katıldığı her programda,mavi marmara nın amacının yardım götürmekten ziyade gazze deki ambargonun kalkamasını sağlamak ve dünyanın dikkatini yeniden gazze ye çekmek olduğunu söyleyen (ki bunuda başardılar) son derece karakterli yazılar yazan gazetecidir.birileri o geminin orda ne işi vardı diyor ya onlara ithafen.
yaşayan en büyük şair/devrimci, dava adamı, baba...
bugün köşesini kızının yazdığı bir şiire ayırmış. ee hakan albayrak ve emira albayrak çiftinin evladı olmak kolay iş değil. babası anadolunun inanmış, iman sahibi bir kahramanı; validesi bosna'nın cesur kahraman bir müminesi... "ayşe albayrak" ın bir parçası orada, modern dünyanın en aşşağılık katliamlarından olan srebrenica' da..zulmün 15.yılında babasına ağlayarak okuduğu şiiri:
fettullah gülen hocaefendinin Mavi Marmaradakilerin "Şehit olmaya gidiyoruz" diye yola çıktıklarını, bile bile ölüme gittiklerini, onların şehit sayılamayacağını söylemesi üzerine kendilerine şu cevabı vermiştir:
Öncelikle şunu ifade edeyim ki biz 'bile bile ölüme' gitmedik.
"israillilerin yolumuza çıkmayacaklarını, yolumuza çıksalar bile önümüzü kesmekle veya bizi rotamızı değiştirmeye zorlamakla yetineceklerini, gemimize saldırmayacaklarını umuyoruz; saldırırlarsa kendimizi savunuruz ama ölümüne değil; direnişimiz sembolik olur ve israillilerin gemiyi ele geçirmelerini engelleyemeyeceğimizi anladığımız yerde biter" diyerek gittik.
Aklımızdan "işin ucunda ölüm de olabilir" diye geçirdik tabii, fakat bu ihtimali göz önünde tutarak gitmekle 'bile bile ölüme gitmek' aynı şey değil.
Velev ki "Şehit olmaya gidiyoruz" diyerek gitmiş olalım; Gazzeli kardeşlerimizin mustarip olduğu korkunç ambargoyu yarmak niyetiyle yola çıkan, Allah yolunda mazlumların imdadına koşarken öldürülen dokuz arkadaşımızın "şehit sayılamayacağına" nasıl hükmedebiliyorsunuz?
Ashab-ı Kiram'dan Amr Bin Cemûh (radyallahu anh), Uhud'a, "Allâh'ım! Bana şehidlik nasîb et! Beni mahrum ve me'yûs olarak ev halkımın yanına döndürme!" diye dua ederek gitmemiş miydi? Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem), Uhud'da katledilen bu zâtı "cennette gördüğüne" yemin etmemiş miydi?
...
...
...
Bizimle niye uğraşıyorsunuz Hocam?
Bizimle uğraşmakta niçin ısrar ediyorsunuz?
Ne adına, kimlerin hatırına?
Zât-ı âliniz ve cemaatiniz ile aramızdaki gönül bağını zedelememek için bizim gösterdiğimiz hassasiyeti siz neden göstermiyorsunuz?
HiZMET'e hürmet ve muhabbetimiz elbette baki; fakat Ümmet-i Muhammed'in ve bütün insanlığın kanayan vicdanını temsil eden Mavi Marmara aleyhindeki anlaşılmaz tutumunuzdan ötürü teessüflerimizi bildiririz, vesselam.
kendisi mavi marmara'dayken gerçekleşen bir olayla ilgili yazı yazmadığı için samimiyetsizlik ve yalakalıkla suçlanan yazar, abim. bu adama her şeyi söyleyebilirsiniz, ama inanın, şu ülkede samimiyetsizlikle suçlayabileceğiniz en son insanlardan birisidir. ve kaynak götüm değildir, arzu eden varsa göndereyim kitaplarını, okuyun, kendiniz karar verin. ayrıca ;
mavi marmara'yı sevmeyen bir kardeşine güzel bir yazı yazmıştır. çok sağlam bir ayar olmuş niteliktedir. tabi bu yazının muhatabının kim olduğu hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte nihat genç olduğu rivayet ediliyor.
[http://http://yenisafak.com.tr/Y....2010&y=HakanAlbayrak ]
Tunus, Yemen, Mısır'daki ayaklanmaları sadece yoksulluğa isyanla izah etmek yanlış. Sadece demokrasi talebiyle izah etmek de yanlış. ikisi de var. Ve bir şey daha: Kendi kendilerini ululayıp duran, düpedüz ilahlık taslayan, halkın kendilerine kulluk etmesini isteyen ve kula kullukta zafiyet gösterenleri itip kakan kibirli idarecilerin fiyakalarına tükürerek insanlık haysiyet ve şerefini kurtarma azmi... Devrim gündeminin hülasası Mısır sokaklarından yükselen şu sloganda: "Hürriyet, Ekmek, Haysiyet".
Facebook ve Twitter olmasaydı Mısır'da böyle bir ayaklanma olamazdı diyorlar ya, o da yanlış. Mısır halkına saygısızlık. 1977'deki büyük ayaklanmada internet filan yoktu. "Kifaya!" (Yeter!) hareketi 2004-2005 yıllarında Hüsnü Mübarek yönetimini beşik gibi sallarken Facebook daha Mısır'a ulaşmamıştı, Twitter daha doğmamıştı. Geçen sene Kahire'nin göbeğinde yönetime meydan okuyan grevci işçiler de internet cafe'lerden çıkıp gelmemiştiler. Kahire Tahrir Meydanı'ndaki bir arkadaşım telefonda dedi ki: "Mısırlılar sanki kuzu kuzu rejimin dümen suyunda gidiyorlardı da Facebook ve Twitter onları titretip kendine döndürdü havasının yayılmasından çok rahatsızız. Biz ilk defa ayaklanmıyoruz kardeşim. Rejime muhalefeti yeni öğrenmiyoruz. Bu ülkede köklü muhalefet gelenekleri var. ihvan-ı Müslimin var, sosyalistler var, komünistler var, bunların asırlık mücadeleleri ve ödedikleri ağır bedeller var..."
Soru: Bu işin önde gidenleri islamcılar ve sosyalistlerse, nasıl oluyor da Mısır Devrimi'nin 1 numaralı temsilcisi Muhammed Baradey oluyor? Kahireli arkadaşımın bu soruya verdiği cevap şöyle: "ihvan-ı Müslimin'den bir lideri sosyalistler ve diğer köklü muhalefet grupları benimsemezler, ihvan-ı Müslimin de onlardan bir lideri benimsemez. Demokrat kimliği ile öne çıkan Muhammed Baradey, Mısır'daki köklü muhalefet gruplarından hiçbirisiyle alâkası olmadığı ve dolayısıyla bunların arasındaki rekabetlere de bulaşmadığı için geçiş döneminde ideal bir lider olabilir. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı olarak dünyada kazandığı saygınlık da önemli."
"Geçiş dönemi"nin altını çizdi arkadaşım. "Tam demokratik bir ortamda yapılacak serbest ve şeffaf seçimlere kadar" dedi. "Sonra, sandıktan kim veya kimler çıkarsa..."
- Devrimin tamamına ereceğine kesin gözüyle mi bakıyorsunuz?
- Bu bir halk hareketi. Rejimin halkı katliamdan geçirmeye hazırlandığı söyleniyor. Halk, kurşun yağmuru ve bombardıman altında kıyamını sürdürürse onu takdir ederiz. Geri çekilmeyi tercih ederse de onu ayıplamayız. Ama insanlar öyle bir aşamada evlerine dönseler bile devrim bitmiş olmaz. Bu muharebeyi kaybetsek de harp devam edecek.
Hakan Albayrak 1968 yılında Federal Almanya'da doğdu. ilkokul birinci sınıftan itibaren hikayeler yazdı. 11 yaşındayken "Kral Klaus Bir Eş Arıyor" isimli tiyatro oyunundaki kral rolünü reddetti, vezir rolünü başarıyla oynadı. 1980 yazında Türkiye'ye "kesin dönüş" yapan Albayrak, 12 eylül günü çabucak büyüdü. Develi imam Hatip Lisesi, Gebze imam Hatip Lisesi, Gebze Lisesi, Ankara Çankaya Lisesi ve Cumhuriyet Ticaret Lisesi'nde okudu.
Bir gün inşaatta, bir ay mobilya mağazasında, 15 gün Milli Gazete'nin dağıtımında, 4 ay Ankara Şık Düğme'de, iki saat bebe donları satan bir mağazada, üç ay Çağdaş Sanat Tiyatrosu'nda, 11 ay Zaman Gazetesi'nde, 10 ay da Belde Gazetesi'nde çalışan Hakan, 1983 Ağustos'unda "Halka Işık" dergisini, Şubat 1989'da da Nihat Genç'le birlikte "Çete"yi çıkardı.
Daha sonra bir dönem Konya'da Merhaba Gazetesi'nde çalıştı ve "Medeni Haklar Mücadelesi" kampanyasını başlattı. Lakin istanbul'un cazibesine dayanamayıp göç etti. Meydan Gazetesi Dış haberler servisinde yanlış kullanılan dini ve siyasi kavramları çaktırmadan tashih etti.
Hakan Albayrak'ın asıl yurtdışı serüveni ihlas Haber Ajansıyla başladı. intifada'nın ilk günlerinde Gazze ve Kudüs'teydi. Yine iHA aracılığıyla Bosna'ya gitti. iHH temsilcileriyle orada tanıştı ve 1 Ocak 1994'te Saraybosna iHH temsilcisi oldu. 1995 başında ise evlenip istanbul'a döndü. Yeni şafak Gazetesi'nde çalıştı. Ayrıldı. Milli Gazete'de yazmaya başladı
Yazılarında kimi zaman Werner Hugo mahlasını kullanan Albayrak, daha sonra da Gökhan Özcanla birlikte editörlüğünü üstlendiği Gerçek Hayat dergisini kurdu.
2000 yılında Milli Gazetede yayınlanan bir makalesi nedeniyle, 5816 sayılı Atatürk Aleyhine işlenen Suçlar Hakkında Kanuna muhalefetten,
2003 yılında 15 ay hapis cezası aldı. Ceza infaz Yasası kapsamında cezası 1/3 oranına indirildi ve 6 ay Kalecik Cezaevinde kalarak mahkumiyetini tamamladı.
Evli ve 2 çocuk babası olan Hakan Albayrakın halen Yeni Şafakda günlük, Gerçek Hayatta da haftalık makaleleri yayınlanmaktadır.
abd başkanı barack obama, "adalet yerini buldu" demiş... islam dünyasında katliam üstüne katliam yapan, sonra bu katliamlara verilen cevapları bahane ederek daha büyük katliamlar yapan abd'nin yöneticileri -obama dahil- mahkûm edilip cezaları infaz edilmedikçe, ne adaleti?
Afganistan'da, Pakistan'da her gün masum sivilleri öldürüyorlar. Öldürüyorlar ve doğru dürüst bir özür bile dilemiyorlar. "Terörle mücadelede olur böyle şeyler" havasındalar. Irak'ta belki 1 milyon masum sivilin kanına girdiler, adeta soykırım yaptılar. Onu da "terörle mücadele"nin hatırı için sineye çekmemizi bekliyorlar.
Bu katliam süreci Üsame Bin Ladin'e mal edilen 11 Eylül saldırıları üzerine başlamıştı, fakat Batılı emperyalistler o saldırılardan önce de islam dünyasında böyle terör estiriyorlardı. Canları çektikçe Irak'ı bombalıyor, çoluk-çocuğu havaya uçuruyor, amansız ambargolarıyla da masum Iraklıları katlediyorlardı. Öte yandan, israil vasıtasıyla Filistinlilere ve Lübnanlılara kan kusturuyorlardı. Durmadan Müslümanlara zulmediyor, islam topraklarında durmadan bozgunculuk yapıyor, ama zalim ve bozguncu sıfatlarını daima Müslümanlara yükleyip "Biz ıslah edicileriz" diyorlardı.
Üsame Bin Ladin'in "El Kaide"si işte bu akıl almaz arsızlığa, bu akıl almaz müstekbirliğe, bu akıl almaz caniliğe bir cevap olarak doğdu. Bu cevabın makul olan tarafları var, makul olmayan tarafları var. Makul olmayan taraflarından bir tanesi, emperyalizmle mücadelede sivillerin de öldürülmesine -en azından Amerikalı sivillerin öldürülmesine- cevaz verilmesi yahut sivillerin taammüden öldürüldüğü bazı eylemlerin -mesela New York'taki ikiz Kuleler'e saldırıların- hoşgörülmesi.
El-Kaide tam olarak nedir, kimlerdir, nerede başlar ve nerede biter, Üsame Bin Ladin El-Kaide'nin ne kadarını kontrol ediyordu, hangi eylemlerin sorumluluğu Üsame Bin Ladin'e aitti veya değildi, bunlar çok tartışma götürür. Fakat 'genel geçer' Üsame Bin Ladin ve El-Kaide imajının Müslümanlar tarafından ciddi bir tahlil ve eleştiri süzgecinden geçirilmesi gerektiği muhakkak. Son zamanlarda bunu bizzat Üsame Bin Ladin ve yakın çevresinin de yaptığını duyuyor, umutlanıyorduk. (Üsame Bin Ladin'in iki yardımcısı, Zevahiri ve Atiyetullah, yakın zaman önce "Sivillerin kanı dökülemez" yolunda açıklamalar yaptı ve El-Kaide'ye mal edilen tekfirciliği de reddetti.)
Mezkûr imaj, Ümmet-i Muhammed'in çözmesi gereken bir meseleyi ifade ediyor. Mutedil Müslümanlar elbette "Kafirler ne kadar zulmederlerse etsinler biz onlarla mücadelede fıkıh çerçevesinin dışına çıkamayız" diyecek, düşmanla mücadelede haddin aşılmasına karşı çıkacaklardır. "Terörle mücadele" yahut "özgürlük ve demokrasi" uğruna yüzbinlerce masum sivili gözünü bile kırpmadan öldürebilen ve dünya kamuoyunun bunu makul karşılamasını isteyen ABD ise, El-Kaide yahut başka bir örgütün emperyalizmle mücadelede sivillerin de kanına girmesini kınama hakkına sahip değildir.
Yeryüzünde mütemadiyen fesat çıkaran ve masum sivilleri kitleler halinde öldürüp duran ABD'nin, kendini maşeri vicdanın temsilcisi ve adaletin kılıcı gibi takdim ederek, Üsame Bin Ladin'i 'yargılamasını' ve 'infaz etmesini' içimize sindirebilmemiz mümkün değil, mümkün olmamalı.
Üsame Bin Ladin'in ABD tarafından Pakistan'da öldürüldüğü haberi üzerine bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Dünyanın en tehlikeli ve en sofistike terör örgütünün başının bu şekilde ele geçirilmiş olması herkese ibret vesilesidir" demiş... ABD değil, israil değil, El-Kaide mi dünyanın en tehlikeli terör örgütü?
ABD Başkanı Barack Obama, "Adalet yerini buldu" demiş... islam dünyasında katliam üstüne katliam yapan, sonra bu katliamlara verilen cevapları bahane ederek daha büyük katliamlar yapan ABD'nin yöneticileri -Obama dahil- mahkûm edilip cezaları infaz edilmedikçe, ne adaleti?
Bu kahpe düzenin çarkına tüküreyim (Ah bir tükürebilsem)!
***
Üsame Bin Ladin gerçekten öldürüldü mü, bilmiyorum.
Öldürüldüyse, Allah Teala ecrini arttırsın ve taksiratını affeylesin