Bir iki madde ile göz boyarcasına kadın erkek eşitliğini savunuyormuş gibi gösterilen fakat "delil aranmaksızın kadının beyanının esas alınması" ve pozitif adı altında ayrımcılığı teşviklemesi ile "kadının üstünlüğünü" emreden
Cinsiyetçi bir sözleşmedir.
Eşiniz veya başka bir kadın, gidip hakkınızda "bana tecavüz etti" diye şikayetçi olsa, hiçbir şekilde hapise girmekten kurtulamazsınız. Çünkü onun sözü üstündür geçerlidir. Siz kimsiniz?
Madde 4: 3. "Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.”
Tam adı “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan bu istanbul sözleşmesinin en sıkıntılı maddesini yukarıda alıntı içine aldım. Görünürde kadın haklarını korumaya yönelik, aslında her nevi cinsel sapkınlığı, herhangi bir temele dayandırmayıp tam bir serbestlik içerisinde, ayrımcılık yapılmaksızın teminat altına almayı garanti ve taahhüt eden bu sözleşmeye ve o yukarıdaki maddeye göre;
Ve bilumum karışık çarpık ve sapkın ilişkileri kanunen kabul etmiş, teminat altına almış ve varlığını garanti ve taahhüt edip onaylamış olmaktadır. Kimlik din dil ırk cinsiyet medeni hal ayırt etmeksizin hemde. Hatta oc sapığın teki çıksa ve tecavüz edip deseki bu benim cinsel yönelimim, sen bu kanuna göre bu oc na dokunamazsın. Milleti kandırıyorlar. Bu sözleşme kadın haklarına yönelik değil. Her nevi sapkınlığı meşrulaştırmak bu. Şayet kadını korusaydı bu ülkede her sene 400 - 500 tane kadın vahşice katledilmezdi. Onların derdi kadın ve onun hakları değil. Onların derdi başka. Kadın hakları maskediyle her nevi cinsi sapıklığı meşru kılmak. Kimin yüreği yetiyorsa gelsin bu konuyu tartışmaya hazırım. Hodri meydan. Hukukçular da dahil..
Biz lgbt ye (sadece onlar değil, aklınıza gelebilecek her nevi pislik serbest) kızarken devlet (iktidar) bu meseleyi sözleşmeye imzayı basarak çoktan aşmış. Hemde taa 2014 te. ibneler haylıymış meğerse, arkalarında kapı gibi kanun varmış tam batılı olmuşuz da haberimiz yokmuş. Hepimiz Uyuyoruz çünkü..
zurnalarında olan bir tane deliğe sürekli basan gerici zihniyetteki insanların üstünü çizmeye çalıştıkları sözleşme.
cinsel yönelime karşı çıkarttığınız sesin yüzde bir'ini tacizcilere, tecavüzcülere, namus bekçilerine, baskıcı mahalle insanlarına, örf'ünüzde adet'inizde kadını 3. sınıf yere koyanlara, kadına el kaldıran şeref yoksunlarına çıkarsaydınız bu sözleşmeye türkiye'nin zaten ihtiyacı olmayacaktı.
toplum içerisindeki cinsiyet yönelimlerine karşı yobaz bakışlarını, kadınları türkiye'de koruyan tek sözleşmeye çevirmiş dinci yayınlardan dinledikleriyle halka satmaya çalışanlar elbette bir gün bu sözleşmeye ihtiyaç duyacaklardır.
madde 4: 3. maddeyi yazmakla olmuyor o işler babayiğit.
şiddete uğrayan veya aile içi şiddet gören bireylere yönelik;
devletin yükümlülükleri, yardımlar, barınaklar, uzman destekleri,
çocuk tanıkların korunması
zorla evlendirilme,
kadın sünnetleri
psikolojik şiddet
taciz amaçlı takip
ırza geçme, cinsel şiddet eylemleri
sözde "namus" adı altında işlenen suçlar
gibi maddeleri de yaz, dürüst ol.
