bir adet resim çantası, içinde kuru, sulu ve pastel boyalarla birlikte orta boyda resim kağıtları. artı bir de gözlüklü ve kıvırcık saçlı resim hocası.
Ben hic resim yapmazdim arkadaslarla lak lak yapardim, bana asik olan bir kiz vardi o resimleri yapardi bana verirdi bende yapmis gibi ogretmene gosterirdim.
herşey bi yana ilköğretim 4. sınıftan lise 3'e kadar resim derslerinden çok iyi para kaldırdım. millet resim çizemezdi, ödevlerini ücreti mukabilinde yapardım. çok para kaldırdım çook.
fallik bir resim hocası vardı, sınıftaki kızları çok severdi, resimleri getirmeyen kızların resim notları karnede 5, resimleri getiren biz erkeklerin resim notları 2 idi. sınıftaki tüm erkekler topluca şikayet etmiştik müdüre ama bir sonuç çıkmamıştı.
kendini rönesansın kızı gibi gören kibirli bir öğretmen, ama orta 2'de türkiye şampiyonu olunca birden notlarım değişti,
akan sulu boyalara rağmen 5 alırdım sınıftakiler benden iyi yapar 4 alırdı, uyuz karı millete de 5 versene cebindeki not mu azalıyodu da beni zan altında bırakıyordun.
iki tane tepe arasından geçen dere aşağıdaki eve doğru iner. bahçelidir ev ve bahçesinde mutlaka hayvanlar barındırır. görmeden çizilen cennetlerdir o sayfalar.
milli bayramlar veya önemli günler öncesi, öğretmen günün anlam ve önemiyle ilgili ödevler verirdi hep. bu sefer cumhuriyet bayramı vardı.
Ders esnasında çantasından bir poşet içinde, kartondan değişik yazı tiplerinde kesilmiş harfler ve rakamlar çıkardı. Kimisi italik, kimisi normal birkaç farklı tipteki bu harf ve rakamları bizlere dağıtıp örnekler almamızı istedi.
italik harfleri ilk defa o zaman gördüğümden değişik geldiler bana ve ilgimi çekti, örnekler alıp ders bitiminde birkaç renkli karton alarak evin yolunu tuttum.
Ne yazacağımı pek düşünmedikten sonra. evet pek düşünmedim. o yaşta bildiğim mottolaşmış sloganlar dışında pek yaratıcı olduğum söylenemez. Bir satıra "29 ekim" diğer satıra da "yaşasın cumhuriyet" yazmaya karar verip, kartona harfleri ve rakamları hizalayıp yapıştırmaya başladım. Bittiğinde biraz farklı geldi gözüme yazı ama pek takılmadım.
bir sonraki derste öğretmen herkesten ödevlerini yukarı kaldırıp kendisine göstermesini istedi. Standart uygulama olarak içlerinden güzellerini seçip herkesin görmesi için tahtaya çıkarıyordu.
Sırayla bakarken bana geldiğinde bir an duraksadı, kafasını yana yatırdı, dudağını büküp kafasını salladı ve "al resmini tahtanın önüne geç" dedi.
şaşırmıştım. çünkü bariz yeteneksizdim resim konusunda, her hafta başka başka arkadaşlarım tahtaya güzel güzel resimlerle çıkarken, geçen senelere rağmen bu benim için bir ilkti.
Her neyse hoca resmimi herkes gösterip;
-bakın arkadaşınız değişik ve yaratıcı bir çalışma yapmış italik harflerle. Normalde sağa yatık olması gerekirken, normal harfler gibi dik bir şekilde kullanmış ve güzel bir hava yakalamış.
Dedi.
Kafama o an dank etti hocanın neden beni tahtaya çıkardığı. Italik harfleri bile doğru şekilde kullanamamış ve yeteneksizliğimi burda da kanıtlamıştım. işin ilginci hoca bunu bilerek yaptığımı sanmış.
-Benden beklenmeyecek hareketler bunlar öğretmenim, bilerek yapmamıştım onu ben.
Diyemedim tabi. ilk defa yaptığım bir resim beğenilmişti. O anın büyüsünü bozmak istemedim.
kağıdın alt tarafını yeşill üst tarafını mavi, kahverengi iki dağ arasıdan çıkan sarı güneş, gri yol, (benim pastelimde yoktu mecbur siyah beyaz kullanırdık )4 pencereli 1 kapılı kırmızı çatılı evdir.
yoktu yetenek yani nabalım.
hiç unutmam o kocaman iki dağın arasından gelen nehir hep aynı çizgi yapardım ilkokulda ki resim dersleri bana şunu öğretti o dağdan geleni yavaş yavaş büyütecekmişiz ilk nokta gibi sonra ağzımıza girecek şekilde hah bunu öğrendim.