yurdum insanının (ben de dahil)anlıyorum ama konuşamıyorum gibi klasik sorunuyla cebelleştiği lisan.
eğer konuşamıyorsanız "yabancı müzik dinle, yabancı film/dizi izle çok yardımı oluyor" gibi akraba tavsiyeleriyle karşılaşmanız mümkün.
ortaokul, lise, üniversitede hazırlıkta derken yaklaşık 5 sene gördüğünüz ingilizce eğitimiyle şu an şakır şakır konuşmanız gerekirken, sistem gereği her sene "hadi hooop en baştan" düşüncesiyle cümle bile kuramıyoruz.
evet, anlıyoruz fakat konuşamıyoruz. bu nedenle iş de bulamıyoruz. işimiz olmadığı için cebimizde de paramız yok. paramız olmadığı için de dil kursuna, yurtdışına falan da gidemiyoruz.
böyle bi kısır döngü globalizminin içindeyiz. böyle globalleşmenin falan da aq ben.
kabak yerine zucchini diye bir kelimenin kullanıldığı dil. niye taktım bilmiyorum ama sırf şu kelime bile insanı ingilizceden soğutmaya yetiyor.
ulan ingilizlerin ne güzel courgette diye bi kelimesi var, amerikalılara nereden esmiş de zucchini demişler bilmiyorum ama çok saçma geliyor be. hani kabak az bilinen bi bitki olsa gam yemeyeceğim ama öyle de değil ki...
dünya üzerinde konuşması ve yazması en zevkli dillerinden biridir. yani türkçe konuşmasam ingilizce konuşurdum galiba, ama dil yeteneğim yok ne anlıyorum ne konuşuyorum. (bkz: orta seviyede ingilizce bilmek)
6 yaşımdan beri** dersini aldığım, daha en başından beri(ki bu zamanlar boyum 1.50 ya var ya yok, hayata dair hiçbir bok bilmiyorum, dizilerin banttan değil de canlı olarak gösterildiğini, nasıl böyle bir şey yapılabileceğini düşünerek geçiriyordum zamanımı, sübyanım lan bildiğin) kendisinin müdavimi olacağımı anladığım, gerek kibar bir konuşma tonuna sahip olmasıyla(bu ingiliz aksanı ve avustralya aksanında çok iyidir), gerek bunu bana öğreten neredeyse tüm öğretmenlerimin iyi birer eğitim almış olmaları, aynı zamanda da bana ve sınıf arkadaşlarıma dost yakınlığıyla muamele etmeleri, gerek bize sunulan kitapların diğer devlet kitaplarına göre eğlenceli gelmesi(bir sürü aktivitesi falan var; müziğinden tut ilginç mi ilginç okuma parçalarına kadar), gerekse ilerleyen yaşlarımda da evrensel bir niteliğe sahip olduğunu öğrenmemle sıkı sıkı tutunduğum, çoğu zaman sanal alemle olan ilişkimin baş nedeni olan, mutlaka öğrenilmesi gereken hoş dil.
şimdi bu dilde feminen masculen diye bir olayın olmaması başlı başına baş tacı edilmesine sebeptir. konuşurken acaba bu kelimeyi neye göre değiştircem falan diye düşünmezsiniz. belki konuşması ya da dinlemesi bir fransızca kadar hoş değildir ama öğrenmesi de konuşması da kolaydır kesinlikle.
türkiye'de çoğu kimsenin biliyorum demeye ve konuşmaya çekindiği dildir efendim. "neden çekiniyorsun kardeşim" diye çemkirmeyin hemen, herkesin cnn muhabirleri gibi ingilizce bilmesinden mütevellit hemen yapıştırıyorlar "senin ingilizce de fatih terim ingilizcesinden hallice diye." sırf kimse konuştuğum yabancı dil hakkında yorum yapmasın diye ispanyolca öğrendim.
şans eseri bir lordun milleti toplayarak bundan sonra dilimiz ingilizce! ''emergency'' diye yazılıp ''imörcınsi'' diye okunuyor diye açıklama yaptıktan sonra şimdi s*ktirin gidin konuşun bu dili demesi ile ortaya çıkmış yeryüzüne en hakim ve en saçma dildir.