can dündar 21.12.2009 günü milliyet gazetesinde yayımlanmış olan yazısıdır.
öcalan, imralı'daki hücresinin 12 metrekare olmasından yakınıyor ya. menderes'in yassıada'daki hücresi ne kadarmış biliyor musunuz?
2.80'e 3 metre.
yani 9 metrekareden az.
küçük bir gözetleme penceresi.
ışıkları hep açık bir oda.
ve uyuyabilmek için yüzünü örtüyle kapatan, havalandırmaya çıkarılmayan, günden güne ruhen ve bedenen çöken bir devrik başbakan.
yassıada'daki güvenlik subayı yüzbaşı kazım çakır, tecritteki manderes'le geçirdiği 464 gün boyunca günlük tutmuş ve not defterini bir mermi sandığında gizlemiş.
defteri, geçen hafta posta'da berivan tapan yayımladı.
utançla, kederle, ibretle, soluksuz okudum.
25 haziran 1960:
'menderes ilk gün hiç uyumadan aralıksız sigara içti. bitirmeden aynı sigarayla diğerini yaktı. odasının içinde bize doğru bakmadan dolaştı. canı sıkıldığı belli oluyordu.'
28 haziran 1960:
'sakal tıraşı olurken berbere çok dikkatli olmasını tembih ettim. çünkü menderes, berber çene altını tıraş ederken ustura boğazına yaklaşınca terlemeye başlıyordu.'
29 haziran 1960:
'saat 21.00'de sigarasının bittiğini haber verdiler. bir paket yenice alarak yanına gittim. kağıda, 'müsaade ederseniz 3 paket olsun. mektuplarımı aileme ulaştırma konusunda yardımcı olduğunuz için size minnettarım' diye yazdı. ben okuduktan sonra da karaladı.'
28 temmuz 1960:
'cumartesi- pazar mektup alamamıştı. pazartesi 3 mektup birden verince sevincini izah etmek güç. mektupları tarih sırasına koydu, sandalyesine oturdu ve okumaya başladı. her mektubu birkaç defa okuyor, okudukça yüzüne renk geliyordu. küçücük odasında tek başına olduğu için ailesinden gelen mektuplar onun her şeyiydi.'
27 ağustos 1960:
'menderes'i gazinoya çıkardım. birkaç dakika geçmeden ada kumandanı tarık güryay geri döndü. 'bu ne kepazelik' diye bağırdı. güryay'ın sert tavrı karşısında menderes çok fena titriyor, ayakta ne yapacağını şaşırmış bekliyordu. hemen odasına götürdüm. kumandan yanıma gelerek 'yüzbaşım bunlara iyilik, vatana ihanet olur' dedi.'
26 eylül 1960:
'bugün menderes çok heyecanlı. biraz da korkuyor. daima kapıya doğru bakıyor. konuşma kesilince daha da endişeleniyor.'
15 nisan 1961:
'saat 14.30 - 16.00 arasında transistorlu grundig radyo ile oyun havaları dinledik. dinlerken sanki suç işliyordu. sağa sola bakıyor, duyan olur diye ödü kopuyordu. 'her şey gibi müziğe karşı da hassa, belki de zayıfım' dedi.'
5 nisan 1961:
'adnan bey pek perişan. kanı çekilmiş vaziyette. yanına her girişimde yüksel için belki bir şey söylerim diye gözümün içine bakıyor.'
10 eylül 1961:
'2 eylül, berin hanım'la 33. evlilik yıldönümleriydi. ikimiz yalnız kalınca kağıda iyice sarılmış bir şeyi dizimin üzerine koydu. 'çok rica ederim, beni azarlamayın' dedi. basiretim tutuldu. kararsız kaldım. 'size takdim edettiğim şeyin sebebini yüksel'e izah edeceğim. siz merak buyurmayın' dedi. akşam depoda bana takdim ettiği kağıdı açtım. altın bir kolyeydi.'
hatalar, haksızlıklar, yalanlar, yanlışlar, günahlarla yazılmış bir tarihin içinden geliyoruz. arada bir arkaya dönüp bakmak, bizi yeni hatalardan, beter günahlardan korur mu acaba?
memleket mezbaha gibiyken hadi paşa hadi paşa diyen çoktu. yavşaktır bu ülke. tıpkı timurun huzuruna çıkan nasreddin hoca gibi olunur hep.
piyango kedine vurmuştur. yanlış yaptın kenan bey. sanane . bırak memleket birbirini yesin. aptalmısın . bu ülkeye bir şeyler yapan her insan kadar sende de var bir şeyler.
12 eylül dönemini türkiyeye yaşatmış faşist.
