sokarım böyle diziye. sinir krizi geçirdim ben izlediğim yerde sürekli işler boka sarıyor yemin ederim benim başıma gelmiş mi dert babası oldum ulan dizi yüzünden. tanım: hakime hanıma aşık olunası dizidir. evet ben oldum.
dizinin son sahneleri tam bir heyecan tufanıydı. savcının elemanı arabadan dosyayı aldıktan sonra mahir'ni seni kim gönderdi sorusuna; "mahir kara" dedi ya, orada o elemana bayağı bir rahmet okudum.
öte yandan ibne polisimiz hakime hanımla mahirin fotolarını ne yapacak henüz belli değil.
dizinin son sahnesinde kapıya gelen şahıs ise net bir şekilde nazif kara. torununun rahatsızlığına dayanamadı ve dalyan'nın da katkılarıyla gece firarına çıktı. yatağına ise çaktırmadan başka birini yatırdılar ki o zat-ı muhterem araya gitti.
bir sonraki bölümde ne olacak heyecanla bekliyoruz.
bu arada hakime hanım kafasını çarpma sahnesinde mahir zaten onu pansumansız iyileştirdi.
hiç seyretmedim ama dizide kenan'a aşık olan en az iki tane bayan karakter olduğunu düşündüğüm dizidir, doğru değilse bilgilendirin. günahını almayalım adamın
mahir'in öyle ya da böyle turgut savcı'nın tuzaklarından sıyrıldığı bölüm olmuştur. tabi bunda salih olması da çok etkili. salih(mahir) hakime hanımda tamamiyle bir güven izlenimi bıraktı. üstüne üstlük hakime hanım mahir'in mahallesine gidip nazif ve mahir hakkında efsane referanslar aldı. salih o dakika ben mahir'im dese hakime hanım biraz şok olur ama mahir babasını o an hapishaneden çekip alabilirdi. ama bu büyük risk tabi ters tepmesi açısından.
bir başka yırtma davası ise turgut savcı'nın hakime hanımın evine adamını gönderip mahir'in izini bıraktırması. eğer mahir yaka paça tutuklanırsa bu durum için o saatte ifade verdiği için gene aklanır ve hakime hanımın gözünde tamamen "başı yakılması için uğraşılan" adam konumuna düşer. tabi bu süre zarfı içinde mahir'in salih kimliğini açık etme olsalığı çok yüksek.
bu ayrıntılar dışında nazif'in ev sahnesinde mahir ile salondaki sahnesi çok etkileyiciydi gerçekten. aslında nazif'in evdeki her sahnesi çok etkileyiciydi. küçük nazif'in bağırışları daha da etkiliyeciydi.
kısacası senaryo açısından ilk iki paragrafta yazdıklarım dışında bir gelişme olmaması aslında sıkıcı yaptı 10. bölümü. ama onlarda mahir'e iyi referans verdi.
bu arada; pasajdaki soygun için ise aile damadının başı fena yanacak. "parayı çaldın, cukkaladın." diyecekler, hırsıza inanmayacaklar. hemde çocuğun tedavisi yalan olacak. her bakımdan üzücü durum. ama pasajda bir bekçinin olmaması çok saçma olmuş. o ne ulan yol geçen hanı gibi.
dizi bence şu anki en iyi dizi. benim en çok sevdiğim yanı kurgu ve görseller. en sonunda bi dizi loj ortamları doğru düzgün çekebiliyor. eleştiriceğim nokta şu ki acıtasyonun dojajı çok fazla. ağlama sahnelerini çıkartsan dizinin süresi %20 azalacak. bana göre çok gerekli değil ama entrilerden okuduğum kadarıyla herkes çok meraklı ağlama sahnesi izlemeye. 2. si de dizideki küçük nazif rolü çok gereksiz ve eğreti duruyor. hele küçük nazifin ağlama sahnelerinden öğ geldi o derece. illa her dizide bir ufaklık olması gerekmiyor. onun dışında herşey güzel he bir de artık mahirin hakime hanıma gerçek kimliğini söylemesinin zamanı geldi diye düşünüyorum.
kötü karakterlerden necdet'i mükemmel oynayan erkan avcı'nın rol adığı dizidir. pazartesi günü yalan dünya ile çakışması kötü olsa da tercihim karadayı olmuştur.
izlenildiğinde zevk veren fakat senaryonun kısır döngü üzerine oturtulduğu dizi. eğer hapishane ortamından çıkıp farklı konulara yönelseler, daha iyi bir dizi olacağı kesin olan yapım.
son bölümünde 50'li yıllar olmasına rağmen savcının apartmanın sokak lambası otomatik olarak yanmıştır. Yahu o zamanlarda fotoselli lamba şeysi var mıydı?