hiçbir zaman bir yazdığımı sonraki gün beğenmediğim için benim için pek de mümkün değil. ama her zaman saygı duyarım böyle bir yaratıcılıkla, şevkle, bıkmadan o kitabı yazabilen insanlara.
uzun yıllardır yapmayı planladığım eylem. bakalım çok sıkılıp yapacak hiç bir şey bulamadığım bir anım olursa belki başlarım. konusuna karar verdim gibi. yetimhanede büyüyen dört arkadaş yetimhanedeki baskılara dayanamayıp kaçıyorlar. bir süre sağda solda sürttükten sonra bir iş kurmaya karar veriyorlar. ellerinde hiç para olmadığı için içlerinden birinin böreklerinden birini satmaya karar veriyorlar. seçme yolu olarakta çöp çekiyorlar. kısa çöpü çeken ise henüz bilmedikleri ama aslında doğuştan üç böbrekli olan blonde lakaplı çocuk... ve olaylar gelişir.
kesinlikle ama kesinlikle bir blog sayfasında iki sayfadan uzun olmayan metinleri biriktirip toparlayıp "lan ben kitap yaptım, kandilde çoluğa çocuğa dağıtırsın al bak" diyerek fuarlara koşturmak değildir. ciddiyet, ehemmiyet ister. sadece "bak ben kafamdakini yazıyorum al bunu oku" diyerek yazılmaz, okuyucunun hissettikleri de tartılır. olgunluk ve çok yönlü düşünebilme yetisinin yanı sıra, dili gerçekten iyi kullanabilmek, bak "her lafın sonuna bir küfür koyup asi kız olmak" demiyorum, eski ve yeni kelimeleri harmanlayarak okuyucuyu yormadan yazabilme kabiliyeti gerektirir.
her önüne gelenin yapabileceği bir şey olmamalı özellikle günümüzde ünlü olmak için araç oluyor genellikle kitap. pucca dennen şahıs bile imza dağıtıyor fuarlarda. bunu gören de sözlük yazarlığıyla eşdeğer görebiliyor. ama konu gerçekleri anlatmak olunca 180 sayfalık fight club ancak üç yılda kabul görüyor. hayat çok garip.
kitap yazmak sözlükte yazmaya benzemez. çok zor ve zahmet isteyen iştir. burada hiç beğenilmeyen ya da tanınmayan bir yazar bile çok güzel kitaplar yazabilir. entry'lerle hiç alakası yoktur.
kitabı olan sözlük yazarlarının ortak özelliklerini inceledim. hepsinin kitabını okumadım ama kitap özetini inceledim diyebilirim. sonra "ben" butonlarını okudum. ve özellikle "en beğenilen entryleri" kısmında hep kitabın konusu ile alakalı hatta adeta spoiler niteliğinde olan entryleri okudum.... sonra "ben bir kitap yazsam nasıl olur acaba konuları?" diye soraraktan -ki sormaz olaydım- kendi "en beğenilen entrylerime" baktım...
ya aslında bir hanımefendi olarak inci sözlükte pek takılmadığımı belirtmeliyim. gerçek hayatta ağır başlı ve düzgün biriyimdir, gerçekten. iyi aile kızıyım lan. ne sanalda ne de gerçek hayatta küfretmeyi sevmem üstelik. kitap okumayı çok severim... benim tek meselem: başka sözlüklerde "yaran inci sözlük entryleri" başlığını okuyor, o başlıkta hoşuma giden entry olursa, arkadaşlar da okusun eğlensin diye paylaşırım... ama ben nereden bileyim binlerce entrym dururken "best of"larım onlar olacak?
en fazla otuz kişinin okuyacağını, kimsenin hayatını değiştirmeyeceğini, sadece okuyan adamın bana küfredip mezarımda kemiklerimin birbirine geçmesine sebep olacağını bildiğim hâlde; ölmeden önce yapmak istediğim, hazırlıklarına şimdiden başladığım hede. ölümün ne zaman geleceği belli değil. herkes doktorundan 6 aylık ömrünün kaldığını öğrenemiyor.