ülkenin yobaz kalması için elinden geleni yapanlar bu tipler işte. sokaklarda kim lan bunlar demeye gerek yok, hemen yanı başımızdalar.
mesela bunlar, çocukları cinsel yönelimi istedikleri gibi olmazsa öldürürler.
mesela bunlar, kızına tecavüz edilse tecavüzcüsü ile evlendirirler.
mesela bunlar, oğlu bir kadını dövse aferin koçuma filan derler.
adalet doğru düzgün işlerse böyle sözleşmelere gerek kalmaz. sen kasten öldüren adama/kadına yeterli cezayı verebiliyor musun? bir daha gün yüzü görmeyeceğini biliyor mu? biliyorsa zaten sıkıntı yoktur.
istanbul sözleşmesi gündeme ne zaman geldi birileri adeta kaldırılmasına bahane üretmek için sokaklara çıktı neymiş efendim cinsel sapkınlıkmış cinsel sapkınlık yapılan yerler belli ve hala faliyrtteler hem bir kereden bir şey olmaz efendim. Bu ülkede bir şeyler yapılmak isteniyorsa mutlaka bir bahane bulunur sonu düşünülmeden yapılır buna istanbul sözleşmesi dahildir bundan sonraki hedef Montrö dür şimdi dedim ya sonu asla düşünülmez istanbul sözleşmesini bozun bir. Kaç zibidi için Montrö onuda bozun ama sonra aman efendim bilmiyorduk böyle bir hakları yoktu deyin durun aynı sakız adasında olduğu gibi aman sakın bogazlardaki üstünlügümüzü kullanıp yunana sen artık buradan geçemezsin deyip ümügünü sıkmayın sadece bozun ve bilmiyorduk demeye devam edin.
Bazı insanların işine gelmediği için anlamamakta ısrar ettiği şeyler var cinsel yönelime karşı çıkarttığınız sesi tecavüzcülere de çıkarın deniyor. insanların tecavüze ses çıkarmama yanlışı, senin farklı cinsel yönelimini meşru kılmıyor şunu bir kafanıza sokun artık. Yapılan her yanlış eylemi ideolojilere yüklemeyin artık. Hocayım diye geçinen biri tecavüz ettiyse bu o kişinin ahlaksızlığı temsil ettiği dinin değil. Siz ama onlar da şöyleler diyip bozuk zihniyetinizi legalleştirmeye çalışıyorsunuz. Sözleşmenin içeriğini tamamen bilmiyorum ama yakın zamanda eşinin yalan beyanından sokakta arabasında kalan bir gariban babayı çoğunuz izlemiştir. Bu ülke kanun ithalatına uygun bir yer değil bu açık ve net.
kadını sorgusuz sualsiz haklı kabül eden sözleşmedir. her türlü pisliğe açıktır.
yani hiçbir şey yapmasanız bile kadın bana vurdu, taciz etti dese suçsuz yere hapis yatarsınız.
karşınızdaki varlık kadın. her türlü çirkefi atmaktan çekinmeyecek bir yapısı var. bu nedenle tasvip etmediğim sözleşmedir.
adalet kantarın topuzunu iyi ayarlayıp kadına şiddet uygulayanlara gereken cezayı vermelidir fakat bu sözleşme suçsuz pek çok erkeği de dar ağacına götürebilir.
Erkekleri ikinci sınıf vatandaş yapan,kadınların insafına terkeden paçavra.
Düşünün Hz Yusuf bu devirde Türkiye'de yaşasaydı zeliha'nın beyanıyla peygamber olduğuna bakılmaksızın hapse girecekti.
"Kadının beyanı esastır'gibi en ilkel kabilelerde bile olmayan bir hukuk terimi olabilirmi?
Ak Parti'nin bu milletin başına sardığı en büyük bela.
Bu kadar aptal olmanıza çıldırıyorum.istanbul sözleşmesi sadece kadınlar için değil, ülke için çok önemli bir antlaşma. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bilinen adıyla istanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet ile alakalı maddeleri olan akıl sağlığı olan herkesin onaylaması gereken sözleşme. Bazı maddeeleri şunlardır :
1. Önleme
Eğitimin her kademesinde, eşitliği ele alan konuların ders müfredatına dahil edilmesi;
Mağdurlar üzerinde çalışan profesyonel kadroların eğitilmesi;
Halka ulaşabilmek için STK’larla, medyayla ve özel sektörle işbirliği yapılması;
Kadınlara yönelik şiddetin kabullenilmesine neden olan tutumların, toplumsal cinsiyet rollerinin ve klişelerin değiştirilmesi;
Farklı şiddet türleri ve bunların travma yaratıcı özellikleri hakkında farkındalık yaratılması.
