nedensiz değildir.
bazen zamansız yakalar, bazen göstere göstere gelir. estirir yaprağını başında, savurur saçlarını oradan oraya.
bazılarına çok yakıştırılır. oysa yalandır, şairlere inanma!
peki bana ne oldu şimdi böyle? tanımlayıp geçecektim oysa..
şunu tavsiye edip gideyim bari. http://fizy.org/#s/16s26y
sabah işe gitmek zorunda olduğunu bilerek sıcak yatağını terketmektir. yastığa bir öpücük, yatağa son bir bakış. öyle ayrılmalı sabahları. çarşaftaki kıvrımları kazımalı beyine, akşama kalacağım yerden devam edeceğim diye sözler vererek ayrılmalı oradan.
Onsuz yapamam ki ben, onsuz duramam. bir şeyleri başarabilmek için hep çok daha fazla çaba harcamak zorunda kaldım. ardından sanki o çaba, koca bir bok yığınıymışçasına bir basitliğe kurban gitti.
"Hayır, nasıl olur, neden?" sorularına ne bir cevap bulabildim, ne de bir muhatap.
Üzüntünün, kederin zarif ve asil olanı. Bir annenin oğlunu askere gönderirken hissettikleri gibi, kızı gelin olan bir babanın duyguları gibi, sevgili hatırlandığında yüzde geniş gülümseme oluşturan duygular gibi. Umuttur hüzün aslında, hüzünlenmek umut etmektir.
öyle mutsuzlukla, acıyla, çaresizlikle karıştırma bu hissi. kıyaslama, hatta yan yana getirme bile. hüzün öyle tarifsiz bir haldir ki, kahkahalarının ardından yakışır yakana. dolar gözlerin de sebebini açıklayamazsın. zaten yoktur sebebi. bazen bir ağlama nöbetine eşik olur hüzün. sebep sormasınlar diye öyle yalvarırsın ki yaradana, verecek cevabın yoktur çünkü.
hüzün bazı yüzlere çok yakışır aslında. kahkaların ardına gizlenmiş muzur bir histir hüzün. öyle herkes görmez, belki de görmek istemez. birileri fark ettiğinde de kıskanırsın hüznünü. gizlemekte zorlansan da kendini gizlersin o gözlerden. eninde sonunda sorular yağacaktır üzerine. anlamazlar hüznün emanet bir organ gibi ruhuna sirayet ettiğini. anlamazlar kendine yakıştıramadığın hüznünün, kimselerle paylaşamayacak kadar kıymetli olduğunu.
öyle başka kelimelerle süslemeye çalışma hüznü. o tek başına, tüm hayatına müdahale edecek kadar güçlü.