şöyle der; Eski kiliselerin camları bulanıktır!.. Kirazların ve böğürtlenlerin tadını çocuklarla serçelere sormalı! Bunlar bizim için eğlenceli birer söz timsali olmuştu; işte böylece bu kitap bize ihtiyarlığın âdeta bir özü gibi, tatsız ve hatta soğuk görünmüştü. Güya her şeyin mutlaka var olması gerekmiş ve bu yüzden Allah yokmuş! Biz de bunun üzerine kendi kendimize: O halde bir Allahın da mutlaka var olması gerekmez miydi? diye sormuştuk.
" eğer insanlar imgelemleriyle geçmişteki kaderin anılarını çağrıştırmak uğruna bu denli çaba gösterecekleri yerde, kayıtsız bir şimdi'ye katlansalardı, çektikleri acı daha az olurdu."
Çocuklar ne istediklerini bilmezler.Bütün eğitimciler bu konuda hemfikir.Ama yetişkinler de bu dünyada sendeleyerek dolaşır, onlar gibi nereden gelip nereye gittiklerini bilmezler.Gerçek ülkülere doğru koşmaz, bisküviler ve çöreklerle avunurlar.Kimse buna inanmak istemez ama, gerçekten bunun kadar açık bir şey yoktur.
-Genç Verther in Acıları - Goethe
neden sana acı çektiriyorum sevgilim? neden hep, ya sana acı çektirmek ya da kendi kendimi aldatmakla geçiyor günler? biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık, ama her şeyi olduk... seni artık görmeyeceğim. yıldızları nasıl seyrediyorsam, bundan sonra sana da öyle bakacağım demek.
kendisinden yaşça büyük, evli ve çocuklu sevgilisine yazdığı bu mektupla gönlümü fethetmiştir.
Tanrı biliyor ya! Çoğu zaman, bir daha uyanmama isteğiyle, hatta bazen bir daha uyanmama umuduyla yatıyorum yatağıma; sabah gözlerimi açıp güneşi gördüğümde içerliyorum. Ah, keşke huysuz birisi olsaydım da suçu havaya, öbür insanlara ya da başarısız girişimlerime atabilseydim, o zaman bu isteksizliğimin dayanılmaz yükü, yarı yarıya hafiflemiş olurdu. Vay halime! Fazlasıyla hissediyorum ki, bütün suç yalnız bende -hayır, suç değil bu- bütün mutlulukların kaynağı kendi içimde gizliydi bir zamanlar, şimdi ise bütün kederimin kaynağı gizli içimde, işte o kadar.