Doğum yerim. Konaklıyım lan ben. Çok kıro değil mi sizce. Neden izmir yazmaz da konak yazar bir insanda. Hadi karşıyaka Bornova bir derece karizma da konak ney lan.
özellikle kızların oyunculukları dışında güzel olduğunu düşündüğüm film. Safranbolu nun ve evlerinin güzelliğini önümüze çıkartan, korku öğelerini iyi kullanmış ve gizemin çözüldüğü yerde herkesi ters köşeye yatırarak puanı kapmıştır. şu ada isimli karakter daha güzel bir hatun olsa tadından yenmezmiş ama damla debre için kızlara puanımı yüksek veriyorum...
türk yapımı, korku-gerilim türünde bir film. Bu cümleden sonra daha fazla yazmaya gerek yok ama yine de kısaca birkaç şey söyleyeyim.
--spoiler--
elemanlar eve kapatılmış durumda ve dışarı çıkmaya çalışıyorlar. kapatan kişi de birbirlerini öldürtmeye çalışıyor bunları. Evin kapısı tahtadan, kavga olduğu sırada da elemanın biri diğerine baltayla saldırdı. Ve şu an dışarı çıkmaya çalışıyorlar. Çok zekice kurgulanmış bir film yav.
--spoiler--
izmir'iN en büyük ilçelerindenken karabağlar'a yarısını vermiş ilçedir.
akp, konak'ı madem alamıyoruz, bari konak'ın bir kesimini ayrı ilçe yapalım belki orayı alırız demiş, ama o böldükleri ilçe bile kendilerine oy vermemiştir.
safranboluda geçen filmde ege ağzıyla konuşan yerli halkın olduğu dandirik görünümlü film. memlekette geçiyo diye izliyim dedim, sinirim bozuldu akşam akşam.
filmde korku öğesi şu şekilde sağlanmıştır;
--spoiler--
bir adet konak vardır. 3 katlıdır. elemanlarımız orta katta dururlar. birisi aşağı iner veya yukarı çıkar, az geçmeden bir çığlık yükselir. diğerleri yanına gelir, bakarlar ki arkadaşları yaralı, bağırırlar, ağlarlar falan filan
--spoiler--
biraz 'testere'den biraz 'geçen yaz ne yaptığını biliyorum'dan esinlenilmiş olan ve oyuncularının aşırı yapmacık olduğu bir tür yerli korku filmi. ancak daha önce çekilmiş olan türk korku filmleriyle kıyaslanınca türklerin bu işte gitgide daha iyi olmaya başladığı ortada. bir on yıl sonra, amerika'nın bundan onbeş yıl kadar öncesini yakalayabileceğimizi umuyorum. yani bugünlere gelmemiz için daha yirmibeş yılımız var. önemli değil, 45 yaşımda sağlam bir türk yapımı korku filmi izlesem de olur benim için.
galata'da bulunan, terasından aynı anda galata kulesi'ni,kız kulesini, eminönü'nü ve daha bir çok istanbul'a özgü güzelliği görebileceğiniz, pastaları oldukca güzel olan, eski bir apartman görünümünde ve çok katlı bir cafe.
Geçen haftaki izmir seyahetimde, Konak vapur iskelesi' nin yakınlarında otururken çingene bir aile ile karşılaştım. Bu mutlu aile yemeklerini yedikten sonra, kalan çöp namına ne varsa hepsini denize attılar. ilk başta şöyle bir tepki kabardı uygar yüreğimde " Ah ne kadar görgüsüz insanlar, denizi kirletiyorlar "
Daha sonra aileyi izlemeye devam edip safiyane tutumlarını görünce, farkettim acı gerçeği. Denizi kirletmiyordu benim kardeşlerim, atıklarını doğaya bırakıyorlardı binlerce yıldır yaptıkları gibi.
Aslında doğayı kirletenler onlar değil, doğayı kirletenler o poşetler,o tetrapak kutular, o kimyasallar. Sorun atıklarımızın denize atılması değil, sorun bizim denize atılamayacak kadar kötü şeyler üretmeye başlamamız.
izmirde metroya üçyol durağından binildiği takdir de yaklaşık 1 dakika sonra " sonraki istasyon konak" diyen anonstan kısa bir süre içinde varılabileceği anlaşılan semttir.