gereksiz yere insalarla uğaştırmaz bu durum. "gereksiz" insanlarla hiç uğraştırmaz. her meselede kendine danışmak, kendi sesini dinlemek, doğrusuyla yanlışıyla insanı zirveye götürür. ama etraftaki sayısız kendini bilmezlerin sözlerine, davranışlarına kilitlenirse insan, bir hipnoz gibi çeker bu durum insanı varoluşun en anlamsız mecralarına. bir gün dakikaların içinde durup en kızılan şeyin ön profiline kendini koyunca tarafsız bir yargı başlar iç dünyada. yavaş yavaş ağırlık kalpten kalkar gider.
zor olması işin en kötü yanı. ama zorun da güzel bir tadı var; başarmak gibi. insanın tek rakibi kendidir demeyeceğim; insanın tek yardımcısı kendidir, özellikle içinden çıkılmaz kavgaların karşısında, karşısındaki kendisini aşağı çekmek için delicesine uğraşıyorsa. en güzeli savurup atmak ve kendine dönüp "kendimi koydum sevmediğim şeylerin içine ve sevmeye başladım şimdi her şeyi" demesidir.
kabullenilmesi en zor yüzleşmedir. öteye götürebileceğimiz tek şey olan iyi ya da kötü duygularımızı tanımaktır. melek ve şeytan yönümüzdür. kendimizle bitmeyen savaşımızdır. insanoğlunun; "ortaya karışık bir ızgara çek." cümlesine benzemesidir. kendimize karşı kendimizle mücadelenin sonsuz hayata ulaştığımızda devede kulak kalacağı kesindir. orası da ayrı bir konu tabi.