34 yıl önce bu saatlerde televizyon ve radyo da devamlı nutuk konuşmaları dönen astığı astık kestiği kestik darbeci. şu sıralar tırışkadan teyyare selam söyle o yâre olarak yargılanıyor.
Cumhurbaşkanı olmadan önce evlendiği kadin vefat ettikten sonra yıllarca evlenmemistir. Sebebini soran gazetecilere evrenin cevabi şu olmustur: "ben bu ülkenin cumhurbaşkaniyim. Sizlerin babasiyim sizler de benim evlatlarimsiniz. Ben evladimla evlenemem."
Kenan evreni sevmesek de takdire şayan bir davranista bulunmuştur.
Bu ülkenin yaşadığı acıların bir kısmından sorumlu 7. cumhurbaşkanı ve 17. genelkurmay başkanı. Tartışılması gereken ve net olmayan bazı durumlar hala mevcuttur. Kenan Evren'in 80 darbesini yapmasa durum daha mı iyi daha mı kötü olurdu kestirmek kolay değil.
Takdirimi şuradan kazanmıştır,
--spoiler--
Kenan Evren, 3 Kasım 1984'te Muş'a yaptığı gezide, 16 yaşındaki Erdal Erenin idam edilmesi hakkında:
Şimdi ben; bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım!.. Bu vatan için kanını akıtan, bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim. Buna siz razı olur musunuz? demiştir
--spoiler--
bu mektubu size serin bir mart sabahı, atatürke dil uzatan bir youtube videosunu seyredip sinirle kahvemi yudumlarken yazmaya karar verdim; satırlarımı pek de düşünerek sıralamayacağım; zaten düşünmek gibi ahlaksız bir eylemin girdabına kapılmış bir neslin yok edilememiş ender zatlarından biriyim; en azından özürlü bırakacağınızı umduğunuz bir devrin çocuğuyum; pek öyle lale devri de değil o; bal gibi kötek devri.
zat-ı aliniz, darbeyi yaptığında henüz 17 yaşındaydım; cebir hesabım kuvvetlidir; şu an cebren ve hileyle 44 civarında seyrediyorum; mamafih sizin kadar dirayetli ve müstakil bir soğukkanlılık sergileyemediğimin de farkındayım.
bizim aile de sayenizde çöktü; komünist babam arkadaşlarının gördüğü işkencelere, yaşadığı coğrafyanın güzel insanlarının genç / orta yaşlı demeden itinayla seçilerek imhasına tanık ola ola önce kendini, sonra yuvasını mahvetti; akademik eğitim görmüş bir ressam olmasına rağmen tünelde yarısı yanmış, pislik içinde bir binanın karanlık odalarında canını teslim etti. ben sayenizde kabataş erkek lisesindeki eğitimimi okulun koridorlarında dolaşan askerlerin eşliğinde, arada sırada canı sıkılanların bizleri copla sıra dayağına çektiği bir ilim yuvasında tamamladım; siz işkencelerdekilerle vakit geçirirken bendeniz girdiğim tıp fakültesindeki kadavraların başından mide bulanarak kaçtım; kendimi hep bir işkenceci gibi gördüm orada. sanki öldürdüğümüz yetmiyormuş gibi içini açarak hala konuşturmaya çalıştığımız bir yurtseveri kesmek, daha da kesmek, mümkünse hücrelerine kadar inerek kesmek eğilimini bünyeme yediremedim. son kadavram bir çiftçiydi. onun, tahtaya çivilerle çakılmış o büyük ellerini, hayatı kavramaya, toprağı kucaklamaya hazır ellerini unutamadım; bir ölünün kutsal ellerini öpmek ne demektir, bilir misiniz?! ne faşizme yenilen babamın ellerini ne sizin ellerinizi öperim; o büyük köylünün elleri sizlerinkinden daha sıcak, daha şefkatli, daha öpülesiydi. ben o adamın elleri sayesinde hayattayım bugün.