geçen günlerde sınıftayız, ben arkadaşlarla muhabbet ederken kafamda saçın bşaladığı bölge kaşınmaya başlıyor, kaşıyorum. bu sırada karşımda oturan işsiz arkadaşım eline telefonunu alıp fotograf çekmeye girişiyor ve benim tek gözlü suratım resimde alelade bir şekilde belli oluyor, korkuyorum ulliminati ruhumu ele geçirdi.
varsa ne olacak yoksa ne olacak? boktan hayatlarınızı yaşamaya devam edeceksiniz ve birbirinize "sikko çok iyi yazıyo yeeaaa" diyeceksiniz.
edit: eksileyen arkadaşlar dikkat etsin. ben böyle yazıyorum, neden? illuminatinin peşini bırakmanız için. ben de onlardan biriyim. aha bak meme ucumu boyayıp göz yaptım. şşttt
edit 2: illuminati de sikimde değil, maykıl da, siz de. gömdüm.
iç halka olarak kabul edilen 10 zenginin yönettiği ekonomik güç.
2 amerikalı, 3 arjantinli, 2 fransız, 1 gÜney korelÌ, 1 ingiliz ( sonuncuyu unutmus olmakla beraber) bankeri varmıs bu onluda.
herşeyde isimleri geçiyo bunların. artık dalgası bile yapılıyo ama şu bi gerçek ki onlar varlar ve heryerdeler. çoğu kişinin ölümünden sorumlular ve nedense bu ölen insanlar hep doğrudan insalıktan yana olanlarıydı.
ya illuminati değil de, artık her alanda " aha bu illuminatici. " diye ortaya çıkan videolar ve magazinel haberler o kadar yordu ki bünyeyi, yakında bazı salaklar üçgen eritme peynire de illuminati diyecekler... ciddiyim !
geçenlerde işyerinde kahvaltı yapıyorum...işte çay, üçgen peynir ve simit...bizim işyerinde illuminati deşifrecisi de yanımda oturuyor sohbet ediyoruz...tam o sırada simitten bir susam peynirin tam ortasına düştü...adam hemen irkilerek ayağa kalktı...
- illuminati yerde, bak işte burada bile...susam göz...peynir de üçgen...herşeyi gören göz... ne kadar kaçsam da, peşimden geliyorlar...
hiç ses çıkarmadım...aldım simitimi, peynirimi çalışma odasına geçtim.
not : yaşanmıştır.
gizliliği kalmamış olan örgüttür. şimdi daha önce de yazmıştım ama yine yazayım istedim. böyle bir örgüt vardır efendim. yani gerçekten de varolmuştur, öyle hayali bir örgüt falan değildir. kuruluş tarihi de 1776dır. işin tartışılan kısmı ise bu örgütün bugün de halen var olup olmadığı, var ise ne çeşit organizasyonlar düzenledikleri ile ilgiliydi. 1990lara kadar bu konu hakkında bazı komplo teorileri dolaşıyordu. bu örgütün halen var olduğunu iddia edenler, aynı zamanda bu örgütün iyi bir şekilde gizlendiğini de savunuyordu. ancak son 20-25 yıldır illuminati ismini ve sembollerini her yerde görüyoruz. dolayısıyla bunun gizli bir tarafı kalmadı. ancak bu örgütün işlevi ve kimlerden oluştuğu konusunda halen belirsizlikler var. olayın gizli tarafı budur yani.
şimdi bir an için bilinmeyenleri falan bir kenara bırakalım. olayı tersten yorumlayalım. 18. yy sonları... ne oluyor o dönemlerde? endüstrileşme ve beraberinde gelen liberalizm rüzgarları. burjuva sınıfının inanılmaz yükselişi. şimdi, çocukken burjuvaziyi ezberlettiler bize ama ben burjuvazinin o zaman yakaladığı gücü ancak üniversitedeki hocalarımdan birisi anlattığı zaman anlayabilmiştim az çok. öyle bir şey düşünün ki insanlar, aileler koskoca devletlerin kaderleriyle oynamaya başlıyorlar. ve bu insanlar ne kral ne de dük. sadece paraya sahip oldukları için böyleler. şimdi biz zannediyoruz ki para her devirde şimdi olduğu gibi değerliydi. alakası yok. devlet eskiden bütün ekonomiyi bir şekilde kontrol ederdi. ve para çoğu yerde pek bir anlam da ifade etmezdi. çocukluğunu küçük köylerde geçirenler bilir, o köylerde kimse cebinde parayla gezmezdi. çünkü parayla satın alınacak bir şey yok! ekmeğini kendin yaparsın, yemeğini kendin yaparsın, meyveni sebzeni kendin yetiştirirsin. kışın yakacak odunun fazlaysa, o altından da değerlidir. her şeyle takas yapabilirsin. ama para pek işe yaramaz. parayı kullanmak için şehre gitmen lazımdır çünkü, o da kışın mümkün bile olmaz. yazın da haftada bir araba gelir zaten. işte sanayileşmeden önce avrupada da bu böyleydi. ama endüstrileşme ve rönesans parayı elinde tutan tüccarları, burjuva sınıfını çok güçlendirdi. artık koskoca devletler bile bazı işlerini yapabilmek için soylu bile olmayan ailelerin paralarına ihtiyaç duymaya başladılar. rotchild ailesi 19.yyın ilk yarısında öyle güçlü bir hal kazanır ki mesela, waterloo savaşında her iki tarafa da yüksek faiz karşılığı borçlar verirler ve bu da yetmezmiş gibi bir de spekülasyonlardan yararlanıp hisse senetlerinden para kırarlar. bu dönem sonrasında rotschild ailesine avrupanın diktatörü gözüyle bakılmıştır. gerçekten de kırım savaşı sonrası osmanlıya'da borç para vereceklerdir.