17 yaşındaki gencecik erdal erenin yaşını büyütüp astırmış faşist.
göz altında hapishanede binlerce insanı yok etmiş bir faşistç
ve bunlara rağmen arsızca hala yaşayan bir mahluk.
ilkokul yıllarımdı. darbenin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen izleri hala kaybolmamıştı. kenan evren cumhurbaşkanı idi. bir sebeple, cumhurbaşkanı yaşadığım ile gelecekti. ildeki bütün okullar hazırlık içerisinde, her öğrenci neredeyse askeri eğitime tabi tutularak eğitiliyor, cumhurbaşkanının geleceği gün için hazırlanıyordu.
gün geldi ve sabah okuldan çıktık. kenan evren'in araba ile geçeceği güzergâh üzerinde sabahın köründe beklemeye başladık. ellerimize verilen türk bayraklarını oyuncak niyetine kullanıp, zaman geçirmeye çalışıyorduk. saatler geçiyor cumhurbaşkanı gelmiyordu. neredeyse öğlen olmuş, üzerimizdeki kara önlüklerin savunmasız inceliğinde sabah soğuğunu çoktan yemiştik. yemediğimiz tek şey ise yemekti. evet karnımız acıkmış ve biz halâ bir şey yememiştik, öğretmenlerimizden yediğimiz azardan başka.
saat öğleden sonra iki - üç sularında bir hareketlilik oldu. cumhurbaşkanının geldiği, herkesin elindeki bayrağı sallaması söylendi. o sırada siyah bir araba belirdi, arabanın camından çıkan bir el sallanıyordu, geçti ve gitti.
işte bu sebep bile kenan evren'den nefret etmek için sebebti bir çoçuk için. saatlerce bekleyen ve sadece sallanan bir el için beklediğini anlayan bir çocuk için yeterliydi. peki ya onca acıyı, işkenceyi çekenler, arkadaşını, sevgilisini, kardeşini, annesini, babasını, kaybedenler, onlar ne yapmalıydı?
darbenin kaosu sonlandırdığını sananlar, o kaosu kim hazırlamıştı acaba? kim tırmandırarak o duruma getirmişti? darbe yapabilecek gücü olan biri, sizce bu durumda ne kadar etkisiz olabilirdi?
fillerin nasıl eğitilip itaatkâr birer köle haline getirilme hikâyesini anlatmak istemiyorum. bunu zaten herkes bilir. aynı şey halkımıza yapılmıştır.
paşa hazretleri şimdi "eğer yargılanırsam intihar ederim" diyormuş. isabet olur paşam!
yapmasaydı hiç bişey kimse hatırlamaz paşa paşa emeklilik yaşıyor olurdu. arada binlerce genç öldürülmüş olurdu bok yoluna ama bu insanlara değermiydi.
ayrıca, dönemin çernobil davaları sırasında da dönemin sanayi bakanı ekranlarda çay hüpletirken kendisi de "biraz radyasyon kemiklere yararlıdır" diyen nefis kişiliktir.
2007 cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda can dündar la yaptığı canlı yayın röportajını izlerken darbeci zihniyetten kurtulmuş sanki diyecekken, cümlesinin devamında allah ından bul emi dediğim at gözlükleriyle yaşamını sürdüren insan. ***
can dündarın sorduğu soru:
erdoğan'ın daha önceki siyasi kimliği ve geçmişi sizce cumhurbaşkanlığına engel midir? bunun içine kimisi eşinin başörtüsünü koyuyor, kimisi daha önce yaptığı bir konuşmadan almış olduğu mahkumiyet kararını koyuyor, kimisi bir imamın çankaya köşküne çıkmasını uygun görmüyor. bu görüşlere nasıl bakıyorsunuz? '
cevaben kenan evren konuşuyor:
o mahkum oluşu vs gibi hususlar hukukçuların vereceği bir karar. bunun hakkında ben bir şey söyleyemem. hanımının başörtülü olmasıyla da ilgili daha evvel açıklamalarım oldu. anayasamız, kanunlarımız böyle bir şeyi yasaklamıyor. böyle bir şey yok. ne anayasada var ne kanunlarımızda var. yanlız anayasa mahkemesinin koyduğu karar üniversitesi öğrenciler için yani okulda okuyan kız çocukları için. * şimdi bugüne kadar cumhurbaşkanlarının hiçbirinin eşi başörtülü değildi. tabi garipseniyor. hatta ben şunu da söyledim: * sayın erdoğan seçilirse, tarafsızlığını muhafaza eder ve bakarsınız hanımı da başını açarsa büyük alkış toplar. bunu söyledim. *
can dündar dahi tebessüm ediyor 'te allah ım yarabbim' der gibi soruyor:
sağ-sol ayrımına düşmüş gençlerin günlerce süren sözlü ve fiziksel çatışmalarını bunun sonucunda oluşan ölüm yıkım olaylarını tek bir gecede tek bir emriyle bitirerek güzel bir plana son noktayı koyan şahıs.
öte dünya muallak beyim,
sana bu dünyada kabir azabı yaşatmak boynumuzun borcu olsun!
fazla zamanın kalmadı zahir,
aldığın canlar her gece uykunda karabasanın olsun!
beter ol, geceler zindanın olsun!
sakın ölme çok yaşa e mi, çok yaşa ki her gece çektirdiğin işkenceler, aldığın canlar
sana ölümden beter olsun!!!
ülkenin geleceğinden yıllar çalmış darbeci bir katilin adıdır.şimdilerde çizdiği dandik resimlerle ressam payesiyle onurlandırılmaktadır yalakaları tarafından. belki gevrek gevrek gülerek ton ton emekli paşa imajına oynamaktadır bilinmez. ama ülkem asla unutmayacaktır ellerindeki kanı.
Kurunun yanında yaşı da yakan, poster imzalar gibi idam listesi kağıdına onay imzası atan, çok günahsızın ölümüne sebebiyet veren,diyarbakır cezaevindeki hayvani işkencelere göz yuman, bir türlü ölmeyen darbeci katil, eski cumhurbaşkanı, şimdinin çakma nü resimcisi.