faşist kelimesi kendisi için ağırdır. bir izmirli olarak kesinlikle kabul etmiyorum, o kadar da değil. ama bu şehirde, özellikle son yıllarda artan bir milliyetçilik var. daha önce de yok muydu? elbette vardı ama bu kadar hissedilmiyordu. kemalist insanların çoğunlukta olduğu bir şehirde bu normaldi zaten. son yıllardaki artışta; artan terör olayları, akp karşıtlığı gibi etkenlerle kişiden kişiye sıçrayarak gerçekleşti. yani akp düşmanlığı şehrin insanlarını ortak paydada birleştirdi(akp dışındakileri). chp, mhp ve diğer partilerin seçmenleri aşırı milliyetçilikle buluştu. ha bir de izmir'i solun kalesi görenler var, onlara bakmayın. burda sol mol yok. izmir ulusalcı çoğunluk ve muhafazakar azınlıkların şehridir.
Mustafa Kemal 11 Ekim 1925 günü izmir'den özel vapurla geçtiği Karşıyaka'da halka hitap ederken şunları söylemişti:
"izmir'in Karşıyakalıları...
Sizi sonsuz bir sevgi ile selamlarım. Ben bütün izmir'i ve bütün izmirlileri severim. Güzel izmir'in temiz kanlı insanlarının da beni sevdiklerinden eminim. Yalnız bir tesadüf beni Karşıyaka'ya daha fazla bağlamıştır. Karşıyakalılar...
Annem sinenizde, sizin topraklarınızda yatıyor."
kısa süreli gidiş,gelişlerimin dışında 4 yıl okudum bu şehirde. sevdim de... faşist falan değildir izmir, kaypak da değildir. son yıllarda kendisine saldırılmasına, gavur diye nitelendirilmesine tepkidir şehir halkının yaptıkları. izmir'linin, kıyı egelinin derdi özgürlüktür, hür iradedir. dayatmaya karşı durmaktır. kimbilir, belki taa eski yunandan gelen bir serbest olma duygusudur. izmir'in içgüdüsü özgürlüktür.
izmir'i ona buna alet etmeyin lan, izmir'dir, kordonda rüzgar saçlarınızı yalarken rakı bardaklarını tokuşturmaktır. tüm uğraşlara rağmen osmanlı olmamış, müslüman olmamış bir kenttir, ayrıdır, gayrıdır. yobazlara karşı bir mücadele olacaksa yine ilk silahın ateşleneceği şehirdir.
9 eylül'dü bugün. bugün binlerce kadeh izmir'in, anadolu'nun kurtuluşuna, özgürlüğe kalktı, düşmanın denize döküldüğü yerde, o çimlerde... bugün o çimlerde başörtülüsü, kürdü, elele sertab'ın sesinde, onuncu yıl marşında coştu, havai fişeklerin altında, fener alayının gölgesinde... çünkü bugün, o çimlerde hoşgörü, izmir, yani "cumhuriyet" vardı...
sonra.
sonra, 9 eylülde izmir'e girdik
ve kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,
güneyden kuzeye,
doğudan batıya,
türk halkıyla beraber
seyretti izmir rıhtımından akdeniz'i.
ve biz de burda bitirdik destanımızı.
biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
türk halkı bağışlasın bizi,
onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
kitabımızda yalnız onların mâcereları vardır.
Nazım hikmet ran
88 sene evvel bugün vatanın düşmanlardan tamamen temizlendiği şehirdir. bir savaş başlatıp, bir savaşı bitiren şehirdir...
sayesinde öğrendik ki, yunan askerleri kordon'a geldiğinde kendisi de karşılayan güruh içinde olan yazarlarımız da mevcut imiş, maşallah.
izmirli ilk kurşunu atarken; ataları, vahdettin'e yamanmaya çalışan, "ille de ingiliz mandası" diyen tatlı su demokratlarını görmek de gözlerimizi yaşartmıyor değil tabi.
ışık evlerinin zihin gelişimine olumsuz etkilerine güzel bir örnek daha. evrimini suda tamamlayıp karaya geçemeyen dostlara selam olsun.
yobaz, cemaatçi ve kavgadan nemalanan kürt faşisti takımını dellendiren, kıskançlıktan çatlatan şehirdir. sanırım kuyruk acıları var, ne geldiyse artık izmir'de başlarına. bok atma yarışındalar. sanırım karşı görüşe ancak bu kadar saygıları var, kendinden olmadı mı vur kır parçala. bunların demokrasi anlayışı bu kadar işte. yazık, allah akıl fikir versin.
* gün batımının en güzel seyredildiği şehirlerden biridir.
kitapçıların, gazete bayilerinin çok olduğu şehirdir.
süslü hatunlarından dolayı incik, boncuk, takı, toka çok satılır.
en az bir kere kemeraltında kaybolursunuz. izmir'li çocuklar gibi karakoldan gelen anonslarla bu halinizden utanırsınız. çıkıncaya kadar o hengameden bir hayli daralırsınız.
hayatınızda depremi yaşamadıysanız bu şehirde en az bir kez sallanacaksınız. tuhaf havalar bunun habercisi gibidir.
masmavi bir deniz beklemeyin, hayal kırıklığına uğrarsınız.
sinirli, ayar veren otobüs şöförleri vardır. önden inmeye kalkmayın.
kedileri insanın yemeğine göz dikecek kadar yüzsüzdür. inatlaşmayın üzerinize atlıyorlar. **
evka 4 'e * eski otobüslerle gitmeyin, yokuş yukarı çıkarken,* mutlaka bozulur. *
fırtınaya eşlik eden yağmurda çalkalanan denizi hüzünle karışık bir korku verir insana.
yani üzerine daha çok cümleler yazılabilecek kendine özgü bir ruhu olan şehirdir.
aşık olmak için, sevmek, gezmek, eğlenmek, özlemek, özlenmek, günü birliğine gidip yüzlerce kilometre yol çekmek, ihanet etmek, terk etmek, terk edilmek, kalp ağrısıyla karışık sarhoş olup içkiye gömülmek, ömürlük kazıklar yemek, küfretmek, hayal etmek, hayallerini bir bir kaybetmek, dibi vurup çökmek, erkek gibi kavga edip karı gibi acı çekmek için, aciz düşüp sonunda tanrıya sığınmak için, vazgeçip tanrıdan soğuyarak içinizdeki inancı yitirmek için; en en en ama en uygun, kutsal ve yaman çelişkilerle dolu, sürekli nefes alan, sürekli akan, sürekli yağan, sürekli uçan, uçarken de kuş misali sürekli üstünüze, başınıza sıçan bir garip şehirdir.