insanı mutlu eden küçücük şeyler

entry515 galeri15
    126.
  1. 127.
  2. SABAH 2,5 YAŞINDA BiR SESiN BABA BABA NiDALARINA UYANMAK.
    KÜÇÜCÜKTÜR KENDiSiDE, SESi GiBi.
    AMA ÖYLESiNE BÜYÜKTÜR Ki MUTLULUĞU, iNANAMAZSINIZ.
    2 ...
  3. 128.
  4. taso oynarken 5 taso ile çıkıp 1 poşet dolusu taso ile dönmek.
    0 ...
  5. 129.
  6. 130.
  7. yağmurun pencereye vuran sesiyle uyanmak.
    3 ...
  8. 131.
  9. 132.
  10. 133.
  11. sıcakta yandıktan sonra bir bardak soğuk gazoz yada bira.
    1 ...
  12. 134.
  13. kuarklar mesela o kadar küçüktürler ki ama beni büyük şekilde mutlu ederler. mezonlar gibi kararsız olup bozunacağına ya da Leptonlar gibi yalnız kalmayı tercih edeceğine kuarklar gibi sosyal olup bir araya gelerek kararlı olmayı tercih et. kararsızlığı ve sürekli yalnızlığı kimse sevmez dostum.
    0 ...
  14. 135.
  15. her ne kadar küçücük gibi görünsede aslında çok büyük olan şeydir sevgilinin herşeye rağmen seni merak edip sana "canımm.." demesi. bütün dünyayı feda edebilirsin bu söz için. bu söz herşeyi yaptırabilir insana, vazgeçtiğin şeyleri bile, yapmak istemediğin şeyleri. (bkz: holter)
    1 ...
  16. 136.
  17. 137.
  18. 138.
  19. dolmuşta boş koltuk varken güzel bir kızın yanına oturması.
    0 ...
  20. 139.
  21. bebek

    edito : yazılmış daha önceden ama ciddi manada insanı en çok mutlu eden şey budur...
    1 ...
  22. 140.
  23. tuttuğun takımın 1,0 öne geçmesi. *
    0 ...
  24. 141.
  25. Eve geldiğinizde içeriden yemek kokularının gelmesi.
    0 ...
  26. 142.
  27. güzel bir sevişmeden sonra sabah esas kızın esas oğlanı elinde bir kahve,güzel tebessüm ve masum bir öpücükle uyandırması
    0 ...
  28. 143.
  29. 144.
  30. evet belki komik hatta saçma ama şirinevler köprüsündeki zemin taşlarında yürümek beni acayip mutlu ediyor çocuk gibi seviniyorum. *
    0 ...
  31. 145.
  32. herhangi birinden gelen herhangi bir gerçek olduğunu bildiğiniz iltifat.
    0 ...
  33. 146.
  34. yağmurdan sonra yükselen toprak kokusunu içine çekmek.
    2 ...
  35. 147.
  36. tiyatro yaptıktan sonra alkışlanmak, kulise gidince insanın içinin kıpır kıpır olması, o haz, kendinle gurur duyma, tekrar tekrar ve tekrar yapma isteğidir.
    1 ...
  37. 148.
  38. 149.
  39. mazinin tadını taşıyan bir gün misal...

    işten 5'te çıktım ve uzun zamandır ertelediğim saç traşımı olma vaktim gelmişti... çok uzun zamandır hayatımın değişmez parçalarından birisi olan berberime gittim, biraz lafladık... taa ki ben "kes traşı" diyene kadar. berberden çıkıp da eve doğru gitmeyi düşünüyorken istikametimi eskiden oturduğumuz yerlere çevirdim ki elimde biraz vaktim olmalıydı bunun için, yoksa yapmazdım. fatih'teki evimizin, tam karşısındaki parkta ve önceden de yaptığım gibi kenar taşının üzerine oturdum. orada oturup da günün maçını analiz ederdik eski zaman, takım arkadaşlarıyla... sonra uzunca bir süre kiracı olarak oturduğumuz "fatih kız lisesi" manzaralı evi seyrettim. ki penceresinde "kiralık" yazıyordu... tam o sırada farkettim yaşlı apartmanın altındaki eski ev sahibimizi. gittim yanına selamımı verdim ve başta tanımasa da konuştuğum anda hemen tanıdı... bulunduğumuz semtin neredeyse yarısı bu adamındı ama huzuru yoktu. yüzünü gerçek anlamda gülerken hiç görmemiştim ve bugün de bu değişmeyecek gibiydi. biraz hoşbeşten sonra orada olma sebebime gelmiştim nihayet "ahmet amca" dedim, dikkatle baktı bana "ömrümün en güzel yıllarını şu evde yaşadım ben" dedim ve o adam benim gözlerimle gördüğüm tüm anlar içinde bir kez olsun güldü. bu insanlık adına küçük, benim için büyük bir adımdı. müsadesini aldım sonra... yarın doğumgünü olan bir arkadaşıma hediyesini almam gerekiyordu ve daha valide sultana sözüm vardı, yemeğe evde olacaktım haftanın bugünü.

    bir giyim mağazasına girdim aceleci bir halim yoktu ama çabuk olmaya çalışıyordum. oysa birisine hediye alınacaksa en son gidilecek yerdi bir giyim mağazası... bunu biliyordum ama kullanabileceği bir hediye almayı da gerçekten istiyordum. velhasıl keşke kendim için o mağazada olsaydım. böylece neyi beğenip, neyi beğenmeyeceğimden emin bir şekilde alışverişimi tamamlayabilirdim. derken bir beyaz gömlek aldım. itiraf ediyorum ki işin kolayına kaçmıştım. beyaz bir gömleği, hemen her insan; ömrünün bir gününde giyiyordu. istatistiklerin de yalan söyleyecek hali yoktu ya... derken kasaya geldim ve kasadaki iki kızdan daha güzel ve sıcak gelenini kestirmiştim gözüme ödemeyi yapmak için. dünya üzerinde, belki de en beter azaplardan birisidir aksi, sayko bir kasiyerin tahsildarlığına şahit olmak. en azından benim pek sevmediğim bir durumdu, eminim. derken kasa önündeki sıra erirken verdiğim kararın doğruluğundan emin olmak için kasiyerin hareketlerini takip ediyordum ama her müşteriye aynı yapmacık gülüş ile "güle güle giysinler..." derken dahi sıcak bir tarafı vardı bu kızın. tanıyordum biryerden ama emin olamıyordum. ki bundan emin olmanın bir yolu vardı aslında. sıram geldiğinde "ödemeyi nasıl yapacaksınız?" sorusuna "malesef kredi kartıyla" cevabını verdikten hemen sonra kredi kartımı alırken isim hanesini okuduğunu farkettim. biraz da bunun getirdiği eminlik ile "yavuz selim ilköğretim okulu'nda bulunmuş muydunuz?" diye sordum. "poison, sensin." dedikten hemen sonra evet dedim ve bir çay molası eşliğinde biraz lafladık.

    şimdi bu küçücük şeyden nasıl da mutluluk duyduğumu düşünüyorum, birazdan evden tekrar çıkacağım sanırım...
    7 ...
  40. 150.
  41. aylar sonra bir sabah kendi başıma hazırladığım kahvaltıdır.

    tek kişilik çay demleyip karşıdaki dut ağacına karşı içtiğim andır.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük