beyoğlu caddesi'nde, gecenin on bir buçuğunda, soguk bir istanbul gecesinde, sevgilinin sıcaklığı bedende hissedilmişken, o sevgilinin bağırarak söylediği "sana aşığım" cümlesinin duyulduğu an.
lise mezuniyeti. "oh be" demek, alınan gazla birkaç arkadaş toplanıp okul üniformalarını yakmak, ateşin üstünden atlayıp halay çekmek.
kalabalık bir ortamda hep beraber kahkahalarla gülmek.
çok sevilen bir grubun konserinde, kafayı kaldırıp gözleri kapatarak yalnızca sese odaklanmak. eddie vedder dinlenilen her an. (bkz: hard sun)
size masumiyetini gösteren, size gülümsemeleriyle mutluklarını veren bebeklerle ve çocuklarla geçirilen tüm anlar...
hiç tanınmayan ufacık bir bebeğin kocaman gülen gözlerinizi görünce gülümsemeye başlaması, ellerinizi gel diye açtığınızda pusetinden size doğru gelmeye çalışması...
boktan geçen bi sınavdan sonra "ya kalırsam nolacak" hesapları yaparken, hocanın seni yanına çağırıp kağıdın üzerindeki notu göstermesi. "4,5" yazısına gözlerinin dolması ve "ulan o kadar mı kötü yapmışım" diye düşünürken kağıdın yukarısında "95,5" yazısını görmen.. hocanın "finalde de böyle yaparsan A veririm, aferin" demesi. Akabinde sevinçten mal olmak..
herkesi öpmek gelmişti içimden. herkesi.. darısı diğer derslere.. *
-sevgiliye sarılıp uyuma
-Türk kahvesi ve pipo
-Boğaza karşı nargile
-Bir dağ evinde yalnız başına yaşamak
-Dünya'nın marxist yapıda bir enternasyonal devlet haline geldiğini görmek
-Çok susadğında su içmek
-Pazartesi sabahı temiz ve ütülenmiş çamaşır bulmak
-Akşam evde sıcak yemek bulmak
-vs.