artık burnunun dikine gitmediginde, insanları degiştirmeye ugraşmakla boşuna zaman kaybettiğini anladıgında, yırım yırım yıprandıgında, yine kendi huzurun için kendini degiştirmeye meyyalin oldugunda anlıyorsun ki büyüyorsun.
öyle çabuk olmuyor yalnız, neredeyse yolun yarısına gelmiş oluyorsun büyümeye ve olgunlaşmaya yüz tuttugunda..
ülser olup sigara, kahve, çikolata, acı biber, baharat, yağlı kızartma gibi nimetlerin yasaklandığı an.. şimdiden böyle yaşlanınca ne halt yerim diye düşünmeden edemez.
eğer geçmişindeki hataları düşünüp bunları telafi etmeye çalışıyorsa, kırdığı insanları geri kazanmaya çalışıyorsa ve hayatını yönlendiren prensipler edinip bunlara göre yaşıyorsa, o insan büyüdüğünü anlamıştır.
kaybettiğini gördüysen ve kazanmak için alın teri döktüysen, özlediğini ve özlendiğini hissetiysen ve özlemini gidermeye çalıştıysan, birini mutlu etmeye çabaladıysan, kurtulmaya ve kurtarmaya uğraştıysan, gönül verdiysen ve aldıysan, anladıysan ve algıladıysan yani; ben bu değildim dediysen bir kere olsun; hayırlı olsun büyüdün sen arkadas...
otobüste kalçasına sürttürüp, ensesinde soluğunuzu yavaşça gezindirerek ona kadınlığını iliklerine kadar hissettirdiğiz andır. gerçekten de "büyümüştür". pantolonu bi hayli zorlar bu vaziyette.
* koşarken düştüğünde kanattığın dizinin acısı yerini için için kanayan bir kalbe bıraktıysa,
* vakti zamanında anne kucağında bulunan huzur, teselli, yerini akan gözyaşına eşlik eden sigara dumanına bıraktıysa,
* küçükken kalabalığı çok seven o neşeli çocuk artık sessizlik arıyor ve durmadan insanlardan kaçıyorsa,
* yıldızlı pekiyilerle ödüllendirilen ödevler, yerini, sizi daha karmaşık hale getiren, stresin doruklarında yürüten terfilere bıraktıysa,
bunların farkında olduğunuz andır büyüdüğünüzü anladığınız an.
dayınızın 60 yaşına geldiğini farkettiğiniz an
özenerek peşinden koştuğunuz abi, ablalara sokaktaki çocukların amca ve teyze diye seslendiklerini gördüğünüz an