aliler ayşeler çöp adamlar ilginç şekillerden oluşan bulutlar ince gövdeli ağaçlar kısa kısa çimler ve birde mavi gözlü ince belli leyla hocam. neden böyle hocalar lisede ve üni de derslere girmez ki? tam akıl başa yetiyor böyle hocalar da derse girmemeye başlıyor ahh ahh.
o değilde ilkokulda çok başarılı çöp adam çizerdim, ne olduysa lisede oldu. ergenliğie bağlıyorum ben bu durumu. lisede resim dersinden 2 kere üst üste kalarak türk milli eğitim tarihine geçtiğime inanıyorum.
renk körü olmamdan mütevellit renklerini arkadaşlardan öğrenerek, boya kalemlerine ağaç gövde rengi, çimen rengi gibi renk isimlerini yazarak muhtemel öğretmen azarından/sopasından yırtmaya çalışmak.
2 dag, 1 gunes, bacasi tuten kulube, 2 adet elma agaci, nadiren ortadan akan nehir ve 1 ailedir. hepimiz ayni seyi yapardik lan. bir de triplere girerdik, zannedersin ugultulu tepeler cizmisiz.
tatil dönüşü tatilde neler yaptığının resmini çizmekti. iyi şimdilerde resim dersi yok.
normal zamanlarda da serbest resim çizmek vardı buda hep standarttı. ev, ağaç, ağaca dayalı merdiven, dağ, dağdan gelen dere vs.
malozun önde gideni bir çocuk vardı. benim önümde oturuyordu, arkasını dönüp sulu boyamı yere atıp pislik pislik gülmüştü. ben de durmadım gidip onun pastel boyalarını yere attım ve üstüne bastım. çocuk bundan sonra psikopata bağladı gözleri falan döndü bi anlayamadım ben bişeyler oldu çocuğa. tuttu boğazıma yapıştı öldürüyor beni. ben de zayıf cılızım daha üçüncü sınıftayım zor aldılar beni elinden manyağın.
resimleri büyüklere yaptırmak. Resime dair zerre kadar yeteneğim yok yani bir saat oturup çizmeye çalışır sonra teyzeye telefon edilip yardımı istenirdi genelde. Akılda kalan budur. Elde kalan ise pastel boyalar, sulu boyalar, bir de guaj boya (hala öğretmenin neden aldırdığını anlayamıyorum) onlar da misafir çocuklarının susması için kullanıldı.
genel olarak resim ve el kabiliyetinden yoksun öğretmenler tarafından çocukken soğutulduğumuz ve çizmeye zorunlu olduğumuz resimlerdir.
müzik hocamız girerdi resim dersine. kadın gercekten kendi branşında iyi olsada resimde berbattı. neyse.. defterin sağ alt köşesine deniz, ortasına yarı kum yarı çayır çimen çizerdim. sol tarafında piknik yapan insanlar olurdu. iki aile yapardım hep. kuru kalabalıktan başka bişey değil ama işte. denize giren bebeler olurdu. simit cizerdim etrafına boyardım renkli renkli. ip atlayan çöp adam ve kız çizerdim. kızların saçları hep böyle tavşan gibi uzun iki kulak şeklinde olurdu. güneşim, bulutlarım olurdu..
yıldız diye bişey vardı hoca beğenirse atardı. 2 haftada bir kocaman yıldız alırdım hocadan sonra koşa koşa anneme gösterirdim sözlük. yazları yaz resimleri, kışları kış resimleri çizer mevsimleride takip ederdim.
monami pastel boya ve üzerindeki krala benzeyen resim, nova color kuru boya, zengin çocuğunun 5865'li suluboyası, rengarenk elişi kağıtları, tavşanlı makaslar, hiç yapıştırmayan hani böyle ruj gibi çevirince çıkan yapıştırıcı, uhu ve kokusu.
müdürün odasına şu an mantığını anlayamadığım sebepten ötürü çerçevelenerek asılmış pastel boya resim çalışmam. odadaki tek çerçeveli resim benimdi. müdür de müdürdü.
Bazıları için çok sinir bozucu olabilecek anılardır. Yazılanlara şöyle bi göz gezdirdim. Büyük bi çoğunluk güzel şeyler yazmış. Resim dersi dendiğinde aklıma gelen ilk şey dersten ucu ucuna geçmiş olmam, "resim dışındaki dersleri 5 olan fakat resimden kalacak adam" oluyordum az daha.