fatih akının diğer filmlerini de toparlayıp bir kaç günde seyretmeme neden olmuş harika bir filmdir. duygusal bir anımda seyrettiğimden midir bilmem çok ağlatmıştır, çok da umutlandırmıştır.
romantik leziz bir yol filmi. fatih akın imzalı. dün tekrar izledim, sıcaklığı buram buram romantik tavrı tekrardan etkiledi. hani oturup sevgiliyle, eşle patlak mısır eşliğinde sarmaş dolaş izlenilesi bir film bence. kaşık pozisyonunun rahatlığı süper bir detay. gene ülkeler arası kültürel politik ince detaylar da mevcut. onlar da fazlasıyla ilgi çekiyor aynı gemideki harikulade esrar içiş sahnesi ve sıcak diyaloglar gibi.
birçok çiftin favori filmi olabileceğini anlamakla beraber duvara karşı 'yı 10'la çarpar 20'ye böler yaklaşımları bu filme ağır kaçar. zaten tarzlar farklı. romantik yol filmi nere harbi sert bir film nere? hiç bağdaşmayan bir kıyas olur o bence. zamanında crash 'le american history x için buna benzer bir kıyas yapmıştım. anımsadığım kadarıyla american history x katlıyordu kendimce. bu tarz genellemeler ucu sakat yerlere temas etse de yaptığım kıyas daha su götürür cinste kuşkusuz. ırkçılık paralelinde ortak yön içeriyor filmler. ama cidden temmuzda çok farklı bir film. duvara karşı çok farklı!
bence akın külliyatının en baba filmi duvara karşı'dır! temmuzda ise özel sıcak bir romantizm vadediyor. ve bunu hiç kasmadan son derece şeker bir tavırla götürüyor.
kuşkusuz iyi bir film. ama diğeri başyapıt!
severek izledim. çok abartılı bir şey beklemeyin ama güzel bir aşk filmidir. tavsiye ederim.
not: almanca bir filme altyazı sentronu nasıl yapacağımı düşünürken evrensel bir dil olarak gözüme çarpan küfür imdadıma yetişmişti, çok gülmüştüm.*
bazı insanlar, mekanlar, kitaplar, filmler hatta kıyafetler özel olur. Özel insanları hatırlattığı için paylaşacağınız zaman iki kere düşünürsünüz. işte bu film her karamsarlığa kapıldığımda bana güneş olur, gözlerim kapalı yola çıkma isteğini hissettir.. Güneşi sevmeme etken, parayı önemsememe ön ayak olmuş içimi ısıtan yapım.. *
danielin naifliğine, julinin özgürlüğüne, yormayan ülke geçişlerine ve hatta bir de mutlu sona sahip film. gel gör ki film bittiğinde benim için belli belirsiz bir hüzün asılı kaldığını fark ettim havada. hiç başınabuyruk olmamışlığın, hep farkındalıkla ve sorumlulukların bilincinde geçecek bir hayatın başlarında olmanın hüznü olabilirdi bu, bilmiyorum.
juli, kendine bir kader yazdı, çoğu insanın yapamadığını yapıp. zigzaglar çizilmiş olsa da istediğini aldı. kendi gibiydi, aşıktı, karşıdakinin onun hakkında ne düşüneceğini önemseyerek değil olduğu gibi davrandı.
gemide danielin onu bırakıp gittiğini düşünerek karşılaştıklarında intikam almak isteyebilirdi, meleki deliler gibi kıskanıp danieli elinde tutmaya çalışabilirdi- tam da bunları düşündüğüm esnada ego denen şeyin ne kadar güçlü olduğunu fark ettim- ama yapmadı. bu film de olsa sadece severek ve oluruna bırakarak da mutluluğun yakalanabileceğini gösterdi.