şöyle düşünün, 18.yya kadar devlet paraya hükmetti ve parayı hep kontrol etti. ancak 18.yy sonrası, parası olan bir aile (rotschildler) bütün avrupayı etkileyecek bir güce ulaşmıştı. yani artık parası olanlar devletleri kontrol etmeye başlamışlardı. rotschild ailesi sadece bir örnektir. onun gibi daha pek çok aile vardır muhakkak ama bunların sayısı yüzlerle ifade edilecek kadar da değildir muhakkak. şimdi şöyle düşünün.bu kadar büyük miktarda paralara sahip olsanız, bu parayla neler yapardınız? şöyle yapalım, seçenekleri ikiyle sınırlandırayım.
1- dilediğim gibi yaşar, her şeyin en lüksünü satın alır, her gün farklı bir otomobile biner, istediğimi yapardım.
2- benim gibi zengin olan ailelerle belirli konularda ittifak kurup, hazır yapabiliyorken devletleri kontrol eder, zenginliğimin ve gücümün devamını sağlardım.
siz ne yapardınız bilmiyorum, ama 1. grubu seçenleri arap milyarderler olarak düşünün. bunlar çok zengindirler ama ben şimdiye kadar hiç "dünyayı arap zenginler yönetiyor" diye bir komplo teorisi duymadım. bunlar salak salak şeylere para harcarlar çünkü, onlar için para, harcanmak içindir.
ama ikinci grup için para bir güç aracıdır. ayrıca zengin olmak, hiç bir açıdan marifet değildir. düşünün, devlet ordusunu önüne katıp elinizdeki bütün malları bir çırpıda alabilir. eee? ne işe yaradı onca zenginlik? o zaman mesele zengin olmakta değil, güçlü olmakta ve bunu da her daim devam ettirebilmekte. rotschild, rockefeller vs bu aileler 30-40 yıllık aileler değil. düşünün, pek çok devletten daha eski, daha güçlü aileler bunlar. para mesele değil. zenginlik de değil. mesele bunları kontrol etmek. eskiden o iş devletin göreviydi. şimdi ise demokrasi geldi halk kendi kendini yönetiyor... nah yönetiyor! millete sorsanız, yüzde kaçı zenginlerden alınan vergilerin artmasından yana olacaktır? belki yüzde 90ından fazlası. ama onun yerine devlet, zengin fakir herkesin içtiği sudan vergi alır, kullandığı elektrikten alır, benzinden alır, doğalgazdan alır. bi sor bakalım halkın yüzde kaçı bunu istiyor? demokrasi, zırlayan bebeğe verilen emziktir. bebek kendini kandırır onunla. o sırada bazı insanlar gemiciklerini yürütürler. işte mesele budur. siz attığınız bir oyla, kimin başa geleceğine 20 milyonda bir oranında karar vermiş olursunuz ama birileri elinde bulundurduğu güçle, zenginlikle; o başa gelenlerin yüzde 90 oranında neler yapacağına karar verirler mesela. işte olayın özeti budur. şimdi düşünün, kim kimi yönetiyor?
edit: imla
anlamı latince enlil tehditi olan örgüt. aydınlanmak değil yani. zaten az mantıklı olsanız adamların kendi kelimelerini yarattığını, onun ilk anlamının aydınlanmak olmadığını görebilirdiniz. ayrıca (bkz: enlil)
o kadar güçlüler ki neredeyse 2 senedir adam gibi bir hit parça çıkaramıyorlar.
gaga ve katt parry ninkilerin üzerinden bu kadar geçti. evet hani şarkı? dinleyecektikte köleleri olacaktık ya hani?
belki gerçektir ve böyle şarkıda ,resimde, oyunda göz-üçgen arayan angutları gördükçe kahkaha atmaktan bir tarafları bile şişiyordur.