2. Koruma
Mağdurlara ve çocuklarına psikolojik ve hukuki danışmanlığın yanı sıra tıbbi yardım da sağlayan özelleşmiş destek hizmetlerinin düzenlenmesi;
Yeterli sayıda sığınma evinin tahsis edilmesi ve günün her saati kullanılabilecek ücretsiz telefon yardım hatları sağlanması;
Tüm tedbirler içinde, mağdurların ihtiyaçlarına ve güven içinde olmalarına en büyük önemin verilmesinin sağlanması.
3. Yargılama
Kolluk kuvvetlerinin yardım isteyenlere anında yardıma gidebilmelerinin ve tehlikeli durumlara yetkinlikle müdahale etmelerinin sağlanması;
Soruşturma ve yargılama sürecinde mağdurların özel koruma tedbirlerinden yararlanmalarının sağlanması;
Gelenek, töre, din, yada “namus” gerekçelerinin, herhangi bir şiddet eyleminin bahanesi olarak kabul edilmemesinin sağlanması;
Kadınlara yönelik şiddetin suç sayılmasının ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması.
Sözleşme Kapsamındaki Suçlar
Cinsel taciz, kadına şiddet, taciz etme, evde şiddet, kürtaja zorlama, küçük yaşta evlendirme, zorla evlendirme gibi suçların işlenmesi durumunda cezai veya hukuki bir yaptırım uygulanma zorunluluğu vardır. Bu suçlardan bazıları şöyledir;
Ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik)
Taciz amaçlı takip;
Tecavüz dahil, cinsel şiddet;
Cinsel taciz;
Zorla evlendirme;
Kadınların sünnet edilmesi;
Kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.
Sözleşmede verilmek istenen mesaj, ev içi ve kadınlara yönelik şiddetin özel hayata saklı kalacak konular olmadığıdır. Şiddet gören kişinin eşi, sevgilisi veya ailenin bir ferdi olsa dahi bu kişinin ağır bir şekilde cezalandırılması gerekir.Şimdi size soruyorum bir insan neden bu anlaşmanın çıkmasından bu kadar rahatsız olabilir ? istediğiniz gibi taciz tecavüz edemeyeceğiniz için mi ? istediğiniz gibi dövemeyeceğiniz için mi ? Ne bu kadar zorunuza giden? Bir kadının dayak yememesi aile yapısını bozuyorsa başlarım öyle aile yapısına.
Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye, istanbul Sözleşmesi'nden ayrıldı.
Sözleşme, yalnızca barış dönemlerindeki değil, silahlı çatışma dönemlerindeki ve silahlı çatışma sonrasında devam eden şiddeti de yasaklamaktadır (m.2/2).
Sözleşme,“toplumsal cinsiyete dayalı” ayrımcılık ve şiddeti temel almıştır ve toplumsal cinsiyeti[6] tanımlayan ilk uluslararası belgedir[7].
Sözleşme’de, ekonomik zarar veya ekonomik ızdırap da kadına yönelik şiddet biçimlerinden biri (ekonomik şiddet) olarak tanımlanmıştır (m.3/a; 3/b).
Sözleşme, Taraf devletlerden, belli koşullar nedeniyle şiddete açık hale gelmiş olan güç durumdaki kadınların özel ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulmasını talep etmektedir (m.12/3; 18/3).
Sözleşme, yalnızca Sözleşme’ye taraf devletlerin vatandaşı olan kadınlar için değil, sığınmacı ve hukuki durumu ne olursa olsun göçmen kadınlar için de koruma sağlamaktadır (m.59, 60, 61).
Sözleşme, şiddet mağdurlarına eşit koruma sağlanmasını öngörmekte ve mağdurlar arasında her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır (m.4/3).
Sözleşme, erkeklere ve çocuklara yönelik ev içi şiddetten de söz etmekte (Önsöz par.15, 16) ve şiddet mağduru kız ve oğlan çocuklara ilişkin özel düzenlemelere yer vermektedir.
Sözleşme, Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddetle mücadelede uluslararası işbirliğini öngörmektedir.Uluslararası işbirliği yalnızca kriminal ve medeni konulardaki işbirliğiyle sınırlı olmayıp, Sözleşme kapsamındaki suçların işlenmesinin önlenmesi için bilgi paylaşımı ve yakın tehlikeden korunmayı da içermektedir (m.1/1, 44, 62, 63, 64, 65).
Taraf devletlerin Sözleşme’nin hükümlerini etkili bir biçimde uygulamalarını sağlamak amacıyla Sözleşme’de spesifik bir izleme mekanizması oluşturulmuştur, ancak bireysel şikayet hakkı tanınmamıştır (m.1/2, 66, 67, 68).Öte yandan Sözleşme, mağdurların başvurulabilir bölgesel ve uluslararası bireysel/toplu şikayet mekanizmalarına ilişkin bilgiye ve bu mekanizmalara erişim imkanına sahip olmalarını sağlama ve şikayette bulunan mağdurlara duyarlı ve bilgiye dayalı desteğin sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir (m.21).
Anayasa m.90/5 uyarınca, istanbul Sözleşmesi kanun hükmündedir.Bunun hakkında, Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz.istanbul Sözleşmesi ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, istanbul Sözleşmesi hükümleri esas alınır.Anayasa’nın 11.maddesi uyarınca, istanbul Sözleşmesi hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır[8].
istanbul Sözleşmesi,“kadına yönelik şiddet” ve “ev içi şiddet” mağdurlarını kapsamaktadır (m.3/e).
Sözleşme, ev içi şiddet de dahil olmak üzere, kadınları orantısız bir biçimde etkileyen, kadınlara yönelik her türlü şiddete uygulanır (m.2/1).Taraf devletler, Sözleşme’nin hükümlerinin uygulanmasında toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin kadın mağdurlarına özel dikkat göstereceklerdir (m.2/2 c.2).
Kadın kelimesi, 18 yaşından küçük kızları da kapsamaktadır (m.3/f ).
Sözleşme, belli koşullar nedeniyle şiddete açık hale gelmiş (“savunmasız” ve “kırılgan” olarak çevirisi yapılmış olan) güç durumdaki, örneğin gebe kadınlar, küçük çocuğu olan kadınlar, engelli kadınlar, kırsal kesimde ve ücra yerlerde yaşayan kadınlar, azınlık gruplara mensup kadınlar, evsiz kadınlar, kız çocukları, yaşlı kadınlar, eşcinsel kadınlar, sığınmacı, hukuki durumu ne olursa olsun göçmen kadınlar, seks sektöründe çalışan kadınlar, madde bağımlısı kadınlar, HIV/AIDS taşıyan kadınlar gibi kadın gruplarının özel gereksinimlerinin, Taraf devletlerce göz önünde bulundurulmasını öngörmektedir (m.12/3, 18/3(5)).
Sözleşme, Taraf devlet vatandaşı olmayan kadınlara da koruma sağlamakta ve sığınmacı ve hukuki durumu ne olursa olsun göçmen kadınlara ilişkin özel düzenlemelere yer vermektedir (m.59, 60, 61)
Taraf devletler, evlilik birliğinin sonlanması durumunda, ikametgah durumu iç hukuk tarafından eş veya partnerin ikametgah durumuna bağlı olan mağdurlara, özellikle zor durumlarda ve başvuru üzerine, evliliğin veya ilişkinin süresine bakılmaksızın, bağımsız ikamet izni verilmesini sağlamak üzere, gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır.Bağımsız ikamet izni verilmesi ve süresine ilişkin koşullar, iç hukuk tarafından düzenlenecektir (m.59/1).
Toplumsal cinsiyet temelli şiddetin, Madde 1/A(2) anlamında baskı olarak tanınması, bir kadının, kadın olarak kimliği ve statüsü yüzünden baskıya maruz kalabileceğinin kabulü anlamına gelir[25].
Geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi, sığınmacılar ve mülteciler açısından özel önem taşır.
BM 33. Madde “1.Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (“refouler”) etmeyecektir.2.Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez”
Sözleşme, cinsiyeti ne olursa olsun tüm çocukların, ev içi şiddetin mağduru olabildiklerine vurgu yapmaktadır
Çocukların mağdur olarak nitelendirilmeleri için, şiddetten doğrudan etkilenmeleri gerekmemektedir, ev içerisinde gerçekleşen şiddete tanık olmak da, çocukların mağdur kabul edilmeleri için yeterlidir.Anne babalar veya diğer aile üyelerinin karıştıkları fiziksel, cinsel veya psikolojik şiddete ve istismara tanık olmak, çocuklar üzerinde ciddi etkiler yaratmaktadır.Bu tanıklık, korku yaratmakta, travmaya neden olmakta ve çocuk gelişimini olumsuz etkilemektedir[28].
