinda yasiyorum. burda savas falan yok. islamin nasil yayildigini merak ediyorsan savaslara takili kalma bu kadar, genis dusun. sen inanmiyorsun diye herkes dinsiz oluyor zannetme. israrla savaslari konusursan o zaman senin bu goruslerindeki samimiyetten suphe ederiz...
o savaslarin da aciklamasi var elbet ama gormek isteyen yok ki gorsun... kuran i kerim; icerisinde eski kavimlerden de bahseden ve tum insanliga hidayet rehberi olmasi icin gonderilmis bir kitaptir.
helak olmamak icin birazcik saf niyet lazim...
her saçma insanın tüm cehaleti ile nasıl kötüleyeceğini bilmediği kötülerken kendinden geçtiği kitap.
uludagsozluk serverlarına bilginin nasıl gönderildiğini bilen ccna sertifikalı birinin, bütün bunları bilmesine rağmen, cebrailin, allahtan vahiy almak için yanına gitmesi gerektiğini düşünmesi çok gariptir. iletişim sistemleri ile ilgili ihtasısım yok. ancak henüz bilim insanlarının keşfedemediği, iletişim kurma yöntemlerinin kaç çeşit olduğunu da bilmiyorum. belki çok fantastik gelebilir. ama öyledir.