balkondan atlamaya çalışırken veya bir başka yaramazlık peşinde koşarken yakalandığı anlarda, en sevimli ve masum haline bürünebilen tek canlı. akabinde üzerinize tırmanarak koca cüssesiyle omzunuza yatar.
daha yavruyken alırsınız, besler büyütür, seversiniz, ama biraz büyüyünce genelde canları sıkılıp basıp gider bu kedi denen nankör varlıklar. hayır gidiyorsun madem iki sene sonra hangi yüzle dönüyorsun be arsız hayvan.
parmağimı biraz labne peynir sürüyorum ve bizim çirkin'e göstere göstere bekliyorum.
Sonuç; bizim haşin direk parmağa dalıyor ve o tatlı diliyle peyniri yiyip, parmağımı yalarken ki dilinin pürüzünü hissetmek öyle güzel bir duyku ki anlatamam *
edit: bizim haşin kendini sevdirmez hiç dokundurmaz da bu sayede beni o seviyormuş gibi hissediyorum ehehe :)
3 tane var ben de bu hayvandan, gündüzleri dışarıdalar, geceleri garaja koyuyoruz köpeklerden sakınmak için, çünki 4 tanelerdi, sokak köpekleri birini kaptı gece, kaldıkları köpek kulübesini alabora ederek aldılar, zor tuttum kendimi o gece sokak köpeklerini hepsini zehirlememek için, çünki sadece benim değil arkadaki çoğu yavru kediyi öldürmüşlerdi. şimdiyse yeni jenerasyonla takılıyor bizimkiler çok mutlular, onlar mutlu biz mutlu. adları da, alaca(tek dişi), mülayim ve sarı.
kediler kedi seven insanı hemen tanırlar. iş yeriniz de, camdan içeri sızıp kucağınıza atlayabilirler. ses etmediğinizi farkedip uyuyabilirler de oracıkda. canlarını yediğiminin piçleri.
--spoiler--
Adam karısının kedisinden o kadar nefret ediyormuş ki, ne yapıp yapıp ondan kurtulmanın yollarını düşünüyormuş. Sonunda bir sabah kediyi arabaya attığı gibi evlerinin 20 blok ötesinde bir sokağa götürmüş, onu orada bırakıp doğru işe gitmiş. Aynı akşam işten eve gelmiş ve bir bakmış ki kedi evin bahçesinde karısıyla oynuyor, kadın neşe içinde:
- Ay, bütün gün onu aradım; ama akşam üstü bir baktım gelivermiş, evin yolunu nasıl da bulurmuş benim akıllı kedim.
Adam çok bozulmuş tabii; ama belli etmemiş. Ertesi sabah yine kediyi arabasına atmış, bu sefer evin 40 blok ötesinde bir sokağa götürüp bırakmış yine işe gitmiş, akşam işten eve gelmiş; bir de ne görsün: Kedi salonda yine karısıyla yerlerde yuvarlanıyor.
Ertesi gün adam kediyi 60 blok öteye bırakmış, akşam gelmiş yine kedi evde. Sonraki gün 70 blok öteye bırakmış, akşam kedi yine evde. Adam artık ertesi sabah kediyi arabaya koymuş, 90 blok öteye gitmiş. Oradan köprü yoluna girmiş, ilk çıkıştan sağa dönmüş, oradan tekrar sağa dönmüş, gitmiş gitmiş, bir 20 blok daha uzağa gitmiş, sola dönmüş, biraz daha gitmiş, ve kediyi orada arabadan atmış.
Saatler sonra evin telefonu çalmış, adam karısını arıyor:
- Hayatım, kedi orda mı?
- Evet. neden sordun?
- Şunu telefona bir çağır da yolu anlatsın...kayboldum!
--spoiler--