her şeyden tedirginlik duyup korkarsınız. yeni bir iş, yeni bir aşk yeni bir ortama girmekten. bu korkularınızla yüzleşmekten daha çok korkarsınız. yüzleşmediğiniz takdirde sizden beklentisi olan insanların vereceği sert tepkilerden de korkarsınız. sonuç ; aklınızı yitirmenizle sonuçlanabilir. hala korkularınız devam ederse intihar aklınıza ok gibi saplanır.
en beteri ecel korkusudur. yaşlılarla fazla zaman geçirmemden ötürü arada denk gelirim, amcam hayatını krallar gibi yaşamış ama şimdi attığı her adımda aldığı nefesi kontrol ediyor.
bir gün dayanamadım sordum neden korkarsın ey amcam zaten yaş gelmiş 90 a, okumadığın kitap gezmediğin görmediğin yer kalmamış, artık ruhunu teslim edip göçüp gitmekten yana ne kaldı ki sana görev olarak? sorma oğul dedi, o yaşadığım hayatı düşündükçe ölümden korkar oldum, hesap gününe inanmazken ölmeden hesap verir oldum dedi. ondan sonra bende de bir şeyler dank etmişti.
Karabasan korkusu korku orneklerinden biridir. Tip dilinde uyku felci olarak bilinir. Aslolan da budur aslinda.
Karabasan yoktur, psikolojik sorunlar ve korkular vardir. Eger karabasan dedigimiz seyi reddederseniz ve artik onun gelmeyecegine inanirsaniz gercekten de baglantiniz kesilir. Çünkü her sey beyinde baslar,beyinde biter. Korkular da oyle.
stefan zweig'in klasik modern eseridir. 70 sayfa olduğundan bir solukta okunur. kitapta ise şu sözler dikkat çekmektedir.
"korku cezadan daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiç bir zaman belirsizliğin dehşeti kadar,o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar korkunç değildir."
Sebebini yıllardır açıklayamadığım bir korkumdan bahsedeceğim.
Uzay görüntülerine ve google earth'e bakamıyorum. Bakmaya çabaladığım an kalp ritmim bozulmaya ve ellerim titremeye başlıyor. Içerisinde uzay görüntüleri/sahneleri bulunan filmler benim korkulu rüyam. Bugün bir film izlerken bu korkum aklıma geldi; yıldızlar arası.
Hani google earth'de bir konum bulunca onun dünyadaki yerine bakıyoruz ya birden dünya küçülüp tanıdık hiçbir yer kalmıyor ya bu beni çok ürkütüyor.
istediğin şeyi hedeftekine yaptırabilmek için gereken en temel duygulardan biri. Öyle bir yaptırımı var ki hem sevdiğin hem de nefret ettiğin kişi/varlıktan korkabiliyorsun. Korkutarak istediğini elde etmek ne derece etik bu başka bir konu ancak şu zamana kadarki gözlemlerime göre belirli bir bilinç seviyesine ulaşmamış insanlar kesinlikle ve kesinlikle istemedikleri bir şeyi korku faktörü olmadığı sürece yapmıyorlar veya yapmamaları gereken bir şeyi (kime göre neye göre bu da tartışılır) korku olmadan yapmaktan vazgeçmiyorlar.
Bunun en güzel örneğini çocuklarda görebilirsiniz. Deli gibi sevdikleri anne-babalarının bile sözlerini canları istemezse dinlemezler. Bunu kimi zaman meraktan yaparlar (elektrikli eşyalar ve prizler ile oynamak gibi) kimi zaman da yaşları gereği (2 yaş sendromu) tamamen gıcıklıktan ve inattan yaparlar.
Deneyimlerin etkileri de yadsınamaz elbette. Çocuktan daha büyük, daha bilgili ve deneyimli, daha kudretli olan büyüklerin ikazları binbir zarar ile gerçekleşmeye başladığında yani musibet ve nasihat durumu söz konusu olduğunda insanoğlu bir şeylerin daha fazla bilincine varmaya başlıyor. işte tam da bu noktada tıkır tıkır işleyen (kitleler için genel olarak söylüyorum - bireysel bazda değişiklikler olabilir tabii) sistemler ortaya çıkıyor: hukuk gibi, din gibi, eğitim gibi, askeriye gibi... Her birinin temeli, ciddi bir yaptırımı olan bu duyguya dayanıyor.