Sözleşme, kız çocuklarının (ve yetişkin kadınların) ise, ev içi şiddet dışında, cinsel taciz, cinsel saldırı, zorla evlendirme, sözde “namus” adına işlenen suçlara ve kadın sünneti gibi ciddi şiddet türlerine sıklıkla maruz kalabildiğine, erkeklerden daha fazla oranda toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalabildiklerine vurgu yapmaktadır (Önsöz par.13, 15).
Madde 18/3 (5) uyarınca, Taraf devletler, mağduru koruma ve desteğe ilişkin alınan (Sözleşme’nin dördüncü bölümünde öngörülen)[29] önlemlerin, çocuk mağdurlar dahil olmak üzere şiddete açık güç durumdaki[30] bireylerin, ihtiyaçlarını hedeflemesini temin edecektir.
Madde 26 uyarınca, Taraf devletler, çocuk mağdurlara koruma ve destek hizmetleri sağlanırken, Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddete tanık olmuş çocukların hakları ile ihtiyaçlarının dikkate alınmasını sağlamak üzere, hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır.Bu madde uyarınca alınan önlemler, Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddete tanıklık etmiş çocukların yaşlarına uygun psikososyal danışmayı içermeli ve çocuğun yüksek yararına, gereken saygıyı/ özeni göstermelidir[31].
Taraf devletler, kadınlara yönelik profesyonel destek hizmetlerini tüm şiddet mağduru kadınlara ve bunların çocuklarına sağlayacaklar veya buna yönelik düzenlemeleri yapacaklardır (m.22/2).Taraf devletler, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere, mağdurlara güvenli barınma sunmak ve mağdurlara proaktif biçimde ulaşmak için yeterli sayıda, kolay erişilebilir ve uygun sığınma evleri kurmak üzere gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır (m.23).
Taraf devletler, çocukların velayetinin ve ziyaret haklarının belirlenmesinde, bu Sözleşme kapsamındaki şiddet olaylarının göz önünde bulundurulmasını temin edecek gerekli hukuki veya diğerönlemleri alacaklardır (m.31/1).Taraf devletler, herhangi bir ziyaret hakkı veya velayet hakkının kullanılmasının mağdurun veya çocukların haklarını veya emniyetini tehlikeye düşürmemesini sağlayacak gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır (m.31/2)[32].
Madde 45/2 uyarınca, çocuğun menfaatleri, ki buna çocuğun güvenliği de dahildir, başka bir şekilde teminat altına alınamıyorsa, velayet hakkı geri alınabilir.
Madde 56/2 uyarınca, Taraf devletler, soruşturma ve adli takibatın her aşamasında ev içi şiddet ve kadına yönelik şiddet mağduru çocuklara, çocuğun yüksek yararı gözetilerek, özel koruma önlemleri temin edecektir.
Zorla evlilik başlıklı 37.madde uyarınca, Taraf devletler, bir çocuğu evlenmeye zorlayan kasıtlı davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere, hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır.Taraf devletler, bir yetişkin veya çocuğu evlenmeye zorlamak amacıyla ikamet yeri dışında diğer bir ülke veya Taraf devletin topraklarına çekmeye ilişkin kasti davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere, gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır[33].
Kadın sünneti başlıklı 38.madde uyarınca, Taraf devletler, bir kız çocuğunun dış labiası, iç labiası veya klitorisinin tamamını veya bir kısmını kesip çıkarmaya, infibülasyon veya işlevini yapamaz hale getirmeye teşvik etme, buna maruz kalmaya zorlama veya ona bu eylemleri yaptırmaya yönelik kasıtlı davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere, gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır[34].
Madde 46/a uyarınca, Sözleşme’de öngörülen suçların bir çocuğa karşı veya çocuğun huzurunda işlenmesi, ağırlaştırıcı sebep olarak göz önünde bulundurulmalıdır.
