yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe.(insan bir damla kan, binbir endişeden ibarettir)
sadi şirazi/
batıda kierkegaard, doğuda şirazi aynı şeyi farklı dillerde, farklı coğrafyalarda, farklı kültür içerisinde, farklı zamanda ifade ederken, birbirlerinden bağımsız olarak söylemeleri şaşırtıcı olmasa gerek. insanın, materyal nesne olmadığı bir ruhun hissi ve akli düşüncenin tezahüratının varlık alemindeki, düşünüyorum öyleyse varımı diyebiliriz.
materyalizmden çok daha ötededir insan! kendisini bilmez, ama çevresindeki her şey hakkında fikir sahibidir. vehim sahibidir mesela, düşünür ve yorum yapar. gökte yıldızlara bakar, yerde maden arar. insan evet öylece düşünür...
insan ekseriyetle bir tek kendisini düşünmez... kendi özünün farkına varmaz. iç alemine bakmaz. halbuki baksa, içerde dışarda bulduğundan çok daha değerlisini ve fazlasını bulacak..
hazreti bayezid-ı bistami şöyle demiştir; arayanlar bulamaz; ama bulanlar hep arayanlardır....
belkide evrene gelmiş en korkunç varlık...
bence insanın diğer bir adı şeytandır. ondan daha kötü bir tanımlama varsa oda insandır.
şöyle bir örnek vereyim size; o insan ki yaşadığı gezegendeki bütün yabanıl memelilerin yüzde seksen üçü (83) ve o gezegende yaşayan bütün bitkilerin yüzde ellisinden fazlasını (50.9) yok etmiştir.
yetmemiştir, insanlık tarihinden beri kendi türünden zayıf olanları dönem dönem yok etmiştir bu yok etmelerin yüzde 98.5 undan insan sorumludur ! bizzat.
Yapılan bütün tanımların eksik olduğu kavram. Bence biz; insan nedir, neler yapabilir, bilmiyoruz. Muhtemelen tam olarak nasıl bir şey olduğumuzun farkında bile değiliz.
yeryüzünün başına gelmiş en büyük felaket. dünyaya yaşamak için gelen fakat aptallığıyla dünyayı yok etmeye başlayan varlık. düşünebilmesiyle övünen fakat düşünerek havayı kirleten, düşünerek doğayı yok eden, düşünerek kendi türünü ve diğer türleri zevk için öldüren (dünyada bunu yapan başka canlı yok).
*düşünebilmek insanoğlunun mucizesidir diyorlar ya bence bu durum tam bir felaket.
insan insan derler idi,
insan,nedir şimdi bildim.
can can deyu söylerler idi,
can,nedir şimdi bildim.
başlık sayesinde açtım arkada çalıyor. ne güzel yazmış,muhyiddin abdal.
Muhsin, bir insan onursuz, namussuz, ahlaksız, şerefsiz doğmaz. Sen hiç ahlaksız bir bebek gördün mü muhsin? Görmedin tabi. Ama insan yaşadıkça yoksunlaşır muhsin, ahlaktan, onurdan, namustan, şereften.
-suz/-sız'laşıyor da insan sızlamıyor vicdanı muhsin. Vicdanımızdan da yoksun kalıyoruz. insan olmak tecrübesini bir bebek kadar bilemiyoruz muhsin. Zamanımız tersine akıyor galiba.
nereden geldiğini, nereye gittiğini, bu dünyâya niye geldiğini bilmeyen ve bütün işi yemek-içmek ve nefsinin istekleri peşinde koşmakdan ibâret olan kişinin hayvandan farkı yoktur.
önce yalnızlaşmaya çalışıp bunun için milyonlar harcayan, apartman daireleri, korumalı sitelere kapanan sonra da lan ne memen bu yalnızlık deyip sosyalleşmeye çalışan mahluk.
hamama giren terler. sosyalleşmek için evin mahalle arasında olacak. akşam dinlenmelerinden feragat edeceksin. geleni gideni ağırlayacaksın. sonra gene rahatını bozup sen onlara gideceksin.
düğünü cenazeyi ihmal etmeyecek, gideceksin.
hangisi daha iyi hala bilmiyorum ama şu sistem de fena değil. yazlık sistemi. yazın 8 ay yazlıkta kalacaksın. tabi yazlığı şehirleşmemiş bi yerden alıcan. kışın da gelip şehirdeki evinde kalıcan.
ınsan bazen kendini kaçırıp gitmek istiyor. neden her şey gelip "biz" olan o insana dayanıyor? ve neden ifade - susuş arasında mekik dokuyamıyoruz? susarken bile konuşuyoruz. kendi bedenimizi kendimizle sürüklüyor, gidemeyecegimiz o atlantis diyarı için düş kuruyoruz. hepimiz birbirimizden farklı iken neden birbirimize çok benzeriz? nedir bizi birbirimize çeken mıknatımsı yapışkanlık? soru sormadan duramayız, soru sorunca da çıkamayız işin içinden. ucundan tutsak, uca tutsak kalıyoruz. biz aynıyız kardeşlerim. farklı görünürken bile yalnızca bir düş sisi var üzerimizde. anlamlandiramadigimiz her neyse yine de o anlamsız tutsaklık bizi birbirimizle benzer kılar. kendimizi bırakıp gidemiyoruz. kaçırıp götüremiyoruz. elimize gelemeyecek kadar akışkan bir su damlası gibi. susuzuz ve denizin suyunu içsek susuzlugumuz giderilmeyecek. size söyleyeyim o sırrın nedenini : çünkü hatamız ınsan olmak, ınsan olmayı degıstırememek.