Sözleşme, çocuk yaştayken cinsel saldırı dahil cinsel şiddet (m.36), zorla evlilik (m.37), kadın sünneti (m.38), zorla kürtaj ve zorla kısırlaştırma (m.39) mağduru olanlar için, önemli bir zaman aşımı kuralı öngörmektedir.Taraf devletler, bu suçlara ilişkin herhangi bir kanuni takibatın başlatılması için zaman aşımının, mağdurun ergin (reşit) olmasından sonra takibatın etkin şekilde başlamasını mümkün kılacak, suçun ağırlığıyla orantılı ve yeterli bir süre devam etmesini teminen, gerekli hukuki veya diğer önlemleri almakla yükümlüdür (m.58).Taraf devletler, çocuk yaştayken sözkonusu şiddet biçimlerine maruz kalan çocuklara, ergin olduktan sonra travmalarını yenmeleri, şikayette bulunmaları ve dava açılabilmesi için yeterli bir süreyi tanımakla yükümlüdür.
Bu hüküm, mağdur ergin oluncaya kadar, kovuşturma işlemlerinin etkili biçimde başlatılmasına olanak sağlamak üzere, hukuki süreçler için gerekli sürenin yeterince uzun tutulmasını öngörmektedir.Dolayısıyla bu yükümlülük, yalnızca, kendilerine karşı işlenen fiilleri ergin olma yaşına erişmeden önce çeşitli nedenlerle bildiremeyecek olan çocuk mağdurlar için geçerlidir.“Hukuki süreçler için gerekli sürenin yeterince uzun tutulması” ifadesi şu anlama gelir: Birincisi, bu çocuklar yetişkin olduklarında yaşadıkları travmayı atlatabilmek için yeterli zaman geçmiş olmalıdır ve böylece söz konusu kişiler şikayette bulunabilmelidir.ikincisi, kovuşturma mercileri, ilgili ihlaller için kovuşturma başlatabilecek durumda olmalıdırlar.Bununla birlikte metni hazırlayanlar, ceza hukukunda geçerli olan orantılılık ilkesini karşılamak amacıyla bu ilkenin uygulanmasını, 36, 37, 38 ve 39.maddelerle sınırlamışlardır[35].
erkekler:
Sözleşme, erkeklerin de ev içi şiddet mağduru olabileceğinden sözetmesine rağmen (Önsöz par.15), Sözleşme’nin yaşlı veya yetişkin erkekler dahil ev içi şiddet mağduru diğer gruplara uygulanıp uygulanmayacağına karar verme yetkisi, Taraf devletlere bırakılmıştır.Madde 2/2 uyarınca, Taraf devletler bu Sözleşme’yi tüm ev içi şiddet mağdurlarına uygulamak üzere teşvik edilirler.
Ancak Sözleşme, farklı mağdur grupları arasında ayrım yapılmasını yasaklamaktadır (m.4/3)[36].Taraf devletler, Sözleşme’de öngörülen korumayı (cinsiyet ve yaş dahil) hiçbir ayrıma yer vermeksizin bütün gruplara sağlamakla yükümlü olduğundan, Taraf devletlerin ev içi şiddet mağduru erkeklere de eşit koruma sağlamakla yükümlü olduğu sonucuna varmak gerekir.
lgbti:
istanbul Sözleşmesi, LGBTi bireylerden açıkça söz etmemesine rağmen, Taraf devletlerce Sözleşme’de öngörülen korumanın (toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği dahil), hiçbir ayrıma yer vermeksizin bütün gruplara sağlanması gerektiğini öngördüğünden (m.4/3)[37], ev içi şiddet mağduru LGBTi bireylerin de, Sözleşme’nin sağladığı korumanın kapsamında olduğunun kabul edilmesi gerekir.
Madde 3/c uyarınca, “toplumsal cinsiyet” belli bir toplumun kadınlar ve erkekler için uygun gördüğü sosyal olarak inşa edilen roller, davranışlar, etkinlikler ve yaklaşımlar anlamına gelir.
Madde 6 uyarınca, Taraf devletler bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasında ve etkilerinin değerlendirilmesinde, toplumsal cinsiyet bakış açısına yer vermeyi taahhüt ederler.
Madde 18/3 (1) uyarınca, Taraf devletler mağduru koruma ve desteğe ilişkin alınan (Sözleşme’nin dördüncü bölümünde öngörülen)[70] önlemlerin kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin toplumsal cinsiyet anlayışına dayanacağını ve mağdurun insan haklarına ve güvenliğine odaklanacağını temin edeceklerdir.
Madde 49/2 uyarınca, Taraf devletler, şiddetin toplumsal cinsiyete dayalı anlayışına ve insan hakları temel ilkelerine uygun olarak, Sözleşme uyarınca belirlenen suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının etkili biçimde yürütülmesini sağlamak amacıyla, gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır.
Madde 60/1 uyarınca, Taraf devletler, 1951 Mültecilerin Hukuki Durumuna ilişkin Sözleşme’nin 1/A(2) maddesinin anlamı çerçevesinde, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin zulüm çeşidi ve tamamlayıcı/yardımcı korumayı gerektiren ciddi bir zarar olarak tanınması için, gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır (m.60/1).
sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içinde, düzenli aralıklarla ve her seviyede farkındalık yaratma kampanyaları ve programları geliştirmek veya yürütmekle yükümlüdür (m.13/1).
Sözleşme’nin bu bölümü, şiddet fiiline maruz kalmış kişilerin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik uzmanlaşmış ve aynı zamanda daha genel hizmetlerin sağlanması bağlamında bir dizi yükümlülüğü içermektedir[109].
Taraf devletler, cinsel şiddet mağdurlarına tıbbi ve adli muayene, travma desteği ve danışma hizmetleri sunacak uygun ve kolay erişilebilir cinsel saldırı kriz merkezleri veya cinsel şiddet başvuru/sevk merkezleri kurmak üzere, gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır (m.25).
Madde 56/1(h) uyarınca, Taraf devletler, soruşturma ve adli takibatın her aşamasında mağdurlara, davaya taraf olarak katıldıklarında veya kanıt sunarlarken bağımsız ve yetkin çevirmenler sağlamakla yükümlüdür.
Sözleşme, kasıtlı psikolojik şiddetin (m.33), taciz amaçlı takibin (m.34), fiziksel şiddetin (m.35), cinsel saldırı dahil cinsel şiddetin (m.36), zorla evlendirmenin (m.37), kadın sünnetinin (m.38), zorla kürtaj ve zorla kısırlaştırmanın (m.39), kısıtlama ve koruma emirlerinin ihlalinin, suç olarak düzenlenmesi gerektiğini öngörmektedir.
m.78/3 uyarınca Taraflar psikolojik şiddet (m.33) ve ısrarlı takip (m.34) gibi fiiller için cezai olmayan yaptırımlar getirebilirler[154].
-------------------------------------------
kendi görüşümü de açıklayayım o zaman.
türkiye bildiğiniz üzere son yıllarda kadın cinayetlerinin fazlasıyla arttığı bir dönemden geçiyor. bu sadece ülkemizde değil tüm dünyada geçerlidir. bunun önüne geçilmesi amacıyla projeler sözleşmeler hukuki dayanaklar var. istanbul sözleşmesi bunlardan bir tanesi sadece. yaptırım gücü yüksektir gördüğünüz gibi. kadının istemsiz ve rızasız olarak başına gelebilecek her türlü şiddete hukuki dayanak oluşturur. söylediklerinin hepsi a'dan z'ye kadar yaşanan/yaşanmakta olan olaylardır. fakat aile içi şiddet olarak erkeği geri plana atması şahsımca olmamıştır. aile içi şiddet gören erkekler de vardır. aynı şekilde boşanmalarda mağduriyet oluşan bir çok erkekte vardır. suçların sadece kadının korunmasına yönelik olması bence bu sözleşmeye kronik bir rahatsızlık gibi bakılmasına sebebiyet vermiştir. cinsiyet ayrımcılığına rol oynayan bir teması olması bakımından beni üzmüştür. kadınla erkeği eşit tutmak erkeklerin de bu haktan faydalanması değil midir? cevap maalesef 'hayır' oldu. adaletin bu kısmında kadına karşı verilen pozitif haklar erkeklerin mağdur olmasına sebebiyet verdi. fakat bu mağduriyeti küçümseyen feminazi bunu hep %1 dilim olarak görmek istedi.
neyseki tavşan deliğinin aşağısı daha çok gerçeklerle dolu. evet kadınların arkasında durmaya devam edeceğiz. tasvip edeceğiz. seslerini bağıra bağıra duyurmalarını isteyeceğiz. fakat arka tarafta bazı gerçeklerde var. vakti olanlar için bir belgesel bırakıyorum.